Ana içeriğe atla

Kayıtlar

kitap etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Rangers - Fenerbahçe maçı 90 dakika sonu

İkinci yarıya çok daha istekli başladı Fenerbahçe. İkinci gol için rakip kaleye yüklenirken yaptığı ataklar özellikle sol kanatta Kostiç'in yaptığı ortalara dayanıyordu. 60 ile 65. dakikalar arasında Rangers beraberlik golüne çok yaklaşsa da savunma ve kaleci İrfan Can'ın gününde olması umutlarımızı sürdürmeye yetti.  İkinci gol, sağ kanattan gelişen atak sonucu geldi. İkinci golün ardından J ose Mourinho'nun yaptığı değişiklikler ile çok daha baskılı bir futbol ortaya koyduk. Üçüncü gole çok yaklaştığımız ataklar olsa da ne yazık ki şutlar kaleyi bulmadı.  Rangers'ın arada bulduğu net fırsatlarda ise İrfan Can başarılıydı.  Şimdi uzatmalarda ve belki de penaltı atışlarında belirlenecek tur atlayan takım. Uzun zamandır izlediğim en heyecanlı ikinci yarı olduğunu ekleyerek notlarımı sonlandırayım.  Sonuç ne olursa olsun, 3-1'lik ilk maçı çevirmeyi başardı Fenerbahçe. Tebrikler, umarım turu geçen taraf olmayı da başarırlar. 

Dorian Gray'in Portresi / Oscar Wilde

Remzi Kitabevi'nin Ağustos 1968 tarihli ikinci baskısından okudum bu klasik romanı. Dilimize Ferhunde ve Orhan Şaik Gökyay çevirmiş. Günümüzde yapılan çeviriler daha özenli oluyor. Bu baskıda, romanda Fransızca olarak geçen kimi bölümlerin çevirisi yapılmamış. Oysa dip not şeklinde bu ifadelerin Türkçesi verilmeliydi. Dizgiye dair de sorunlar var. Sanırım yeni tarihli baskılarda bu sorunlar giderilmiştir.  Alt metinlerle, göndermelerle dolu bir roman Dorian Gray'in Portresi. Bunları bilmeden, fark etmeden de okunabilir elbette. Yayınlandığı dönem tartışmalara sebep olmuş, kimi bölümleri sansürlenmiş. Yakın tarihli baskıları, "sansürsüz" ibaresiyle okuyucuya sunulmuş.

Psikopati / Saul Black

Polisiye romanların klişeleriyle dolu, Hollywood filmlerinden aşina olduğumuz "kahretsin", "aman tanrım", "kahrolası" kalıplarının bolca kullanıldığı çevirisiyle mısır patlağı tadı veren bir kitap Psikopati. Saul Black'ten okuduğum ilk ve büyük olasılıkla son eser. Vaktinizi daha iyi eserleri okumak için kullanmanızı öneririm. 

Gece Yarısı Kütüphanesi, Matt Haig

Matt Haig'in çok satan romanı Gece Yarısı Kütüphanesi'ni okudum. Dilimize Kıvanç Güney tercüme etmiş. Karamsar bir başlangıcın ardından, farklı bir kurgu ile ilerleyen roman, umut dolu bir finalle bitiyor.  Matt Haig'den okuduğum ilk eser Gece Yarısı Kütüphanesi. Akıcı bir dille yazılmış. Bir çok felsefeciden alıntılar yapılmış. Çocuk ve gençler başta olmak üzere, her yaştan okuyana mesajlar içeriyor. Dediğim gibi, başlangıcı karamsar ve bu bölümlerde, roman kahramanının tespitlerine takılmamak ya da daha açık söylemek gerekirse, hak vermemek gerekiyor. Bu fikirlerin, depresyonun dibindeki bir kişinin hayata dair tespitleri olduğunu unutmanızı önemle hatırlatırım. İlerleyen bölümlerde bu depresif düşüncelere fazla gönderme yok zaten. 

Ay ve Şenlik Ateşleri / Cesare Pavese

20 senede bloga eklediğim 428. kitap etiketli yazı Ay ve Şenlik Ateşleri oldu. İtalyanca aslından Rekin Teksoy'un özenli çevirisiyle Can Yayınları'ndan Şubat 2008 tarihli 3. baskısından okudum.  Romanı tek cümle ile anlatmam gerekse, hüzün ve çaresizliğin romanı derdim. İkinci dünya savaşı sonrası İtalya'nın kuzeyindeki küçük bir beldede geçiyor anlatılanlar. Amerika'ya gidip zengin olarak doğduğu yere dönen anlatıcının orada kalanlarda geride bıraktıklarını araması, yüzleştiği gerçeklikler ve çaresizlikler. Göçmenlik, gidip başkası olma ama bir yandan da aynı kalma halleri, gidip geldiğinde bıraktıklarının değişimi ya da yanı kalması... Garip bir durum olsa gerek. Yazar yaşanılan ikilemleri okuyanın içine işleyen bir gerçeklikle ortaya koymuş.  Savaş sonrası İtalya'nın derinlikli bir anlatımını okumak isteyenlere önereceğim bir eser. Pavese'nin yalın dilini çevirmekte ustaca bir iş başaran Rekin Teksoy'un da kalemine sağlık.  Belki bir önsöz ya da sonsöz il...

Dünyaya Yeni Gelen Okurlar İçin / Barış Bıçakçı

Kimi bir kaç cümlelik kimi bir kaç sayfalık anılarla dolu öykücükler ve tümünü bağlayan farklı bir kurgu. Barış Bıçakçı'nın son novellasını severek okudum.  Okuma heyecanını bozmadan, konusundan kısaca bahsetmek istiyorum. Halis Bey, emekli elektrik mühendisi. Ayşe ise başarılı bulunan bir öykü kitabı yayınlamış bir peyzaj mimarı ve tercüme yaparak hayatını kazanıyor. Tercüme bürosunda rastlaşıyorlar ve Halis Bey Ayşe'den anılarını öyküleştirmesini istiyor, ücreti karşılığında. Novella, Halis Bey'in anıları ve Ayşe'nin hayatını anlatan bölümlerle kurulmuş. Novellada yer alan bölümlerin her biri ayrı öyküler haline getirilebilecek derinlikte.  Ayşe'nin hayatına dair bölümlerde ülkenin gündemine dair göndermeler de yer alıyor.  Daha önce okuduğum eserlerinde olduğu gibi bolca Ankara var arka planda. Hatta Garson başlıklı bölümde Ankara başrolde. İstanbullular deniz yok, fazla gri dese de Ankara, Ankara'da yaşamaya alışmışlar için kendine has özellikleri ve güzelli...

Genç Kızlar Labirentinin Esrarı / Eduardo Mendoza

Facebook, Trends ve Twitter hesaplarımdan #hergünebirkitap etiketiyle paylaşım yapmaya başlayalı okuyacağın kitapları nasıl seçiyorsun diye soranlar oluyor. İşin doğrusu özel bir yöntemim yok. Tanıtım yazıları, dergilerdeki söyleşiler yol gösterici olsa da nokta atışı öneriler, tanıdıkların tavsiyelerinden çıkıyor.  Bu kısa ve belki de gereksiz girişin ardından gelelim Eduardo Mendoza'dan okuduğum ilk eser olan Genç Kızlar Labirentinin Esrarı romanına. Öncelikle bu romanı okumama vesile olan sevgili kızıma teşekkür ediyorum. Onun isteği ile sahafta bulup satın aldım Mendoza'nın 1990 yılında Remzi Kitabevi'nden çıkan romanını. Fransızca'dan Hüseyün Boysan çevirmiş dilimize. Neden orijinal dilinden çevrilmemiş anlamadım.  Roman, İspanya yakın tarihini kısaca özetleyen bir önsöz ile yayınlansaydı çok iyi olurdu diye düşündüm okuduktan sonra. Franco kimdir, 1936 - 1939 arasında yaşanılan İspanya İç Savaşı neden çıktı, kim kiminle savaştı gibi temel bilgileri bilmeden de oku...

Tehlikeli Şarkılar / Tuna Kiremitçi

Polisiye, severek okuduğum bir tür. Tuna Kiremitçi , beğenerek okuduğum bir yazar. Sevdiğim tür ve beğenerek okuduğum yazarı bir araya getiren Tehlikeli Şarkıları okuyup bitirmem, belki de bu yüzden, çok hızlı oldu.  Kitabın kapağında Bir Başkomiser Perihan Uygur Polisiyesi ifadesine yer verilmiş. Ahmet Ümit'in başkomiser Nevzat'ı, Emrah Serbes'in başkomiser Behzat'ı gibi Tuna Kiremitçi'nin başkomiser Perihan'ı varmış. Tehlikeli Şarkılar, Perihan Uygur'un, yanılmıyorsam, üçüncü macerası.  Yazarlığının yanı sıra müzisyen de olan Kiremitçi, müzik dünyasına dair ayrıntılarla süslü Tehlikeli Şarkılar'da iyi bildiği bir dünyayı anlatmanın konforu içinde. Bu ara yazarlarla yapılan söyleşi videoları izliyorum. Bu videoların birinde, yazar bildiği şeylerden yola çıkarak kurmalı romanını diyordu severek okuduğum bir isim. Bir diğer söyleşide ise, gene severek okuduğum başka bir isim, ben bilmediklerimi araştırıp kurarım romanlarımın çatısını diye açıklıyordu alem...

Gençliğin O Yakıcı Mevsimi / Erendiz Atasü

Cumhuriyet Gazetesi'ndeki makalelerinden tanıdığım Erendiz Atasü'nün 1999'da yayınlanan romanını okudum. Klasik akışlı romanları sevenleri üzecek bir tarzı var eserin. Zamansal sıralama da anlatıcı da sık sık değişiyor.  1970ler, üniversite olayları, gençlik hareketi, kadın erkek ilişkileri, benlik bölünmesi gibi bir çok konuya dair söyleyecek sözü var romanın.  Kullanılan kelimelerden midir cümlelerin yapısından mı tam emin olamadım ama okuması pek kolay olmadı. Kimi paragrafları ilk okuduğumda anlayamadığımı fark ettim.  İster roman olsun ister öykü, kurgu eserlerde bir sonraki sayfa - bölüm, neler olduğunu merak ettirecek yapının varlığı şart gibi geliyor bana. Gençliğin o yakıcı mevsiminde bu merak ögesini bulamadım. Romanı  okurken aklıma seneler önce izlediğim Sarı Tebessüm adlı film geldi. Şahika Tekand, Levent Özdilek ve Mahir Günşiray'ın başrolleri paylaştığı Seçkin Yasar'ın yazıp yönettiği filmde sevgi ve cinsellik konuları işleniyordu.  Erendiz Atasü...

Kadıköy Sevgilim / Ahmet Erol

2024 yılının ilk ayında bitirdiğim beşinci roman oldu Kadıköy Sevgilim. Ahmet Erol'dan okuduğum ilk eser. 2004 senesinden bu yana, bitirdiğim neredeyse tüm kitaplara dair notlarımı paylaşıyorum blogumda. Kadıköy Sevgilim'e ilişkin notlarımı ise yazmasam mı acaba diye çok düşündüm.  Günler süren gidip gelmeler, yazıp silmelerin sonunda okumakta olduğunuz yazıyı hazırladım.  Epsilon Yayınları'ndan Haziran 2021 tarihinde çıkan 195 sayfalık roman, anlatılanların tamamen hayal ürünü olduğu notuyla karşılıyor okuyucusunu. İçerikle ilgili notlarıma geçmeden ömrünün önemli bir bölümünü Ankara'da, bir yılını ise Paris'te geçiren birisi olarak; Gençlik Parkı'ndaki havuza göl denildiğine ilk kez tanıklık ettiğimi, Ankara Adliyesi'nin Sıhhıye'deki binasının yapımına 1978'de başlandığını ve 1987'de hizmete açıldığını ve  Paris merkeze 45-50 dakika mesafede balıkçı köyünün olmadığını  belirteyim. Bu bilgileri neden eklediğimi romanı okuma keyfini bozmamak adın...

Gölgeler ve Hayaller Şehrinde / Murat Gülsoy

@bloomberghttv  kanalında yayınlanan,  @eylulgormus 'ün hazırlayıp sunduğu  @pandoraninmeraki  adlı program sayesinde tanıdım  @murat_gulsoy 'u.  Eserlerini okumakta geç kalmışım. Gölgeler ve Hayaller Şehrinde adlı  #roman ,  @canyayinlari 'nca 2014 senesinde basılmış. Ben Nisan 2022 tarihli 7. baskısını okudum. Bir çok açıdan beni çok etkiledi Murat Gülsoy'un romanı. İyi yazılmış eserleri okuyunca, roman taslağımın üzerinde çalışmak zorlaşıyor.  İstanbul, doğu ve batının kesişme noktası. Şehirde yaşayanlar da iki kültürün çatışması ile hem beslenmiş hem öğütülmüş.  Roman, arka planda ikinci meşrutiyetin ilanı sonrası İstanbul'u anlatırken baba oğul ilişkisi, doğu batı çatışması, din-bilim-agostizm, yaşamın amacı gibi tek doğru yanıtı olmayan soruların üzerinde düşündürüyor. Gerçek kişilerle kurmaca karakterler öyle başarıyla harmalanmış ki kurgu zannettiğim karakterin gerçek, gerçek sandığım ismin ise kurgu olduğunu görünce çok şaşırdım...

Kırmızı Azap / Ayfer Tunç

Ayfer Tunç külliyatını okumaya devam ediyorum. Romanlarının ardından ilk kez bir öykü kitabını okudum. Farklı senelerde yazılmış dokuz öyküden oluşuyor Kırmızı Azap. Aynı adlı öykü, farklı üslubu ile en sevdiğim oldu. Henüz yazılmamış eserlerin potansiyel kahramanlarının, yazarın beyin kıvrımlarındaki macerasını okumak ilginç bir deneyimdi.  Öykülerin tümünde yoğun olarak hissettiğim keder oldu. Kahramanların anlattıkları, yaşadığı olaylar, kullanılan dil... Sanırım tüm bu saydıklarımın etkisi var, kitabın hissettirdiklerinde. 2014 yılında ilk baskısı yapılmış. Benim okuduğum Eylül 2022 tarihli 8. baskıydı. Can Yayınları'ndan çıkan Kırmızı Azap, 152 sayfa.

Osman / Ayfer Tunç

Kapak Kızı ile başlayıp Yeşil Peri Gecesi ile devam eden üçlemenin son kitabı Osman'ı da okudum. Her üç kitabı da mahallemizdeki belediye kütüphanesinden ödünç almıştım. İstanbul'un güzelliklerinden bir tanesi de kütüphaneler. Hele kitap fiyatlarının bu kadar yükseldiği günümüzde, okumayı sevenler için vazgeçilmezler.  Ayfer Tunç'tan okuduğum dördüncü romandı Osman. En kolay okunulanıydı aynı zamanda. İlk romanın görünmez kahramanı, kapak kızı Şebnem'in kocasının hayatını anlatmış bu kez Ayfer Tunç. 1992 yılında Kapak Kızı yayınlanırken üçleme olacağı belli miydi merak ettim. Yeşil Peri Gecesi'nde bu kez adı hiç geçmese de Şebnem'in hikâyesini kendi anlatımıyla okumuştuk. 2010 yılında ilk baskısını yapmış, serinin ikinci kitabı. Osman'ın Temmuz 2022 tarihli 10. baskısını okudum. 1992'den 2020'ye 18 sene geçmiş. Acaba ileride bir Teoman ya da Hülya romanı okur muyuz diye düşündüm son sayfayı bitirince.  Farklı anlatıcıların olayları kendi bakışlarıyl...

Yeşil Peri Gecesi / Ayfer Tunç

2024 senesinin tüm dünyaya barış getirmesini diliyorum, ben diledim diye savaşların bitmeyeceğini bilsem de.  Ayfer Tunç'tan okuduğum üçüncü roman Yeşil Peri Gecesi. Kapak Kızı adlı roman ile başlayan üçlemenin ikinci kitabı. Kapak Kızı'nı okumadan Yeşil Peri Gecesi'ni okursanız, iki roman arasındaki ilginç bağlantıları, ustaca yapılmış göndermeleri fark edememiş olursunuz. Edebi keyif için sırayı bozmamamızı öneririm. Ayfer Tunç külliyatı İstanbul'daki belediye kütüphanelerinde bulunabiliyor, kitap fiyatlarının bu kadar arttığı - gelirlerin düştüğü günümüzde, iyi ki var kütüphaneler.  Tek anlatıcı, az diyalog, yavaş tempo ve zaman içerisinde gidip gelmelerle gelişen roman. Romanın ilk sayfalarında anladığımız, kahramanın hayatını değiştirecek "son" ve bu sona yol açan tüm ömür, anlatıcının gözünden seriliyor okuyucunun önüne. Tunç'un romanında, temponun yer yer çok düştüğünü düşündüm. Sonra, romanı okumayı sürdürdükçe fark ettim ki bu yazarın bilinçli ter...

İmparator / Erol Toy

Senelerdir okumak istediğim bir romandı İmparator. Fehmi Çok'un hikâyesinin anlatıldığı romanı sonunda okudum. Evimizin kütüphanesinde de vardı ancak taşınmalar, şehir değiştirmeler derken romanın evdeki kopyasını arayıp bulmaktan kolay geldi mahalle kütüphanesinden  Doğu Kitabevi'nin 3. baskısını  ödünç almak.  1920 yılında, Büyük Millet Meclisi'nin açılmasının hemen öncesiyle başlayan roman 1971 muhtırasına kadar geçen 51 seneyi, sanayici Fehmi Çok'un bakış açısıyla anlatıyor. Erol Toy, yerli sermayenin nasıl biriktirildiği, konu hakkında bilgisi olmayanların da anlayacağı ölçüde basitleştirilerek açıklamış. Böyle olunca kimi sayfalar, sürecin teknik ayrıntılarıyla dolmuş. Ülkenin önde gelen sanayici ve iş insanlarını bir araya gelip, siyaseti kendilerine daha fazla kâr sağlayacak şekilde tasarlamaları, romanın inandırıcılıktan uzaklaştığı bölümler olmuş. Hangi ülkede böyle bir şeye izin verir vatandaşlar? Roman, ülkenin kuruluş sürecini de farklı bir perspektiften an...

Kapak Kızı / Ayfer Tunç

2023 senesinin başlarında, henüz emekli olmamışken, TRT Spor rejisinde bir kitapsever arkadaşımın önerisi ile Dünya Ağrısı adlı romanını okumuş ve çok etkilenmiştim. Ayfer Tunç'u 2023'e kadar neden fark edemedim diye epey üzüldükten sonra, geç olsun - güç olmasın dedim ve seneyi Ayfer Tunç romanlarıyla bitirmeye karar verdim.  Bu uzun ve muhtemelen gereksiz paragrafın ardından gelelim Kapak Kızı adlı romana. İlk baskısı 1992 yılında Simavi Yayınları'nca yapılmış. Ben Ekim 2022 tarihli Can Yayınları'ndan çıkan 22. baskısını okudum. Romanın sonuna eklenen yazarın notuyla birlikte 261 sayfa. Son notta, romanın yeniden yazıldığı, belki daha doğru ifadesiyle gözden geçirilerek çoğu cümlenin yeniden ele alındığı belirtilmiş. 2004 yılında yapılan bu yenilenmiş hâli ile ilk baskısını kıyaslamak isterdim, kim bilir belki bir gün fırsat bulurum. Yemekli vagonunda sigara içmenin serbest olduğu ve içki servisinin yapıldığı senelerde geçiyor roman. Karlı bir günde Ankara'dan İs...

Murtaza / Orhan Kemal

Cumhuriyet'in ilk seneleri, henüz çok partili sisteme geçilmemiş. Ebedi Şef İsmet Paşa'nın liderliğinde CHP'nin tek parti iktidarının son seneleri yaşanıyor. Trakya göçmeni, Balkan Savaşı sırasında şehit düşen Hasan dayısının kanını taşımanın gururu ve onun gibi zabit olamamanın hüznünü bir arada yaşayan Bekçi Murtaza'nın yaşam mücadelesini anlatıyor Murtaza adlı romanında Orhan Kemal, asıl adıyla Mehmet Raşit Öğütçü.  Geçenlerde Cihangir'de bir arkadaşım ile görüşmeden dönerken Orhan Kemal müzesinin önünde buldum kendimi. Defalarca önünden geçmiş ancak hep bir yerlere yetişme telaşından, gezme fırsatı bulamamıştım. Orhan Kemal'i oğlu Işık Öğütçü tarafından kurulan ve ayakta tutulan bir özel müze, Orhan Kemal Müzesi. Kadir Has Üniversitesi'nde çalıştığım günlerde Cibali'nin arka sokaklarında Orhan Kemal Sokağı'nı ve yazarın bir dönem yaşadığı evi görmüştüm. Müzenin görevlisinin verdiği bilgilere göre Cibali'deki ev, yazarın ailesi ile birlikte ki...

Çinçin Sahnesi / Yıldırım Şimşek

Ankara'da yaşadığımız dönemde Ankara Sanat Tiyatrosu'nda bir çok oyunda sahnede izlediğimiz, bugünlerde ise Aile dizisinde rol alan Yıldırım Şimşek'in anılarından oluşan Çinçin Sahnesi adlı eserini, bir solukta okudum.  Dorlion Yayınları'ndan Aralık 2022'de çıkmış kitap. Çıktığı günlerde sipariş vereyim diye düşünmüştüm ancak araya emeklilik, yeni işler, yeni kurulacak işler girince unuttum. Kısmet bugünlereymiş. İki bölümden oluşuyor kitap. İlk bölüm Yıldırım Abi'nin çocukluk ve gençlik yıllarına ait. Çalışkanlar Mahallesi, Çinçin, Aydınlıkevler, Siteler bölgelerinde geçiyor.  Sevgili Yıldırım Abi, babamın kuzeni.  Babamın dayılarının çoğunun yaşadığı Çinçin'e onları ziyaret etmek için gittiğimiz günleri hatırladım, anıları okurken. Biz Tuzluçayır'da oturuyorduk. Birbirine fiziksel olarak pek yakın sayılmayacak iki kenar mahallenin paylaştığı yoksulluk ve yoksunluk aynıydı. Anılarda geçen konuşmaları şive ile yazmasını çok beğendim. Satırları okurken kâ...

Koku / Patrick Süskind

Uzun yıllardır kütüphanede bana bakan, hep okumak istediğim ancak bir nedenle sıra gelmeyen kitaplardan birisiydi Koku. Patrick Süskind adlı Alman yazarın dünyaca ünlü romanını Tevfik Turan'ın çevirisinden okudum. Eserin, Can Yayınları'nın 1993 yılında çıkan 6. baskısıydı.  Yazar Alman, ancak roman Fransa'da geçiyor.  Jean-Baptiste Grenouille adlı kahramanın  1700'lerin ortalarında Paris'te başlayıp Fransa'nın güneyinde süren ve sonu gene Paris'te biten sıradışı hayatını anlatıyor. Romanı okuma keyfinizi yok etmemek adına ipuçları vermemeye çalışarak hazırladım bu yazıyı. Gönül rahatlığı ile okuyabilirsiniz. 1700'lerin ortaları Avrupa ve dünyanın tarihine damga vuracak bir takım gelişmelerin yaşandığı seneler. Fransa'da yaşanacak devrime yol açtığı da düşünülen savaşlar, açlık, sefalet romanın arka planını oluşturuyor. Son derece ayrıntılı betimlemeler var romanda. Sanki Süskind 1985 yılında yazmamış romanı, 1800'lerde Paris'te yaşayan biri k...

Saatleri Ayarlama Enstitüsü / Ahmet Hamdi Tanpınar

Okumakta geç kaldığım romanlardan birisini daha, geç olsa, bitirdim.  Saatleri Ayarlama Enstitüsü  Ahmet Hamdi Tanpınar'dan okuduğum ilk eser. Yazarın, okumam gerektiğini düşündüğüm bir kaç eseri daha var. Dergah Yayınları'ndan Eylül 2000 tarihli yedinci baskısından okudum bu önemli romanı. Birinci baskısı 1962 yılında yapılmış, ancak sanırım bu Dergah Yayınları'ndaki ilk baskısının tarihi. Romanın okuyucu ile ilk buluşması ise 1954 yılında Yeni İstanbul Gazetesi'nde tefrika olarak yayınlanması ile olmuş.  Benim okuduğum baskıda yayınevinin kısa bir sunuşunun ardından dört bölümden oluşan romana yer verilmiş. Eserin sonunda ise Berna Moran'ın Mart 1978'de Birikim Dergisi'nde; Mustafa Kutlu'nun Nisan 1983'de Yönelişler Dergisi'nde ve Beşir Ayvazoğlu'nun Temmuz 1985'te Töre Dergisi'nde yayınlanan makaleler okuyucunun dikkatine sunulmuş. Yayın tarihine göre sıralanmış bu makaleleri okumak, romanda dikkatimden kaçan kimi noktaların olduğu...

İş Hayatında Dönen Filmler / Esra Nihal İNCE

Esra Nihal İnce'nin ilk eseri, İş Hayatında Dönen Filmler'i bir solukta okudum. Önsözünde kısa roman olarak belirtilmiş eserin türü. Yazarı böyle söyleyince, okuyucu olarak bana düşen okuduklarımın kurgu olduğu bilgisini aklımda tutmak oluyor. Türkiye'de ve aslında tüm dünyada kadın olmak zor. Barbie filminde, Barbie'nin hayal dünyasında gördüklerimizin tümü ve fazlasını, Ken'ler olarak her gün yaşıyoruz. Ne yazık ki kadınlar, dünyanın tümünde varolma mücadelesi vermek zorunda kalıyor.  Kadın, çalışma hayatında da sadece cinsiyetinden ötürü türlü zorluklarla yüzleşiyor. Hele yazar gibi inşaat sektöründe çalışan beyaz yakalı bir kadınsanız, karşılaştığınız zorlukların sayısı ve türü çeşitleniyor, katmerleniyor. Yazar, tüm bu zorluklarla mücadelesini esprili bir dille anlatmış. Yazılanların kurgu olduğunu aklımızdan çıkartmadan, romanda gözlemlerinden yararlandığını düşünüyorum.  Her iş yerinin bir filmle özdeşleştirilmesi zekice bir buluş. Kısa tutulmuş bir eser, İş ...

Son haftanın en çok okunan 10 yazısı

Göksu Restaurant Nenehatun şubesi açıldı

ve beklenen gerçekleşti...Ankara'nın Sakarya caddesine açılan Bayındır sokakta yer alan Göksu, gönüllere taht kurdu. Gerek servisi, gerek yemeklerin lezzeti vazgeçilmezler arasına girdi. Mekanın Kızılay'ın göbeğindeki Sakarya caddesinde olması, kimilerini üzüyordu. Özellikle Kızılay'a hiç inmeyenler, kalabalığı sevmeyenler yukarılarda bir Göksu hayali kuruyordu. Uzun sürdü inşaat. Nenehatun caddesi ile Tahran caddesinin kesiştiği köşede yer alan binanın inşaatının neden bu kadar sürdüğünü pek anlamamıştım, düne kadar. Dışarıdan 4-5 kat görünen bina toplamda 10 katlıymış. Üstte 3 kat içkili restaurant (ki bu bölüm henüz açılmamış), girişte bekleme salonu ve bar-kütüphane, girişin altında işkembe ve kebapçı (ki bu bölüm hizmet vermeye başladı), işkembecinin altı tam kat mutfakmış, onun altında garaj-çamaşırhane ve en altta iki kat konferans salonu olarak düzenlenmiş öğrendiğime göre. İlk ziyaretime ait fotografları (binanın dıştan çekilmiş bir görüntüsü ve iştah açıcı) beğe...

Göksu Restaurant

Özellikle öğlen saatlerinde Kızılay, Sakarya civarında düzgün yemek yiyeceğiniz bir yer arıyorsanız en doğru seçim Göksu Restaurant olacaktır. Meşhur Otlangaç'ın karşısına denk düşen mekan, hızlı ve özenli servisi, lezzetli ve fahiş olmayan fiyatları ile bölge insanlarının gönlünde çoktan taht kurmuş. Öğle saatlerindeki kalabalığa karşın hızlı ve özenli servisin sırrı yeterli sayıda personel çalıştırmak olsa gerek. Yemeklerinde etsiz çeşitlerinin az oluşu dışında kusuru yok denebilir. Akşam servisini hiç denemedim, ancak akşamları Sakarya'ya gidenlere fazla hitabetmeyebilir. Afiyet olsun. GÖKSU RESTAURANT Bayındır Sokak No: 22 / A Kızılay - ANKARA tel 312 431 47 27 - 431 22 19

Yabancı dil öğrenmek üzerine: DuoLingo deneyimimim

kızımın çizgileri Ülkemizin kanayan yaralarından birisidir sanırım, yabancı dil öğrenmek. Onlarca kurs, yüzlerce kitap, saatlerce ders ve sonuç: anlayan (en azından anladığını düşünen) ve konuşamayan kişiler... Bir yerlerde bir sorun olduğu kesin, ama nerede? Farklı zamanlarda, 3 kez Fransızca kursuna gittim. İlk seferin ardından, aslında bir temel bilgim olmasına karşın, her seferinde en baştan başladım, hiç bilmiyormuşum gibi. Ne yazık ki kurslarda öğrendiklerim kalıcı olamadı. Şimdilerde, 70 gündür, her sabah DuoLingo ile çalışıyorum. Ücretsiz ve arada çıkan reklamlarla devam eden sürümünü kullanıyorum. Eminim farklı online dil kursları da vardır. Online platformda, kurslarda olmayan ne var diye düşününce bir kaç şey tespit ettim. Belki sizlerin de işine yarar diye paylaşıyorum: Yabancı dil öğrenmek, sürekli ve kesintisiz tekrar gerektiren bir süreç. Kurslar, sadece haftanın belli günleri, bir kaç saat için ve çoğunlukla, günün en yorgun olunan akşamlarında oluyor. ...

Hüküm Gecesi / Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Seneler önce okuduğum Yaban'ı saymazsam Yakup Kadri Karaosmanoğlu'ndan okuduğum ikinci roman oldu Hüküm Gecesi. 1926'da yazılmaya başlanılan eser, 1927'de yayınlanmış. Roman Osmanlı'nın son dönemine tanıklık eden Ahmet Kerim adlı kurgu karakterin gözünden anlatılıyor. İttihat ve Terakki'nin kabinenin içinde yer almadığı hükümet, sopalı seçim, Hürriyet ve İtilâf'ın kurduğu hükümet, Trablusgarp bozgunu, Uşi Anlaşması, Balkan bozgunu, Bab-ı Ali baskını... Anlatılsa roman olur denilen bir dönem, Hüküm Gecesi'nin tarihsel arka planı.  Romanın başkahramanı Ahmet Kerim'in Yakup Kadri'ye benzerliği dikkat çekici. Öyle ki romanın bir yerinde Ahmet Kerim İstanbul'un Sodome ve Gomore'yi andırdığını söylüyor, ki hepimiz Y. Kadri'nin aynı adlı romanını hatırlıyor. Y. Kadri'nin yaşam öyküsüne baktığımda o tarihlerde, tıpkı Ahmet Kerim gibi, gazetelerde çalıştığını okudum. Kurgu karakterler dışında Ali Kemal, Süleyman Nazif, Rıza Tevfik, Ahmet ...

Eski Maltepe pazarı eski yerinde yakında bizlerle...

Ankaralılar bilir, kot pantolondan araba teybine, ara musluğundan kuruyemişe ne ararsan bulabildiğin hem de uygun fiyata bulabildiğin bir pazar var(dı): Maltepe camisinin üst tarafından pazartesi dışında (o gün semt pazarı kurulurdu) her gün hizmet veren seyyar paravanlarla ayrılmış küçük dükkancıkların oluşturduğu bir pazardı. Bu pazarın bulunduğu araziye bir alışveriş merkezi yapıldı. Ankara'nın en ilginç mimarisine sahip olduğunu düşündüğüm Malltepe Park, eski pazar esnafının ahını almıştı. Sopalarla dövüle dövüle pazar yerinden atılan esnafın tutan ahı, Malltepe Park'ı iflas noktasına getirdi. Market, dükkanlar derken hayalet alış veriş merkezine dönüştü Malltepe Park. Sonunda alış veriş merkezi yönetimi eski (kendi deyimleriyle tarihi) maltepe pazarını Malltepe Park'ın içine taşımaya karar vermiş.  Bugünlerde hummalı bir çalışma sürüyor Malltepe Park'ta. Dükkanlar alçıpanla küçük dükkancıklara bölünüyor. Öğrendiğime göre şimdiden 70'ten fazla pazar esnafı taş...

Rangers - Fenerbahçe maçı 90 dakika sonu

İkinci yarıya çok daha istekli başladı Fenerbahçe. İkinci gol için rakip kaleye yüklenirken yaptığı ataklar özellikle sol kanatta Kostiç'in yaptığı ortalara dayanıyordu. 60 ile 65. dakikalar arasında Rangers beraberlik golüne çok yaklaşsa da savunma ve kaleci İrfan Can'ın gününde olması umutlarımızı sürdürmeye yetti.  İkinci gol, sağ kanattan gelişen atak sonucu geldi. İkinci golün ardından J ose Mourinho'nun yaptığı değişiklikler ile çok daha baskılı bir futbol ortaya koyduk. Üçüncü gole çok yaklaştığımız ataklar olsa da ne yazık ki şutlar kaleyi bulmadı.  Rangers'ın arada bulduğu net fırsatlarda ise İrfan Can başarılıydı.  Şimdi uzatmalarda ve belki de penaltı atışlarında belirlenecek tur atlayan takım. Uzun zamandır izlediğim en heyecanlı ikinci yarı olduğunu ekleyerek notlarımı sonlandırayım.  Sonuç ne olursa olsun, 3-1'lik ilk maçı çevirmeyi başardı Fenerbahçe. Tebrikler, umarım turu geçen taraf olmayı da başarırlar. 

Psikopati / Saul Black

Polisiye romanların klişeleriyle dolu, Hollywood filmlerinden aşina olduğumuz "kahretsin", "aman tanrım", "kahrolası" kalıplarının bolca kullanıldığı çevirisiyle mısır patlağı tadı veren bir kitap Psikopati. Saul Black'ten okuduğum ilk ve büyük olasılıkla son eser. Vaktinizi daha iyi eserleri okumak için kullanmanızı öneririm. 

Çobanoğlu Restaurant / Eymir Gölü - ANKARA

Senelerdir gidip geldiğim ve her seferinde huzur bulduğum Eymir Gölü ile ilgili ayrıntılı rehber hazırlama işine giriştiğimde, göl kıyısında yer alan mekânları ayrıca tanıtmam gerektiğini fark ettim.  Göl çevresinde araç trafiği tek yönlü olunca, Çobanoğlu'na araç ile ulaşmak epey sürüyor. Gölbaşı tarafındaki kapıyı kullanarak göl kıyısına girdiyseniz, göl çevresindeki turunuzun şık bölümünün son tesisi Çobanoğlu. Adını, geniş bahçesindeki Çobanoğlu çeşmesinden alan bu tesis, kahvaltı, gözleme, ızgara çeşitleri ve sıcak-soğuk mezeleri ile sağlam bir mutfağa sahip.  Eymir gölü, genişçe akan ve kıvrımlarla ilerleyen bir nehre benziyor, haritadan baktığınızda. Bu yüzden, Çobanoğlu'nda otururken küçük bir göl görüyorsunuz. Göl kıyısındaki diğer tesisler ise Çobanoğlu'ndan görünmüyor.  İster bahçesinde oturun, ister soba ile ısıtılan içerisinde çok keyif alacağınızı düşünüyorum Çobanoğlu'nda. TRT tarafındaki kapıdan, yürüyerek ya da bisiklet ile, trafiğin tersi yön...

Rangers - Fenerbahçe maçı devre arası yorumlarım

Blogumda futbola dair yazı sayısı fazla değil. Böylesini ise ilk kez deniyorum. Saat itibariyle 14 Mart 2025'e girdiğimiz bu dakikalarda, İstanbul'da 3-1 kaybettiği maçın rövanşında en az iki farklı galibiyet arayan Fenerbahçe'nin ilk yarısını 1-0 önde bitirdiği maçın devre arasına dair görüşlerimi kayda geçiriyorum. İlk yarıyı tek cümle ile özetlemem gerekirse, iyi oynamasak da golü bulduk, derdim. Rangers'ın oyunun kontrolünü elinde tuttuğu, arada kalemizde tehlikeli pozisyonlara girdiği, bizimse bir türlü organize ataklar geliştiremediğimiz bir ilk yarı izledik.  İkinci yarıda, uzatmalara gitmek için iki farklı galibiyet şart. Başka bir ifade ile, gol yemeden en az bir gol daha bulmalıyız. Talisca ve El Nesri gibi her an skora katkı yapabilecek oyuncuların olduğu Fenerbahçe, bunu başaracaktır.  Maç sonu yorumlarımı da sıcağı sıcağına kaydedeceğim. 

Dorian Gray'in Portresi / Oscar Wilde

Remzi Kitabevi'nin Ağustos 1968 tarihli ikinci baskısından okudum bu klasik romanı. Dilimize Ferhunde ve Orhan Şaik Gökyay çevirmiş. Günümüzde yapılan çeviriler daha özenli oluyor. Bu baskıda, romanda Fransızca olarak geçen kimi bölümlerin çevirisi yapılmamış. Oysa dip not şeklinde bu ifadelerin Türkçesi verilmeliydi. Dizgiye dair de sorunlar var. Sanırım yeni tarihli baskılarda bu sorunlar giderilmiştir.  Alt metinlerle, göndermelerle dolu bir roman Dorian Gray'in Portresi. Bunları bilmeden, fark etmeden de okunabilir elbette. Yayınlandığı dönem tartışmalara sebep olmuş, kimi bölümleri sansürlenmiş. Yakın tarihli baskıları, "sansürsüz" ibaresiyle okuyucuya sunulmuş.