Bu yazıyı hazırladığım 2 Nisan 2025 günü itibariyle Trabzonspor A takımı, Süper Lig'de 27 maçta 9'ar galibiyet - mağlubiyet ve beraberlik ile 36 puan toplayarak 10. sırada yer alıyor. Trabzonspor U 19 takımı ise U 19 Elit A Ligi'nde 26 maçta 18 galibiyet, 5 beraberlik ve 3 mağlubiyet ile 59 puan toplayarak, lider Galatasaray'ın iki puan gerisinde ikinci sırada. Bu arada Trabzonspor U 19 takımının üç maç eksiği olduğunu ekleyeyim. Bu eksik üç maçını da kazanırsa 7 puan farkla lider olması mümkün. UEFA Gençlik Ligi'nde yarı finale çıkan ve bu yolda İtalya'dan Juventus, Atalanta ve Inter'i eleyen takımımız, kupaya doğru emin adımlarla ilerliyor. Trabzonspor Fatih Sultan Tekke yönetiminde U 19'daki gençleri A takıma dahil etme stratejisini uygularsa uzun süreli başarının gelmesi işten bile değil. Gençleri bir kez daha kutluyorum. Kupayı ülkemize getireceklerine yürekten inanıyorum.
Zülfü Livaneli'nin Kaplanın Sırtında adlı eserini satın aldığımda Sultan Hamid Düşerken'in yarılamıştım. Örik'in romanının kalan yarısını, bir günde okuduğum Kaplanın Sırtında'dan sonra bitirdim. Eğer fırsatınız olursa sizlerin de her iki eseri okumanızı dilerim. Böylelikle gerçek anlamda bir tarihi roman ile tarihi roman olarak yazılmaya çalışılmış ancak anıların arka arkaya dizilmesinden öteye gidememiş bir eser arasındaki farkı çarpıcı bir şekilde görmüş olursunuz.
Nahid Sırrı Örik hak ettiği ilgiyi görememiş yazarlarımızdan. Osmanlı'nın son dönemlerinde doğmuş, farklı okullarda okumuş, farklı meslekler denemiş sonunda yazarlıkta karar kılmış. Sultan Hamid Düşerken adlı eseri 1947 yılında yazmış. Benim okuduğum metin günümüz diline sadeleştirmesi yapılmamış hâliydi. Kimi sözcükleri anlamak biraz zor olsa da metnin aslını okumayı her zaman tercih ediyorum.
Gelelim romana, öncelikle tarihi kişilerle kurgu karakterleri bir roman potasında eritmek nasıl olur sorusunun somut yanıtı Sultan Hamid Düşerken. Romanın baş kişisi, senelerce Osmanlı'da üst düzey bürokrat olarak çalışmış, gene uzun senelerdir nazır olarak çalışan ve bu hizmetleri sırasında aldığı rüşvetlerle kendisine yalı, köşk ve yüklüce mücevherattan oluşan servet yapmış Mehmet Şahabettin Paşa'nın evde kalmış denecek yaşa gelmiş, güzel ve hırslı, babasının akıl danışacağı kadar ülke siyasetini takip eden tek kızı Nimet. İkinci Meşrutiyet'in ilânı ile başlayan roman 31 Mart olayları ardından Harekat Ordusu'nun İstanbul'a girmesi ile sona eriyor. Bu süreç ülke tarihinin en önemli kırılma anlarından bence de. İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin bir yer altı örgütünden gün yüzüne çıkmasına, ülkenin kaderini eline almasına yol açmış. Romanda Cemiyet'e de Sultan Hamid yönetimine de eleştiriler yapılıyor. Bu anlamda taraf tutmaktan ziyâde olayları ortaya koyup yorumu okuyucuya bırakıyor.
Romandaki betimlemeler dönemin yaşamına dair çok değerli bilgiler içeriyor. Beni en çok etkileyen betimleme Şahabettin Paşa'nın Rumeli Hisarı'ndaki yalısından Bab-ı Âli'ye giderken geçtiği, bugünkü adıyla Çırağan ve Bayıldım caddelerini anlatımı. İşe giderken yürüdüğüm bu caddelerin 100 sene önceki hâlini gözümde canlandırmak çok keyifliydi.
Çok severek ve etkilenerek okuduğum bir roman oldu. Sizlere de öneririm.
Yorumlar
Yorum Gönder
Yorumlarınız denetimimden geçtikten sonra yayınlanacak. Beğenmediklerinizi hakaret içermeyen şekilde ifade edin lütfen.