Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ekim, 2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Rangers - Fenerbahçe maçı 90 dakika sonu

İkinci yarıya çok daha istekli başladı Fenerbahçe. İkinci gol için rakip kaleye yüklenirken yaptığı ataklar özellikle sol kanatta Kostiç'in yaptığı ortalara dayanıyordu. 60 ile 65. dakikalar arasında Rangers beraberlik golüne çok yaklaşsa da savunma ve kaleci İrfan Can'ın gününde olması umutlarımızı sürdürmeye yetti.  İkinci gol, sağ kanattan gelişen atak sonucu geldi. İkinci golün ardından J ose Mourinho'nun yaptığı değişiklikler ile çok daha baskılı bir futbol ortaya koyduk. Üçüncü gole çok yaklaştığımız ataklar olsa da ne yazık ki şutlar kaleyi bulmadı.  Rangers'ın arada bulduğu net fırsatlarda ise İrfan Can başarılıydı.  Şimdi uzatmalarda ve belki de penaltı atışlarında belirlenecek tur atlayan takım. Uzun zamandır izlediğim en heyecanlı ikinci yarı olduğunu ekleyerek notlarımı sonlandırayım.  Sonuç ne olursa olsun, 3-1'lik ilk maçı çevirmeyi başardı Fenerbahçe. Tebrikler, umarım turu geçen taraf olmayı da başarırlar. 

SDI IP dönüşümü üzerine

Gel de o sevgili arkadaşıma hak verme, ekmek tariflerinden RTÜK yönetmelik taslağı yorumuna, oradan SDI - IP dönüşümü üzerine fikirlerimden, tekrar ekmek tarifine ve hemen arkasından Mustafa Kemal Atatürk'ün 1919 öncesi yaşadıklarını kendi kaleminden anlattığı anılarına dair notlara... Böyle bir blog, nasıl düzenli okuyucu kazanır :) Bu arada, bu yazının sonrasındaki iki yazının adlarını da vermiş oldum, inşallah yakında bloga eklerim.  Konumuza dönersek, yazının başlığı size bir şey ifade etmediyse, ekmek tariflerine geçebilirsiniz. Çünkü çok dar bir çevreyi ilgilendiren, bu dar çevre için ise çok önemli bir konu hakkında yazmaya niyet ettim. SDI, serial digital interface kelimelerinin baş harflerinden oluşan bir kısaltma. Yayıncılık dünyasında, sistem analog PAL'den sayısala dönüşürken ortaya konuldu SDI. Stüdyo ortamının kablolamasından cihaz odasına, rejiye ve hatta iletim ve dağıtıma zincirin tümüne dair söyleyecekleri var SDI'ın. Yayıncılık dünyasındaki zincirden...

İnternet üzerinden yapılan radyo - televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetleri yönetmelik taslağı üzerine ilk değerlendirmeler

Sanırım bugüne kadar koyduğum en uzun başlık oldu :) Konu önemli olunca başlığın uzun olması doğal. Öncelikle hemen belirteyim, yanlış anlaşmalara yol açmayayım. Aşağıda listelediğim tespitlerim, üyesi olduğum kurum/kuruluş/dernek ve meslek odasını bağlamaz. Sadece kendi görüşlerimden ibarettir. Bu açıklamanın ardından, hızlı bir gözden geçirme ile oluşturduğum tespitlerimi paylaşabilirim. Daha ayrıntılı ve daha düzgün formatta bir değerlendirmeyi üyesi olduğum meslek odasının görüşlerine sunacağım. Yayıncılık dünyası ile internet gittikçe yakınsarken, sınırlar nerede başlıyor ve nerede bitiyor belirsizleşirken böylesi bir düzenleme taslağı oluşturmak gerçekten çok zor.  Madde 2 ile yukarıda bahsettiğim gri bölge tanımlanmaya çalışılmış. Madde metni tam olarak şöyle:  (2) Kurumun görev ve yetkileri saklı kalmak kaydıyla; a) Bireysel iletişim hizmetleri, b) Radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerini internet ortamından iletmeye özgülenmemiş platformlar, c) ...

Vasat Edebiyatı 101 / Taylan KARA

Taylan Kara'dan okuduğum ikinci kitap: Vasat Edebiyatı 101. Mayıs 2015 tarihli birinci baskısını okudum. Hayal yayınlarından çıkmış ve 111 sayfa. Yazarın Vasatlığa Giriş Dersleri adlı bir inceleme kitabı var. Önce onu okumanızı öneririm. O kitabında, vasat kimdir, neden vasat zevkleri vardır, çoğunluğun vasat olmasının sonuçları nelerdir gibi sorulara yanıtlar tartışılıyor. İki bölümden oluşan bu kitabında ise Taylan Kara öncelikle bir kaç eser üzerinden vasat edebiyatın özelliklerini gözler önüne seriyor. Örnek olarak seçtiği eserler Ahmet Altan, Perihan Mağden eserleri ile Olasılıksız adlı çok satan roman. Kara, bir dönem InsanBu.com sayfasının editörlüğünü yapmıştı. Bir okur olarak yazdıkları ile ilk tanışmam insanbu.com vesilesiyle oldu. Vasat Edebiyatı 101'in ikinci bölümünde yer alan yazıları, insanbu.com 'da okumuştum. Bu yazılarında edebiyat dünyasında ödüller, tanıtım yazıları, pazarlama etkinlikleri gibi araçların nasıl kullanıldığına dair çarpıcı tespitler var....

Evde baget ekmek yapımı

Öncelikle malzemeleri sıralıyorum: Un, süt veya su, kuru maya, pudra şekeri, Hindistan cevizi yağı, zeytinyağı, kekik, tuz ve tane kimyon. Gelelim tarife, mayalı hamuru hazırlıyoruz öncelikle. Ilık suyun içerisine bir paket kuru mayayı boşaltıyoruz. Su yerine süt de kullanabilirsiniz. Kritik olan sıcaklığı, ılık olması gerekiyor. Ardından bir miktar pudra şekerini mayanın üzerine döküyoruz. Şeker, mayanın en sevdiği şeylerden. Ardından un ve Hindistan cevizi yağını ekliyoruz. Güzelce karıştırıp üzerine bir kapak koyup ya 50 derece civarındaki bir fırına ya da ılık bir ortama alıp bekletiyoruz. Yarım saat 40 dakika kadar bekledikten sonra mayanın çalıştığını ve hamurun iyice kabardığını görüyoruz. Artık ikinci aşamaya geçebiliriz. Hamura şekil vereceğimiz alanı unluyoruz. Mayalanmış hamuru unladığımız alana aktarıyoruz. Koyacağımız baharatları zeytinyağı ve unla karıştırıp hamura ilave ediyoruz. İşlem hemen hemen bitti. Son aşama şekil vermek. Hamuru önce büyük bezelere ayırı...

vegan olarak 45 gün

Beni yakın tanıyanlar, geçici bir heves olduğunu düşünüyor. Büyük konuşmayı sevmem, bu yüzden haklılar mı zaman gösterecek demekle yetiniyorum. Vegan olarak ilk 45 gün, özlediğim bir lezzet yok. Öncelikle onu yazayım istedim. Mumbar dolmadan, kuzu şişe etin her türlüsünü yiyen birisi olarak, bir günde uygulamaya geçirdiğim kararım sonrası 4 Eylül 2018'den bu yana veganım.  Dışarıda yiyecek bulmak, kimi durumlarda zor oluyor. Özellikle vejeteryan ile vegan karıştırılıyor. Vegan için neler var diye sorduğumda kaşarlı tost / peynirli pide önerileri sıklıkla karşıma çıkıyor. En kolayı esnaf lokantaları. Mutlaka süzme mercimek oluyor, yanında da kuru bakliyat: nohut, fasûlye. Hamur işlerini pek yapmazdım eskiden. Şimdi mayalı hamurlu yiyecekler hazırlıyorum. Mayalı hamuru yoğurmak terapi gibi. Çocukların sıkmalı oyuncakları var ama onlara da daha fazla keyif veriyor hamur ile uğraşmak. Bir arkadaş ekşi mayanın da marketlerde satıldığını söyledi ve muhtemelen önümüzdeki günlerde b...

Ay Çöreği tarifi

Seneler önce gene bu blog acaba neden okunmuyor diye dertlenirken bir arkadaş demişti: "yemek tarifinin altında kitap notu, onun altında ise RDS ile ilgili teknik bir yazı olursa düzenli okuyucun olmaz elbette" diye. O zaman da demiştim, hâlâ aynı fikrimde ısrarcıyım: mal bu, okuyan okusun, okumayanın canı sağolsun. Bu kısa ve muhtemelen gereksiz girişin ardından gelelim tarife.  Öncelikle neden rengin nedenini anlatayım: Evde normal un kalmamış, çavdar unu ile yaptım. Bu yüzden renk koyu. Ancak siz sevgili / kıymetli okurlarıma söz, ilk fırsatta normal un ile yeniden yapacağım bu tarifimi... Pastanelerin en sevdiğim lezzetidir ay çöreği. Her yediğimde aklıma gelen, ancak sonra unuttuğum bir şeydi: evde ay çöreği yapmak. Geçtiğimiz günlerde 2 kilogram kuru üzüm gelince, denemek için fırsat doğmuş oldu. O zaman buyurun tarife. önce kek pişmeli, onu iç malzemesi yapacağız Ay çöreği iki aşamalı bir lezzet. Aslında yediğinizde siz de fark etmişsinizdir, içi ve dış...

Poğaça tarifi

Mayalı hamur ile çalışmak hem keyifli hem de kolay. Önemli olan hamuru doğru bir şekilde hazırlayabilmek. Hep söylerler elinize yapışmayacak kıvama gelmesi gerektiğini, ben bir türlü bunu becerememiştim. Katı yağ olarak Hindistan cevizi yağı kullanmamla birlikte bu problem ortadan kalktı. Tarif vereceğim merak etmeyin ama öncelikle biraz bu mayalı hamur konusunda bildiklerimi paylaşmak istiyorum. Öncelikle bu hamurun içerisinde canlı varlıklar var. "Maya" dediklerimiz bakteriler. Sütü yoğurda dönüştüren ya da şekeri alkole dönüştürenler de maya. İşte hamurumuzu kabartan varlıklarda bu sütü peynire ve yoğurda, şekeri alkole dönüştüren mayaların akrabaları.  İsterseniz artık tarife geçelim: Öncelikle malzemeleri sayalım. Un, maya, oda sıcaklığında katı halde bulunan bir yağ, su ve tuz. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta suyun sıcaklığı. Dediğim gibi maya canlı bir varlık ve suyun sıcaklığı, onun "aktive" olması açısından çok önem taşıyor. Hatırlarsanı...

Attila Ladanyi söyleşisi: Sayısal radyoda durumun özeti: Kral Çıplak

Sayısal karasal radyo konusunda epey yayınlanmış yazım ve bir de sempozyum sunumum var. Elektrik Mühendisleri Odası Ankara Şubesi'nin yeni yayınlanacak sayısı için de bir yazı hazırladım. Bir terslik olmaz ise Ocak 2016'da yayınlanacak bültende iki sayfada FM yayınlarındaki durumdan hareketle, sayısal radyo gerçekten gerekli mi sorusuna yanıt aramaya çalıştım.  Konu hakkındaki çalışmalarım bunlardan ibaret değil. Uluslararası kuruluşların başkanları ile üç söyleşi gerçekleştirdim. Aşağıda okuyacağınız söyleşi, sayısal karasal radyo konulu dördüncü uluslararası söyleşim. Bu kez konuğum Attila Ladayni. Ladayni, RDS Forum'un yönetim kurulu üyesi ve T&C Holding'in Chief Technical Officer'ı (Genel Müdür Teknik Yardımcısı denebilir sanırım Türkçe'de) 1. Sayısal radyo dönüşümü için dünya çapında birçok örnek var. Kimileri başarılıyken kimileri ise tam anlamıyla hezimet. Sanırım izlenecek tek bir doğru yok. Bu deneyimler ışığında bize, yani Türkiye’ye ne öner...

saatleri ayarlama enstitüsü

Ahmet Hamdi Tanpınar'ın eserinden ödünç aldım başlığı. Son günlerde daha sıkça duyduğum bir soruya yanıt vermek adına yazdığım bu yazıya, daha uygun bir başlık düşünemedim. Soru şu: Sabahın 4'ünde nasıl uyanık oluyorsun? Aslında çok kısa bir yanıtı var, ancak bu bir blog yazısı olduğuna göre biraz uzatmam gerek. Sabırsız okuyucular için kısa yanıtı baştan yazayım: Erken uyuyorum . Uzun yazı sevenler için devam edeyim... 24 saatlik döngüde önemli bir bölüm, bizlerin kontrolünde olmayan saatlerden oluşuyor. Uyku ve çalışma, "kontrolün bizde olmadığı" saatler. 6 saatlik gece uykusunun yeterli olduğunu düşünenlerdenim. Evden çıkış ile eve dönüş arasında geçen süre, benim için 12 saat civarında. Bu durumda 12 + 6 = 18 saat kontrol dışı zaman. Geriye kalan süre 24 - 18 = 6 saat.  Her ne yapacaksak bu 6 saat içerisinde olmalı. Çocuklarla ilgilenmek, akşam yemeği, ortalığın toplanması gibi işler babalık rutinleri. Kişisel temizlik, ve bakım, hobiler de gene 6 saa...

Sayısal radyoda resmi değiştirecek haber: Rusya DRM+'ı seçti.

Radyo yayıncılığı konusunda epey yazı yayınladım. Analog FM yayıncılığının sayısallaştırılması sürecine dair, sektörün önde gelen isimleriyle 5 söyleşi yaptım. Bu söyleşiler ve çalışmalarımın bana söylediği şey, FM'in kolay kolay terk edilemeyeceği ve radyo yayıncılığında sayısallaşmanın televizyon yayıncılığında sayısallaşma ile aynı kefeye konulamayacağıdır.  Yukarıdaki tespitimi yaptıktan sonra, gelelim yazının konusuna. IBC 2018'in en çarpıcı bilgisi Rusya'nın DRM'i tercih ettiğiydi. Fraunhofer Enstitüsü'nün standında konuştuğum meslektaşımın verdiği bilgi, o günlerde resmi olarak duyurusu yapılmamış bir bilgiydi. Geçen günlerde, Rusya'nın ilgili kurumunca resmi olarak da duyurulan bu gelişme, hiç şüphesiz, sayısal radyo dünyasında taşları yerinden oynatacaktır. Sayısal radyo teknolojilerinde farklı frekans bantlarında çalışan çözümler bulunuyor. Yazıyı teknik ayrıntılara boğmamak adına DRM, her bantta çalışabiliyor. Frekansı etkin kullanma ve...

emekli gözlemleri

Yakın zamanda çok sayıda çalışma arkadaşım "emekli" oldu. Ömür yeterse her çalışanın bir gün yaşamayı beklediği, o "büyülü günler" geldi arkadaşlar için. Peki bu "büyülü günler" gerçekten büyülü mü? Daha doğrusu herkes için aynı mı yaşanıyor bu günler? Bu satırları okuyan arkadaşlar kendilerini yazdığımı düşünüp, dava açmaya kalkmasınlar :) Sadece gözlemlerden oluşuyor yazdıklarım, gerçek hayattaki kişilerle benzerlikler sadece tesadüf eseridir. Benim gözlemlerime göre emeklilik hayatının nasıl geçeceği, aslında çalışırken nasıl yaşadığınız ile ilgili. Eğer çalışırken işi hayatınızın merkezine koyduysanız, emeklilik günlerinde de hayatın merkezine koymaya devam ediyorsunuz. Bu durumda ya yeni bir iş bulacaksınız, ki bu kriz ortamında pek kolay değil, ya da bir "yer" bulup, sabahtan o "yer"e gideceksiniz. Bu "yer" meslek odası olabilir, sendika olabilir, dernek olabilir, eski iş yeri olabilir, kahvehane olabilir... Y...

veganlıkta ilk ay dolarken

4 Eylül 2018 tarihli yazı ile vegan olduğumu ilan ettim, kimi ilgilendirir diye düşünmeden. 14 yıldan beri devam ettiğim bir şey olsa bile kim okur diye düşünmeden yazmak, hâlâ garipsediğim zamanlar oluyor. Neyse, belki bir ara bu konu üzerine yazarım uzun uzun. Bu kez mesele veganlık, neden vegan oldum, nereye kadar vegan kalacağım sorularına kısa yanıtlar... Neden vegan oldun sorusuyla çok sık karşılaşıyorum. Sorunun tek ve kısa bir yanıtı yok. Tıp doktorlarının " mültifaktöriyel " dedikleri gibi, çok sebepli benim veganlığım. Belli başlılarını sıralamam gerekirse: Hem ne güzel kuzu diye sevip, ardından kuzu şiş de harika ama ben süt kuzularını daha çok severim demenin tutarsızlığını daha fazla kaldıramamam. Bir çok tutarsızlık yaşıyoruz zaten her gün, her an. Hem ... deyip hem ... yapmak bir yere kadar sürdürülebiliyor, en azından benim için.  Süt, benim için mi yavru inek/boğa/koyun/keçi için mi? Yanıtını bilsek bile bilmezden gelmeyi tercih ediyoruz. Süt...

Sayısal karasal radyo DAB+

Radyo televizyon teknolojileri konusunda yazı yazmak keyifli ancak zor bir iş. Keyfi için ve başka bir takım sebeplerle devam ettirdiğim bu işin zorluğu ise ülkemizde bu alanda piyasanın darlığı. Dar ve sığ olan piyasaya yönelik tanıtıcı etkinliklerin düzenlenmesi, uluslararası şirketler için mantıklı olmuyor. İstanbul yerine Londra, Berlin, Barselona, Amsterdam gibi kentlerde etkinlik düzenlemeyi tercih ediyorlar. Tüm sektörü bir arada görme olanağı sunan IBC için iki kez Amsterdam'a gitmeyi göze alsam bile sayısal radyo yayıncılığının önde gelen standardının genel kurulu için Berlin'e gidemeyeceğim. Hâliyle Norveç'in DAB+'a geçip FM vericilerini kapatmasının sonuçlarını, İsviçre'nin FM'i kapatmaya yönelik planlarını, 5G'nin getirmesi muhtemel alternatiflerine karşı standardın stratejisini ilk ağızdan dinleme şansım olmayacak. Madem durum budur, o zaman boş durmak yerine 6-7 Kasım'da Berlin'de düzenlenecek ve ayrıntılarına bu bağlantıda...

Son haftanın en çok okunan 10 yazısı

Göksu Restaurant Nenehatun şubesi açıldı

ve beklenen gerçekleşti...Ankara'nın Sakarya caddesine açılan Bayındır sokakta yer alan Göksu, gönüllere taht kurdu. Gerek servisi, gerek yemeklerin lezzeti vazgeçilmezler arasına girdi. Mekanın Kızılay'ın göbeğindeki Sakarya caddesinde olması, kimilerini üzüyordu. Özellikle Kızılay'a hiç inmeyenler, kalabalığı sevmeyenler yukarılarda bir Göksu hayali kuruyordu. Uzun sürdü inşaat. Nenehatun caddesi ile Tahran caddesinin kesiştiği köşede yer alan binanın inşaatının neden bu kadar sürdüğünü pek anlamamıştım, düne kadar. Dışarıdan 4-5 kat görünen bina toplamda 10 katlıymış. Üstte 3 kat içkili restaurant (ki bu bölüm henüz açılmamış), girişte bekleme salonu ve bar-kütüphane, girişin altında işkembe ve kebapçı (ki bu bölüm hizmet vermeye başladı), işkembecinin altı tam kat mutfakmış, onun altında garaj-çamaşırhane ve en altta iki kat konferans salonu olarak düzenlenmiş öğrendiğime göre. İlk ziyaretime ait fotografları (binanın dıştan çekilmiş bir görüntüsü ve iştah açıcı) beğe...

Göksu Restaurant

Özellikle öğlen saatlerinde Kızılay, Sakarya civarında düzgün yemek yiyeceğiniz bir yer arıyorsanız en doğru seçim Göksu Restaurant olacaktır. Meşhur Otlangaç'ın karşısına denk düşen mekan, hızlı ve özenli servisi, lezzetli ve fahiş olmayan fiyatları ile bölge insanlarının gönlünde çoktan taht kurmuş. Öğle saatlerindeki kalabalığa karşın hızlı ve özenli servisin sırrı yeterli sayıda personel çalıştırmak olsa gerek. Yemeklerinde etsiz çeşitlerinin az oluşu dışında kusuru yok denebilir. Akşam servisini hiç denemedim, ancak akşamları Sakarya'ya gidenlere fazla hitabetmeyebilir. Afiyet olsun. GÖKSU RESTAURANT Bayındır Sokak No: 22 / A Kızılay - ANKARA tel 312 431 47 27 - 431 22 19

Yabancı dil öğrenmek üzerine: DuoLingo deneyimimim

kızımın çizgileri Ülkemizin kanayan yaralarından birisidir sanırım, yabancı dil öğrenmek. Onlarca kurs, yüzlerce kitap, saatlerce ders ve sonuç: anlayan (en azından anladığını düşünen) ve konuşamayan kişiler... Bir yerlerde bir sorun olduğu kesin, ama nerede? Farklı zamanlarda, 3 kez Fransızca kursuna gittim. İlk seferin ardından, aslında bir temel bilgim olmasına karşın, her seferinde en baştan başladım, hiç bilmiyormuşum gibi. Ne yazık ki kurslarda öğrendiklerim kalıcı olamadı. Şimdilerde, 70 gündür, her sabah DuoLingo ile çalışıyorum. Ücretsiz ve arada çıkan reklamlarla devam eden sürümünü kullanıyorum. Eminim farklı online dil kursları da vardır. Online platformda, kurslarda olmayan ne var diye düşününce bir kaç şey tespit ettim. Belki sizlerin de işine yarar diye paylaşıyorum: Yabancı dil öğrenmek, sürekli ve kesintisiz tekrar gerektiren bir süreç. Kurslar, sadece haftanın belli günleri, bir kaç saat için ve çoğunlukla, günün en yorgun olunan akşamlarında oluyor. ...

Hüküm Gecesi / Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Seneler önce okuduğum Yaban'ı saymazsam Yakup Kadri Karaosmanoğlu'ndan okuduğum ikinci roman oldu Hüküm Gecesi. 1926'da yazılmaya başlanılan eser, 1927'de yayınlanmış. Roman Osmanlı'nın son dönemine tanıklık eden Ahmet Kerim adlı kurgu karakterin gözünden anlatılıyor. İttihat ve Terakki'nin kabinenin içinde yer almadığı hükümet, sopalı seçim, Hürriyet ve İtilâf'ın kurduğu hükümet, Trablusgarp bozgunu, Uşi Anlaşması, Balkan bozgunu, Bab-ı Ali baskını... Anlatılsa roman olur denilen bir dönem, Hüküm Gecesi'nin tarihsel arka planı.  Romanın başkahramanı Ahmet Kerim'in Yakup Kadri'ye benzerliği dikkat çekici. Öyle ki romanın bir yerinde Ahmet Kerim İstanbul'un Sodome ve Gomore'yi andırdığını söylüyor, ki hepimiz Y. Kadri'nin aynı adlı romanını hatırlıyor. Y. Kadri'nin yaşam öyküsüne baktığımda o tarihlerde, tıpkı Ahmet Kerim gibi, gazetelerde çalıştığını okudum. Kurgu karakterler dışında Ali Kemal, Süleyman Nazif, Rıza Tevfik, Ahmet ...

Eski Maltepe pazarı eski yerinde yakında bizlerle...

Ankaralılar bilir, kot pantolondan araba teybine, ara musluğundan kuruyemişe ne ararsan bulabildiğin hem de uygun fiyata bulabildiğin bir pazar var(dı): Maltepe camisinin üst tarafından pazartesi dışında (o gün semt pazarı kurulurdu) her gün hizmet veren seyyar paravanlarla ayrılmış küçük dükkancıkların oluşturduğu bir pazardı. Bu pazarın bulunduğu araziye bir alışveriş merkezi yapıldı. Ankara'nın en ilginç mimarisine sahip olduğunu düşündüğüm Malltepe Park, eski pazar esnafının ahını almıştı. Sopalarla dövüle dövüle pazar yerinden atılan esnafın tutan ahı, Malltepe Park'ı iflas noktasına getirdi. Market, dükkanlar derken hayalet alış veriş merkezine dönüştü Malltepe Park. Sonunda alış veriş merkezi yönetimi eski (kendi deyimleriyle tarihi) maltepe pazarını Malltepe Park'ın içine taşımaya karar vermiş.  Bugünlerde hummalı bir çalışma sürüyor Malltepe Park'ta. Dükkanlar alçıpanla küçük dükkancıklara bölünüyor. Öğrendiğime göre şimdiden 70'ten fazla pazar esnafı taş...

Rangers - Fenerbahçe maçı 90 dakika sonu

İkinci yarıya çok daha istekli başladı Fenerbahçe. İkinci gol için rakip kaleye yüklenirken yaptığı ataklar özellikle sol kanatta Kostiç'in yaptığı ortalara dayanıyordu. 60 ile 65. dakikalar arasında Rangers beraberlik golüne çok yaklaşsa da savunma ve kaleci İrfan Can'ın gününde olması umutlarımızı sürdürmeye yetti.  İkinci gol, sağ kanattan gelişen atak sonucu geldi. İkinci golün ardından J ose Mourinho'nun yaptığı değişiklikler ile çok daha baskılı bir futbol ortaya koyduk. Üçüncü gole çok yaklaştığımız ataklar olsa da ne yazık ki şutlar kaleyi bulmadı.  Rangers'ın arada bulduğu net fırsatlarda ise İrfan Can başarılıydı.  Şimdi uzatmalarda ve belki de penaltı atışlarında belirlenecek tur atlayan takım. Uzun zamandır izlediğim en heyecanlı ikinci yarı olduğunu ekleyerek notlarımı sonlandırayım.  Sonuç ne olursa olsun, 3-1'lik ilk maçı çevirmeyi başardı Fenerbahçe. Tebrikler, umarım turu geçen taraf olmayı da başarırlar. 

Rangers - Fenerbahçe maçı devre arası yorumlarım

Blogumda futbola dair yazı sayısı fazla değil. Böylesini ise ilk kez deniyorum. Saat itibariyle 14 Mart 2025'e girdiğimiz bu dakikalarda, İstanbul'da 3-1 kaybettiği maçın rövanşında en az iki farklı galibiyet arayan Fenerbahçe'nin ilk yarısını 1-0 önde bitirdiği maçın devre arasına dair görüşlerimi kayda geçiriyorum. İlk yarıyı tek cümle ile özetlemem gerekirse, iyi oynamasak da golü bulduk, derdim. Rangers'ın oyunun kontrolünü elinde tuttuğu, arada kalemizde tehlikeli pozisyonlara girdiği, bizimse bir türlü organize ataklar geliştiremediğimiz bir ilk yarı izledik.  İkinci yarıda, uzatmalara gitmek için iki farklı galibiyet şart. Başka bir ifade ile, gol yemeden en az bir gol daha bulmalıyız. Talisca ve El Nesri gibi her an skora katkı yapabilecek oyuncuların olduğu Fenerbahçe, bunu başaracaktır.  Maç sonu yorumlarımı da sıcağı sıcağına kaydedeceğim. 

kar ve

Gördüğünüz fotoğrafı 2020 yılı Ocak ayında Ankara'da çekmiştim. Bu kadar çok olur mu bilmiyorum ama hava tahminleri yanılmazsa, salı ya da çarşamba günü İstanbul'a 2025'in ilk karı yağacak.  Şubat tatilinde yağmayan kar, okulların açıldığı ilk haftayı beklemiş gibi  görünüyor.  Yağmur yağdığında bile kilitlenen trafik, kar ile ne hale gelecek göreceğiz.  İkinci dönemde tüm öğrencilere başarılar diliyorum.  Havalar nasıl olursa olsun, sizin havanız iyi olsun. 

Psikopati / Saul Black

Polisiye romanların klişeleriyle dolu, Hollywood filmlerinden aşina olduğumuz "kahretsin", "aman tanrım", "kahrolası" kalıplarının bolca kullanıldığı çevirisiyle mısır patlağı tadı veren bir kitap Psikopati. Saul Black'ten okuduğum ilk ve büyük olasılıkla son eser. Vaktinizi daha iyi eserleri okumak için kullanmanızı öneririm. 

Çobanoğlu Restaurant / Eymir Gölü - ANKARA

Senelerdir gidip geldiğim ve her seferinde huzur bulduğum Eymir Gölü ile ilgili ayrıntılı rehber hazırlama işine giriştiğimde, göl kıyısında yer alan mekânları ayrıca tanıtmam gerektiğini fark ettim.  Göl çevresinde araç trafiği tek yönlü olunca, Çobanoğlu'na araç ile ulaşmak epey sürüyor. Gölbaşı tarafındaki kapıyı kullanarak göl kıyısına girdiyseniz, göl çevresindeki turunuzun şık bölümünün son tesisi Çobanoğlu. Adını, geniş bahçesindeki Çobanoğlu çeşmesinden alan bu tesis, kahvaltı, gözleme, ızgara çeşitleri ve sıcak-soğuk mezeleri ile sağlam bir mutfağa sahip.  Eymir gölü, genişçe akan ve kıvrımlarla ilerleyen bir nehre benziyor, haritadan baktığınızda. Bu yüzden, Çobanoğlu'nda otururken küçük bir göl görüyorsunuz. Göl kıyısındaki diğer tesisler ise Çobanoğlu'ndan görünmüyor.  İster bahçesinde oturun, ister soba ile ısıtılan içerisinde çok keyif alacağınızı düşünüyorum Çobanoğlu'nda. TRT tarafındaki kapıdan, yürüyerek ya da bisiklet ile, trafiğin tersi yön...