Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Temmuz, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Rangers - Fenerbahçe maçı 90 dakika sonu

İkinci yarıya çok daha istekli başladı Fenerbahçe. İkinci gol için rakip kaleye yüklenirken yaptığı ataklar özellikle sol kanatta Kostiç'in yaptığı ortalara dayanıyordu. 60 ile 65. dakikalar arasında Rangers beraberlik golüne çok yaklaşsa da savunma ve kaleci İrfan Can'ın gününde olması umutlarımızı sürdürmeye yetti.  İkinci gol, sağ kanattan gelişen atak sonucu geldi. İkinci golün ardından J ose Mourinho'nun yaptığı değişiklikler ile çok daha baskılı bir futbol ortaya koyduk. Üçüncü gole çok yaklaştığımız ataklar olsa da ne yazık ki şutlar kaleyi bulmadı.  Rangers'ın arada bulduğu net fırsatlarda ise İrfan Can başarılıydı.  Şimdi uzatmalarda ve belki de penaltı atışlarında belirlenecek tur atlayan takım. Uzun zamandır izlediğim en heyecanlı ikinci yarı olduğunu ekleyerek notlarımı sonlandırayım.  Sonuç ne olursa olsun, 3-1'lik ilk maçı çevirmeyi başardı Fenerbahçe. Tebrikler, umarım turu geçen taraf olmayı da başarırlar. 

Netflix'te Türkçe seslendirmeli dizi: Marsilya

Tours kenti Belediye Binası Bu yılın ilk aylarının sürpriziydi Netflix'in Türkiye'den de izlenebilir hale gelmesi. Blogumda bu gelişmeyi değerlendiren yazılar yayınladım. Buradan ve buradan onlara erişebilirsiniz. Bu kez, Netflix'te ilk kez rastladığım Türkçe seslendirmeli (dublajlı) içerikten bahsetmek istiyorum: Marseille (Marsilya) İlk sezonu oluşturan sekiz bölüm 5 Mayıs 2016 tarihinde Netflix'te yer almış . Diziyi fark edip takip etmeye başladığımda Türkçe altyazı seçeneği bulunuyordu. Bugün baktığımda ise Türkçe seslendirme seçeneğinin de eklendiğini gördüm. Oyuncuları arasında Gérard Depardieu'nün de olduğu dizi Marsilya'da 20 yıldır belediye başkanlığı yapan siyasetçinin ilişkilerini konu alıyor.  Netflix'in yerelleşmesiyle ilgili yukarıdaki yazıyı yayınladığımda (31 Temmuz 2016) Broadband TV News adlı sitedeki açıklamayı okumamıştım. Kişisel gözlem ile, yeni bir diziye Türkçe seslendirme seçeneği sunmanın epey anlamlı olduğunu farke...

Türkiye'de PayTV pazar payı, Haziran 2016 verilerine göre

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), üç ayda bir sektörün pazar verilerini açıklıyor. BTK'nın web sayfasından erişebileceğiniz söz konusu raporlarda yayıncılık dünyasına dair de veriler bulunuyor. Haziran 2016 tarihli son rapor , 2016 yılının ilk çeyrek verilerini içermesi bakımından önemli. Malum, 2016 yılının ikinci çeyreğinin başlaması ile birlikte 4,5 G mobil şebeke kullanıma açıldı. Raporun giriş bölümünde 4,5G'nin kullanımına dair ilk sayılar paylaşılmış. Bu konu üzerine ayrıca bir yazı hazırlamayı akılda tutarak gelelim başlığımıza: Türkiye'de Haziran 2016 itibariyle PayTV pazar payına. Öncelikle tanımdan bahsedeyim, nedir bu PayTV? İngilizce okunuşu ile peytivi, abonelik ile izlenilen televizyon anlamına geliyor. Bu bağlamda kablo TV, IPTV ve uydu platformları PayTV kapsamında değerlendiriliyor. AppleTV, Netflix gibi OTT platformları ise Subscription Based Video on Demand (SVOD) olarak adlandırılıyorlar. Gönül bu SVOD hizmetlerinin abone sayılarını da ...

DVB-T2 HEVC Çek Cumhuriyeti

LinkedIn adlı platformda yeniden profil oluşturdum. Buradan ulaşabilirsiniz profilime. LinkedIn'de bir meslektaşın paylaşımı sayesinde haberdar olduğum önemli gelişmeyi sizlere de duyurmak istedim. Konu, blogda en fazla yer alan konulardan: Sayısal Karasal Televizyon (Digital Terrestrial Television: DTT ) Avrupa'da neredeyse tüm ülkelerde var olan sayısal karasal televizyon şebekeleri, "kuruldukları tarihlerin" en gelişmiş standartlarına sahipler. Hem şebekelerin kurulmasının üzerinden epey vakit geçtiği hem de mobil iletişim hizmetlerinin UHF bandının üst bölümünden istediği pay arttığı için yeni nesil DTT şebekeleri kurulmaya başlanıyor.  Almanya, 2017 yılında DVB-T2 HEVC standardında bir DTT şebekesi kuracağını ilan etmişti. Bu kez haber Çek Cumhuriyeti'nden geldi. Buradaki habere göre Çek Cumhuriyeti, mevcut DTT şebekesini 2014 yılında aldığı karar ile DVB-T2 HEVC olarak yenileyeceğini duyurmuştu . Bu işlem, 2016 - 2021 yılları boyunca gerçekleştir...

Mühendislik eğitimi 3 - meslek odaları

Staj ile başlayıp intern mühendis teklifi ile süren dizinin bugünkü bölümü meslek içi eğitimlerin merkezi konumundaki Odalar.  Hep söylerler "mühendislik fakülteleri size mühendis bakış açısını kazandırır, mühendisliği ise iş hayatında öğrenebilirsiniz" diye. İlk duyduğumda inandırıcı gelmemişti bu söz. Dört yıl boşuna mı okuyorduk? Meslek hayatımda arkamda kalan 20 yıl, sözün doğruluğunu defalarca kanıtladı.  Peki madem iş hayatında öğreniliyor bu meslek, o zaman Odaların bu süreçte rolü ne?  Öncelikle bir iki noktayı açıklamak gerekiyor. Meslek odaları kamu kurumu niteliğinde Anayasal kuruluşlardır. Gelirleri ve giderleri üyelerinin denetimine açıktır. İki yılda bir şubeler, merkezler ve birlik seçimleriyle yönetim kadroları üye ve delegelerin katılımı ve oylamaları ile belirlenir. Gelirleri sınırlı olduğundan profesyonel kadroları  da (maaşlı çalışan personelleri) sınırlıdır.  Meslek odaları, meslek içi eğitimlerin merkezi konumunda olmalıdır. ...

mühendislik eğitimi - 2: intern mühendis

"Mühendislik eğitimi" başlıklı yazılardan bir dizi oluşturmayı düşünüyorum. Dizinin ilk yazısı yaz stajları alt başlığını taşıyordu. Bu kez konu intern mühendislik.  Yirmi yılı geçti üniversiteden "mühendis" unvanı ile mezun olalı. Kısa kesintileri saymazsak, okul bittiğinden bu yana mesleğimle ilgili işlerde çalışıyorum. Sanırım diğer meslektaşlarım da katılacaktır bu yazacaklarıma: mühendislik çalışma hayatında öğrenilir.  Dört yıl boyunca temel bilimlerle başlayıp, seçtiğiniz bölümün temel doğrularıyla devam eden bir eğitim alırız. Bu süre zarfında iki staj dönemi dışında gerçek dünya ile ilişkimiz yok denecek düzeydedir. İşin acısı, bizleri mühendis olarak yetiştiren akademisyenlerin de gerçek dünya ile ilişkileri zayıflamıştır.  Oysa tıp fakültelerindeki eğitimlerde, üçüncü-dördüncü sınıfla birlikte "klinik"ler başlar. Son yıl ise aday doktor olarak geçer. Bir yerde "usta"dan görerek, her aşamada ona sorarak deneyimler tıp fa...

Mühendislik eğitimi - Yaz stajları

gençler çok içiyor Üniversiteden mezun olalı 21, yüksek lisansımı tamamlayalı ise 15 yıl oldu. Aradan bunca sene geçtikten sonra mühendislik eğitimi başlıklı bir dizi hazırlamak garip görünebilir. Ancak, dizinin ilk yazısı olacak Yaz Stajları konusuyla her yıl yüzleşiyorum. Sonda söyleneceği yekten yazayım: Durum her geçen yıl kötüye gidiyor. Mühendislik eğitimi ülkemizde dört yıl sürüyor. Kimi üniversitelerin uygulamaları farklı da olsa, genellikle üniversite giriş sınavında yapmış olduğunuz tercihin doğrultusunda yerleştirildiğiniz bölümü okuyorsunuz. Giderek çoğalan bu "kimi üniversitelerin uygulamasında" ise mühendislik başlığı altında yerleştiğiniz üniversitede, hangi mühendislik alanında uzmanlaşacağınızı / eğitim alacağınızı ilerleyen yıllar içerisinde yapıyorsunuz.  Bu dört yıllık eğitim boyunca iki staj yapmanız zorunlu. En azından elektrik-elektronik mühendisliği eğitimi için böyle. Bu stajlar, çok büyük oranda, ikinci ve üçüncü sınıfların bitimi ile ba...

Search & Recommendation Engines PayTV

Kadıköy - 1990'lı yıllar Düzenli okuyucu edinememiş olmamın başta gelen sebebi bu sanırım. Tiramisu tarifi ile Baykuş Bar hakkında bir yazı aynı blogda yer alabilir ya da Sayısal Karasal Televizyon ile Sayısal Radyo yazıları. Sadece kitaplar ve filmler üzerine de bir blog oluşturabilir insan. Benim yaptığımı yapmak pek akıllıca bir iş değil. Farklı konular için bağımsız blog yapmayı da denedim bir dönem. Belki ilerleyen günlerde yeniden denerim. Bu uzun ve muhtemelen gereksiz paragrafın ardından buyurun bu yazının konusuna: Search & Recommendation Engines. Dilimize çevirirsek arama ve önerme motorları / sistemleri. PayTV ise abone olarak ya da ücret ödeyerek izleyebildiğiniz içerikler.  Öncelikle neden böyle bir araca ihtiyaç duyulduğu ile başlayayım. En temel neden televizyon izleme alışkanlığının değişmeye başlaması. Eskiden, ve aslında 40 yaş üzeri için bugün de büyük oranda, televizyon izlerken seçimlerimizi kanalları değiştirerek yapıyorduk/yapıyoruz. Kanalı...

DVB-T2 Şebekesi kurulmalı mı?

Yazılarımı "etiket"liyorum. Bu sayede hem ben, hem okuyucularım belirli bir konuda daha önce yazdıklarıma ulaşabiliyor. Her yazının altında, yazının içeriğine uygun etiket bulunuyor. Belli başlı etiketleri, sayfanın üst bölümünde topladım. Bu yolla, bir şekilde sayfaya ulaşmış kişileri sürekli okuyucu haline dönüştürmeyi amaçladım. DTT, bu etiketlerden birisi. Digital Terrestrial Television yani Sayısal Karasal Televizyon kelimelerinin başharflerinden oluşan bir kısaltma. DTT etiketi altında sayısal karasal televizyon yayıncılığı konusundaki yazılarıma erişebilirsiniz. Yan taraftaki menüde görebileceğiniz gibi, bugün (10 Temmuz 2016) için DTT etiketli 100 yazı bulunuyor blogumda. Bu yazı, 100 numaralı olanı. 

LTE ve Yayıncılık

Elektrik Mühendisleri Odası'nın yayınladığı Elektrik Mühendisliği Dergisi'nin son sayısında, yeni mobil şebekenin karasal televizyon yayıncılığı ile ilişkisini irdeleyen bir yazım yer alıyor.  Yazıma aşağıdaki bağlantıdan erişebilirsiniz. Yazıda, ülkemizde henüz tamamlan(a)mamış frekans tahsis ihaleleri nedeniyle, karasal sayısal televizyon yayınlarının bulunmaması bir tehdit mi yoksa fırsat mı sorusunun yanıtını aradım. Bence bu soruyu birlikte aramaya devam etmeliyiz. Yanıtı o kadar kolay değil. Elbette, kimin için fırsat olduğu da ayrı bir soru!  Yazının bağlantısı: http://www.emo.org.tr/ekler/d217c4dba73e2e5_ek.pdf?dergi=1039

Yaramaz Çocukları İlaçlamayın! / Psikiyatrist Doktor Mutluhan İzmir

Antidepresan Tuzağı adlı kitabıyla yetişkinlerdeki ilaç kullanımına dair kaygılarını açıklayan Dr. Mutluhan İzmir, son kitabında çocuk ve gençlerin durumuna eğilmiş. Bundan yirmibeş sene öncesine kıyasla yüz (100) kat daha fazla görüldüğü ileri sürülen Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) teşhisi ve tedavisi kitabın ana konusu. Tıbbın kozmetikleşmesi, helikopter ebeveynlerin yetiştirdiği nesil, ilaç, endüstrisi ve genel anlamda sektör haline dönüşen sağlık, Mutluhan hocanın Tıp Bu Değil serisindeki yazılarından aşina olduğumuz konular. Tıbbın kozmetikleşmesi ifadesini kitabı okuyana kadar duymuş değildim. İşin doğrusu hasta olmadan ve hasta olmadığını bilerek, sadece kimi özelliklerini daha iyileştirmek adına (hafıza, konsantrasyon gibi) "ilaç" kullanan birilerini olduğuna inanmak istemiyorum. Her ilacın yan etkilerinin bulunduğunu ve "zorunlu" olmadıkça ilaç kullanmanın "akıllıca" olmadığını düşünüyorum. Hatta kimi durumlarda, ilaç kulla...

Son haftanın en çok okunan 10 yazısı

Göksu Restaurant Nenehatun şubesi açıldı

ve beklenen gerçekleşti...Ankara'nın Sakarya caddesine açılan Bayındır sokakta yer alan Göksu, gönüllere taht kurdu. Gerek servisi, gerek yemeklerin lezzeti vazgeçilmezler arasına girdi. Mekanın Kızılay'ın göbeğindeki Sakarya caddesinde olması, kimilerini üzüyordu. Özellikle Kızılay'a hiç inmeyenler, kalabalığı sevmeyenler yukarılarda bir Göksu hayali kuruyordu. Uzun sürdü inşaat. Nenehatun caddesi ile Tahran caddesinin kesiştiği köşede yer alan binanın inşaatının neden bu kadar sürdüğünü pek anlamamıştım, düne kadar. Dışarıdan 4-5 kat görünen bina toplamda 10 katlıymış. Üstte 3 kat içkili restaurant (ki bu bölüm henüz açılmamış), girişte bekleme salonu ve bar-kütüphane, girişin altında işkembe ve kebapçı (ki bu bölüm hizmet vermeye başladı), işkembecinin altı tam kat mutfakmış, onun altında garaj-çamaşırhane ve en altta iki kat konferans salonu olarak düzenlenmiş öğrendiğime göre. İlk ziyaretime ait fotografları (binanın dıştan çekilmiş bir görüntüsü ve iştah açıcı) beğe...

Göksu Restaurant

Özellikle öğlen saatlerinde Kızılay, Sakarya civarında düzgün yemek yiyeceğiniz bir yer arıyorsanız en doğru seçim Göksu Restaurant olacaktır. Meşhur Otlangaç'ın karşısına denk düşen mekan, hızlı ve özenli servisi, lezzetli ve fahiş olmayan fiyatları ile bölge insanlarının gönlünde çoktan taht kurmuş. Öğle saatlerindeki kalabalığa karşın hızlı ve özenli servisin sırrı yeterli sayıda personel çalıştırmak olsa gerek. Yemeklerinde etsiz çeşitlerinin az oluşu dışında kusuru yok denebilir. Akşam servisini hiç denemedim, ancak akşamları Sakarya'ya gidenlere fazla hitabetmeyebilir. Afiyet olsun. GÖKSU RESTAURANT Bayındır Sokak No: 22 / A Kızılay - ANKARA tel 312 431 47 27 - 431 22 19

Yabancı dil öğrenmek üzerine: DuoLingo deneyimimim

kızımın çizgileri Ülkemizin kanayan yaralarından birisidir sanırım, yabancı dil öğrenmek. Onlarca kurs, yüzlerce kitap, saatlerce ders ve sonuç: anlayan (en azından anladığını düşünen) ve konuşamayan kişiler... Bir yerlerde bir sorun olduğu kesin, ama nerede? Farklı zamanlarda, 3 kez Fransızca kursuna gittim. İlk seferin ardından, aslında bir temel bilgim olmasına karşın, her seferinde en baştan başladım, hiç bilmiyormuşum gibi. Ne yazık ki kurslarda öğrendiklerim kalıcı olamadı. Şimdilerde, 70 gündür, her sabah DuoLingo ile çalışıyorum. Ücretsiz ve arada çıkan reklamlarla devam eden sürümünü kullanıyorum. Eminim farklı online dil kursları da vardır. Online platformda, kurslarda olmayan ne var diye düşününce bir kaç şey tespit ettim. Belki sizlerin de işine yarar diye paylaşıyorum: Yabancı dil öğrenmek, sürekli ve kesintisiz tekrar gerektiren bir süreç. Kurslar, sadece haftanın belli günleri, bir kaç saat için ve çoğunlukla, günün en yorgun olunan akşamlarında oluyor. ...

Hüküm Gecesi / Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Seneler önce okuduğum Yaban'ı saymazsam Yakup Kadri Karaosmanoğlu'ndan okuduğum ikinci roman oldu Hüküm Gecesi. 1926'da yazılmaya başlanılan eser, 1927'de yayınlanmış. Roman Osmanlı'nın son dönemine tanıklık eden Ahmet Kerim adlı kurgu karakterin gözünden anlatılıyor. İttihat ve Terakki'nin kabinenin içinde yer almadığı hükümet, sopalı seçim, Hürriyet ve İtilâf'ın kurduğu hükümet, Trablusgarp bozgunu, Uşi Anlaşması, Balkan bozgunu, Bab-ı Ali baskını... Anlatılsa roman olur denilen bir dönem, Hüküm Gecesi'nin tarihsel arka planı.  Romanın başkahramanı Ahmet Kerim'in Yakup Kadri'ye benzerliği dikkat çekici. Öyle ki romanın bir yerinde Ahmet Kerim İstanbul'un Sodome ve Gomore'yi andırdığını söylüyor, ki hepimiz Y. Kadri'nin aynı adlı romanını hatırlıyor. Y. Kadri'nin yaşam öyküsüne baktığımda o tarihlerde, tıpkı Ahmet Kerim gibi, gazetelerde çalıştığını okudum. Kurgu karakterler dışında Ali Kemal, Süleyman Nazif, Rıza Tevfik, Ahmet ...

Eski Maltepe pazarı eski yerinde yakında bizlerle...

Ankaralılar bilir, kot pantolondan araba teybine, ara musluğundan kuruyemişe ne ararsan bulabildiğin hem de uygun fiyata bulabildiğin bir pazar var(dı): Maltepe camisinin üst tarafından pazartesi dışında (o gün semt pazarı kurulurdu) her gün hizmet veren seyyar paravanlarla ayrılmış küçük dükkancıkların oluşturduğu bir pazardı. Bu pazarın bulunduğu araziye bir alışveriş merkezi yapıldı. Ankara'nın en ilginç mimarisine sahip olduğunu düşündüğüm Malltepe Park, eski pazar esnafının ahını almıştı. Sopalarla dövüle dövüle pazar yerinden atılan esnafın tutan ahı, Malltepe Park'ı iflas noktasına getirdi. Market, dükkanlar derken hayalet alış veriş merkezine dönüştü Malltepe Park. Sonunda alış veriş merkezi yönetimi eski (kendi deyimleriyle tarihi) maltepe pazarını Malltepe Park'ın içine taşımaya karar vermiş.  Bugünlerde hummalı bir çalışma sürüyor Malltepe Park'ta. Dükkanlar alçıpanla küçük dükkancıklara bölünüyor. Öğrendiğime göre şimdiden 70'ten fazla pazar esnafı taş...

Rangers - Fenerbahçe maçı 90 dakika sonu

İkinci yarıya çok daha istekli başladı Fenerbahçe. İkinci gol için rakip kaleye yüklenirken yaptığı ataklar özellikle sol kanatta Kostiç'in yaptığı ortalara dayanıyordu. 60 ile 65. dakikalar arasında Rangers beraberlik golüne çok yaklaşsa da savunma ve kaleci İrfan Can'ın gününde olması umutlarımızı sürdürmeye yetti.  İkinci gol, sağ kanattan gelişen atak sonucu geldi. İkinci golün ardından J ose Mourinho'nun yaptığı değişiklikler ile çok daha baskılı bir futbol ortaya koyduk. Üçüncü gole çok yaklaştığımız ataklar olsa da ne yazık ki şutlar kaleyi bulmadı.  Rangers'ın arada bulduğu net fırsatlarda ise İrfan Can başarılıydı.  Şimdi uzatmalarda ve belki de penaltı atışlarında belirlenecek tur atlayan takım. Uzun zamandır izlediğim en heyecanlı ikinci yarı olduğunu ekleyerek notlarımı sonlandırayım.  Sonuç ne olursa olsun, 3-1'lik ilk maçı çevirmeyi başardı Fenerbahçe. Tebrikler, umarım turu geçen taraf olmayı da başarırlar. 

Rangers - Fenerbahçe maçı devre arası yorumlarım

Blogumda futbola dair yazı sayısı fazla değil. Böylesini ise ilk kez deniyorum. Saat itibariyle 14 Mart 2025'e girdiğimiz bu dakikalarda, İstanbul'da 3-1 kaybettiği maçın rövanşında en az iki farklı galibiyet arayan Fenerbahçe'nin ilk yarısını 1-0 önde bitirdiği maçın devre arasına dair görüşlerimi kayda geçiriyorum. İlk yarıyı tek cümle ile özetlemem gerekirse, iyi oynamasak da golü bulduk, derdim. Rangers'ın oyunun kontrolünü elinde tuttuğu, arada kalemizde tehlikeli pozisyonlara girdiği, bizimse bir türlü organize ataklar geliştiremediğimiz bir ilk yarı izledik.  İkinci yarıda, uzatmalara gitmek için iki farklı galibiyet şart. Başka bir ifade ile, gol yemeden en az bir gol daha bulmalıyız. Talisca ve El Nesri gibi her an skora katkı yapabilecek oyuncuların olduğu Fenerbahçe, bunu başaracaktır.  Maç sonu yorumlarımı da sıcağı sıcağına kaydedeceğim. 

kar ve

Gördüğünüz fotoğrafı 2020 yılı Ocak ayında Ankara'da çekmiştim. Bu kadar çok olur mu bilmiyorum ama hava tahminleri yanılmazsa, salı ya da çarşamba günü İstanbul'a 2025'in ilk karı yağacak.  Şubat tatilinde yağmayan kar, okulların açıldığı ilk haftayı beklemiş gibi  görünüyor.  Yağmur yağdığında bile kilitlenen trafik, kar ile ne hale gelecek göreceğiz.  İkinci dönemde tüm öğrencilere başarılar diliyorum.  Havalar nasıl olursa olsun, sizin havanız iyi olsun. 

Psikopati / Saul Black

Polisiye romanların klişeleriyle dolu, Hollywood filmlerinden aşina olduğumuz "kahretsin", "aman tanrım", "kahrolası" kalıplarının bolca kullanıldığı çevirisiyle mısır patlağı tadı veren bir kitap Psikopati. Saul Black'ten okuduğum ilk ve büyük olasılıkla son eser. Vaktinizi daha iyi eserleri okumak için kullanmanızı öneririm. 

Çobanoğlu Restaurant / Eymir Gölü - ANKARA

Senelerdir gidip geldiğim ve her seferinde huzur bulduğum Eymir Gölü ile ilgili ayrıntılı rehber hazırlama işine giriştiğimde, göl kıyısında yer alan mekânları ayrıca tanıtmam gerektiğini fark ettim.  Göl çevresinde araç trafiği tek yönlü olunca, Çobanoğlu'na araç ile ulaşmak epey sürüyor. Gölbaşı tarafındaki kapıyı kullanarak göl kıyısına girdiyseniz, göl çevresindeki turunuzun şık bölümünün son tesisi Çobanoğlu. Adını, geniş bahçesindeki Çobanoğlu çeşmesinden alan bu tesis, kahvaltı, gözleme, ızgara çeşitleri ve sıcak-soğuk mezeleri ile sağlam bir mutfağa sahip.  Eymir gölü, genişçe akan ve kıvrımlarla ilerleyen bir nehre benziyor, haritadan baktığınızda. Bu yüzden, Çobanoğlu'nda otururken küçük bir göl görüyorsunuz. Göl kıyısındaki diğer tesisler ise Çobanoğlu'ndan görünmüyor.  İster bahçesinde oturun, ister soba ile ısıtılan içerisinde çok keyif alacağınızı düşünüyorum Çobanoğlu'nda. TRT tarafındaki kapıdan, yürüyerek ya da bisiklet ile, trafiğin tersi yön...