Ana içeriğe atla

Dorian Gray'in Portresi / Oscar Wilde

Remzi Kitabevi'nin Ağustos 1968 tarihli ikinci baskısından okudum bu klasik romanı. Dilimize Ferhunde ve Orhan Şaik Gökyay çevirmiş. Günümüzde yapılan çeviriler daha özenli oluyor. Bu baskıda, romanda Fransızca olarak geçen kimi bölümlerin çevirisi yapılmamış. Oysa dip not şeklinde bu ifadelerin Türkçesi verilmeliydi. Dizgiye dair de sorunlar var. Sanırım yeni tarihli baskılarda bu sorunlar giderilmiştir.  Alt metinlerle, göndermelerle dolu bir roman Dorian Gray'in Portresi. Bunları bilmeden, fark etmeden de okunabilir elbette. Yayınlandığı dönem tartışmalara sebep olmuş, kimi bölümleri sansürlenmiş. Yakın tarihli baskıları, "sansürsüz" ibaresiyle okuyucuya sunulmuş.

Kenneth Wenzel ile sayısal radyo konulu e-söyleşi

Kenneth Wenzel, Amsterdam'da DVB-T2 Lite
 üzerinden radyo yayını yaparken.
Öndeki alıcı, cep telefonundan DVB-T2 yayını izlemek
için kullanabileceğiniz bir eklenti.
Bu sayısal radyo konusunda yayınladığım beşinci söyleşi. Bugüne değin WorldDAB ve WorldDRM başkanları ile söyleşiler yayınladım. Ayrıca Attila Ladayni, kurallarına uygun işletilen bir FM şebekesinin kalite bakımından sayısal radyodan aşağı kalır yanı olmadığını belirttiği bir söyleşi verdi. Dr. Peter Siebert söyleşisinde de sayısal radyo konusuna ilişkin bir soru yer alıyordu. 

Bu kez, konuğum Kenneth Wenzel. Kendisi Danimarka'da yaşıyor, sayısal radyo ve televizyon yayıncılığı konularında araştırmalar yapıyor. Aynı zamanda U-Media ApS adlı şirketin üst yöneticisi. Wenzel ile iki kez yüzyüze görüşme olanağı buldum. İlki 2013 yılında Estonya'nın başkenti Talin'de düzenlenen Sayısal Yayıncılık Konferansı'ndaydı. Her ikimiz de sunum yapmıştık söz konusu etkinlikte. Wenzel, DVB-T2 Lite profilinin sayısal radyo yayını için kullanılabileceğini orada anlatmıştı. Geçtiğimiz yıl Amsterdam'da IBC fuarında, bu kez anlattıklarını gösteriyordu. Çalışan bir sistemde DVB-T2 Lite profilinde yapılan radyo yayınını dinletti cep telefonuna taktığı küçük bir DVB-T2 alıcısı ile. 

Sağolsun beni kırmadı, vakit ayırıp sorularımı yanıtladı. Kendisine huzurunuzda bir kez daha teşekkürlerimi sunarım. 

Söyleşinin orijinali İngilizce olarak TVTechTR.com/2016/01/an-e-interview-with-kenneth-wenzel.html okunabilir...

1. Sayısal radyo için DVB-T2 Lite profili çözümünü kısaca açıklamanızı rica ediyorum. Ayrıca, bu çözüm henüz sayısal radyo ve televizyon şebekesi kurmamış ülkeler için bir seçenek olabilir mi?

Danimarka, 1995 yılından bu yana DAB ile sayısal radyo şebekesi kurmaya çalışıyor. Sayısal iletime dönüşümün amacı, FM'den daha iyi ses kalitesine, daha fazla istasyona ve çoklu iletimde daha iyi gürültü ve girişim değerlerine ulaşmaktır. FM ve AM'in aksine DAB ile daha fazla radyo kanalını aynı frekanstan yayınlayabilirsiniz (bir multipleks).

DAB, istenilen başarıyı yakalayamadı. Bunun sebeplerinden birisi kimi DAB kanallarının 192 Kbps'ta MPEG 1 Audio Layer 2 (MP2) olarak yayınlanmasıydı. Bu değerler, normal alım koşullarında FM'den daha düşük bir ses kalitesine yol açtı, özellikle stereo yayınlarda. 

DAB sistemine ikinci eleştiri, DAB frekans şebekesini işletmenin çok pahalı olmasıdır. Çünkü programları DAB olarak yayınlamak için daha fazla elektrik gücüne ve daha büyük ve daha pahalı vericilere ihtiyacınız vardır. (Burada kıyaslamanın hangi sistemle yapıldığı belirtilmemiş ancak, DVB-T2 Lite ile kıyaslandığını düşünebiliriz. Ö.C. notu)

DAB, alıcısının üretilmesi kolay bir modülasyon formu kullanıyor, ancak bu form, radyo gürültüsünün sebep olduğu bir bit'lik hatanın, alıcıda iki bit haline gelmesine yol açıyor. Ayrıca DAB, tek katmanlı, zayıf sayılabilecek bir hata düzeltmesi kullanıyor. Bunu gidermek için DAB, gerekenden, kayda değer oranda yüksek güç ile yayınlanıyor. 

DAB başarılı olamadığı için, WorldDMB organizasyonu, hata düzeltme işini iki katmanlı yapan yeni bir standart geliştirdi: DAB+. Orijinal hata düzeltmesinin yanısıra Reed-Solomon da eklendi. Ne yazık ki bu yeni hata düzeltmesi için ayrılan bit'ler, kapasiteyi %8,3 oranında azalttı. Öte yandan, daha fazla hatanın düzeltilebiliyor oluşu, daha zayıf sinyallerinde de alınabilmesini ve dolayısıyla kapsama alanının genişlemesini sağladı.

Aynı zamanda DAB+ ile birlikte HE-AAC ses sıkıştırma standardını kullanmak olanaklı hale geldi, bu da üç kat daha verimlidir. Sonuç olarak aynı kalitede 3 kat daha fazla radyo kanalı yayınlamak mümkündür. 

DAB+'da şöyle bir teknik sorun bulunuyor. DAB+, hata düzeltmenin ilk katmanına kadar DAB olarak yayınlanıyor ve bu bölümlerde DAB'ın temel zayıflıkları DAB+'ta da aynı şekilde mevcut.

Bu yüzden, Türkiye'de radyonun sayısallaştırılması sürecinde DVB-T2 ve/veya T2 Lite'ın da düşünülmesi gerekir. DVB-T2 Lite DAB/DAB+'a kıyasla, aynı yayın koşullarında, 3 kat daha fazla kapasiteye sahiptir.

T2 Lite ve DAB+ aynı 1,7 MHz kanal raster'ında yayınlanır.

DAB sadece 1.152 kbit/s'lik kapasiteye sahiptir.

DAB+ 1.152 kbit/s eksi 1/12, ekstra hata düzeltmesi için kullanılıyor bu 1/12. Sonuçta DAB+ 1.152 x 11/12 = 1.056 kbit/s.

Eşdeğer bir DVB-T2 Lite vericisi, aynı yayın gücü ve temel sağlamlık (robustness) koşullarında 3.201 kbit/s yayınlama kapasitesine sahiptir. DVB-T2 ve T2 Lite aynı zamanda ev içinde daha iyi ve darbe (impulse) şeklinde gelen hatalara karşı daha az hassas olacaktır.

Eğer sadece 1.056 kbit/s yayınlamak isterseniz, 6 kat daha iyi yayın gücüne ve kaydadeğer bir genişlikte kapsamaya ulaşabilirsiniz.

DAB, MPEG-1 Audio Layer 2 (MP2)'ye bağlanmıştır, ancak DAB+ ve DVB-T2 ile HE-AAC ses kullanabilirsiniz. Bu sayede daha az yer kullarak daha iyi ses elde edebilirsiniz. 

HE-AAC ses formatında, 64 kbit/s ile kabul edilebilir ses olanaklıdır. 

DAB+'da 64 kbit/s'de 16 HE-AAC müzik programına; T2 Lite'da ise 64 kbit/s'de 44 müzik programına yer açabilirsiniz. Eğer DAB kullanırsanız 192 kbit/s'de MP2 olarak 6 müzik kanalı gönderebilirsiniz sadece. 

2. Alıcı tarafını düşünürsek, DVB-T2 Lite çözümünü destekleyecek çipler hazır mı?

DVB-T2 çiplerinin tümü 1.7 MHz kanal raster'ını destekliyor. DVB-T2 alıcı cihazların yazılımlarında tek yapılması gereken, VHF Bant III'te 1.7 MHz kanal raster'ını tarayacak şekilde güncellemek. 

3 Sadece FM alıcılı araç radyoları için ne yapılması gerekiyor?

Geçtiğimiz yıl, 2015'te, Sony, Parrot ve Siano araç içi eğlence sistemlerinde, DVB-T2 MRC diversity (çeşitlilik) çipini çıkarttı. 

Bu teknoloji, sayısal TV / radyo sinyallerinin birden fazla anten ile alımına olanak tanıyor. Diversity-2 ile birlikte hassasiyet arttırıldı. Araç/ev içi (indoor) alımı %70 oranında arttırarak kapsama alanını üçe katlayan bir sonuç doğurdu. Ayrıca yüksek hızlarda ortaya çıkan Doppler etkisinden kaçınmayı da iyileştiriyor.

Kararlı alışa ulaşabilmenin zorlu olduğu koşullarda daha kullanışlı.

BMW 7 serisi gibi bir çok Alman arabası, hali hazırda, sayısal radyoyu ve DVB-T2 & T2 Lite ile HEVC TV'yi destekliyor.


4 Kimileri karasal sayısal radyonun gerekli olmadığını, geniş bant ve 4G/5G'nin fazlasıyla yeterli olacağını ileri sürüyor. Bu konuda ne dersiniz?

Internet radyosu niş radyo için çok iyi bir tamamlayıcı. 

Ben, teknik olarak mümkün olsa bile, internet radyonun, sayısal radyo için tek platform olmasının önerilebileceğini düşünmüyorum. 

Konu hakkında daha fazla öğrenmek isterseniz, Kenneth Wenzel'in sunumlarına göz atabilirsiniz. 


DVB-T2 Lite | Next Generation of Mobile Broadcasting

First Deployments, First Experiences
http://www.slideshare.net/KennethWenzel/dvbt2-lite-next-generation-of-mobile-broadcasting

and a more detailed presentation regarding T2 Lite vs DAB+ in VHF band III (1.7 MHz BW).



Is T2 Lite becoming the new frontier for digital radio?

VHF band III | T2 Lite vs DAB+

http://www.slideshare.net/KennethWenzel/is-t2-lite-becoming-the-new-frontier-for-digital-radio
Kenneth Wenzel'a sorularımı yanıtlamak için vakit ayırdığı için yeniden teşekkür ederim. 

Yorumlar

Son haftanın en çok okunan 10 yazısı

Göksu Restaurant Nenehatun şubesi açıldı

ve beklenen gerçekleşti...Ankara'nın Sakarya caddesine açılan Bayındır sokakta yer alan Göksu, gönüllere taht kurdu. Gerek servisi, gerek yemeklerin lezzeti vazgeçilmezler arasına girdi. Mekanın Kızılay'ın göbeğindeki Sakarya caddesinde olması, kimilerini üzüyordu. Özellikle Kızılay'a hiç inmeyenler, kalabalığı sevmeyenler yukarılarda bir Göksu hayali kuruyordu. Uzun sürdü inşaat. Nenehatun caddesi ile Tahran caddesinin kesiştiği köşede yer alan binanın inşaatının neden bu kadar sürdüğünü pek anlamamıştım, düne kadar. Dışarıdan 4-5 kat görünen bina toplamda 10 katlıymış. Üstte 3 kat içkili restaurant (ki bu bölüm henüz açılmamış), girişte bekleme salonu ve bar-kütüphane, girişin altında işkembe ve kebapçı (ki bu bölüm hizmet vermeye başladı), işkembecinin altı tam kat mutfakmış, onun altında garaj-çamaşırhane ve en altta iki kat konferans salonu olarak düzenlenmiş öğrendiğime göre. İlk ziyaretime ait fotografları (binanın dıştan çekilmiş bir görüntüsü ve iştah açıcı) beğe...

Göksu Restaurant

Özellikle öğlen saatlerinde Kızılay, Sakarya civarında düzgün yemek yiyeceğiniz bir yer arıyorsanız en doğru seçim Göksu Restaurant olacaktır. Meşhur Otlangaç'ın karşısına denk düşen mekan, hızlı ve özenli servisi, lezzetli ve fahiş olmayan fiyatları ile bölge insanlarının gönlünde çoktan taht kurmuş. Öğle saatlerindeki kalabalığa karşın hızlı ve özenli servisin sırrı yeterli sayıda personel çalıştırmak olsa gerek. Yemeklerinde etsiz çeşitlerinin az oluşu dışında kusuru yok denebilir. Akşam servisini hiç denemedim, ancak akşamları Sakarya'ya gidenlere fazla hitabetmeyebilir. Afiyet olsun. GÖKSU RESTAURANT Bayındır Sokak No: 22 / A Kızılay - ANKARA tel 312 431 47 27 - 431 22 19

Yabancı dil öğrenmek üzerine: DuoLingo deneyimimim

kızımın çizgileri Ülkemizin kanayan yaralarından birisidir sanırım, yabancı dil öğrenmek. Onlarca kurs, yüzlerce kitap, saatlerce ders ve sonuç: anlayan (en azından anladığını düşünen) ve konuşamayan kişiler... Bir yerlerde bir sorun olduğu kesin, ama nerede? Farklı zamanlarda, 3 kez Fransızca kursuna gittim. İlk seferin ardından, aslında bir temel bilgim olmasına karşın, her seferinde en baştan başladım, hiç bilmiyormuşum gibi. Ne yazık ki kurslarda öğrendiklerim kalıcı olamadı. Şimdilerde, 70 gündür, her sabah DuoLingo ile çalışıyorum. Ücretsiz ve arada çıkan reklamlarla devam eden sürümünü kullanıyorum. Eminim farklı online dil kursları da vardır. Online platformda, kurslarda olmayan ne var diye düşününce bir kaç şey tespit ettim. Belki sizlerin de işine yarar diye paylaşıyorum: Yabancı dil öğrenmek, sürekli ve kesintisiz tekrar gerektiren bir süreç. Kurslar, sadece haftanın belli günleri, bir kaç saat için ve çoğunlukla, günün en yorgun olunan akşamlarında oluyor. ...

Anıttepe, sokaklar, anlamlar

Ankara, ne yazık ki, içerisinden su geçen şehirlerden değil. Aslında daha doğrusunu söylersem, içerisinden geçen suların üzerini kapatıp yok eden bir kent. İncesu deresi, Kavaklı dere, Ankara çayı hep üzeri kapatılıp, halının altına süpürülen tozlar gibi gözden ırak tutulup unutulmuş kent suları. Hal böyle olunca Başkent, akar suyun kente sağlayacağı güzelliklerden yoksun. Neyse ki arayan için gizli güzellikler barındırıyor.   Anıttepe, bu gizli güzellikleri saklayan semtlerden. Anıtkabir, yılın her mevsimi caddelerden eksik olmayan turist otobüsleri, resmi bayramlarda protokol için kapatılan yollar, son dönemde sıklıkla düzenlenen mitinglere ev sahipliği yapan Tandoğan meydanı, Çankaya Belediyesi'nin  konserlerinin mekanı Anıtpark Anıttepe denildiğinde ilk aklıma gelenler. Ve tabii, geçenlerde bir yarışmada soru olarak da yöneltilen sokak isimleri: Ordular, İlk, Hedef, İleri, Ata ve Akdeniz caddesi.    Anıtkabir'in sınırını oluşturan 3 cadde bulunur: Gen...

Eski Maltepe pazarı eski yerinde yakında bizlerle...

Ankaralılar bilir, kot pantolondan araba teybine, ara musluğundan kuruyemişe ne ararsan bulabildiğin hem de uygun fiyata bulabildiğin bir pazar var(dı): Maltepe camisinin üst tarafından pazartesi dışında (o gün semt pazarı kurulurdu) her gün hizmet veren seyyar paravanlarla ayrılmış küçük dükkancıkların oluşturduğu bir pazardı. Bu pazarın bulunduğu araziye bir alışveriş merkezi yapıldı. Ankara'nın en ilginç mimarisine sahip olduğunu düşündüğüm Malltepe Park, eski pazar esnafının ahını almıştı. Sopalarla dövüle dövüle pazar yerinden atılan esnafın tutan ahı, Malltepe Park'ı iflas noktasına getirdi. Market, dükkanlar derken hayalet alış veriş merkezine dönüştü Malltepe Park. Sonunda alış veriş merkezi yönetimi eski (kendi deyimleriyle tarihi) maltepe pazarını Malltepe Park'ın içine taşımaya karar vermiş.  Bugünlerde hummalı bir çalışma sürüyor Malltepe Park'ta. Dükkanlar alçıpanla küçük dükkancıklara bölünüyor. Öğrendiğime göre şimdiden 70'ten fazla pazar esnafı taş...

Pazr günü eğlencesi: Eymir gölü etrafında bisiklet sürmek

Sadece ODTÜ öğrenci ve çalışanlarının bir de göl kartı sahiplerinin girebildiği düşünülür Eymir gölüne. Oysa, eskiden olduğu gibi bugün de arabasız girdiğiniz sürece, kimse kimlik sormaz kapısında. Birisi TRT'nin Oran yerleşkesinin yanından inen yolun sonunda, diğeri Gölbaşı'ndaki TEİAŞ tesislerini geçince olmak üzere iki kapısı bulunur bu küçük göl ve çevresinin. ODTÜ arazisidir ve içerisinde piknik yapmak yasaktır. Son düzenlemeler sonrası üniversite arazisi olduğu için içeride alkol satışı yasaklanmıştır. Yakın zamanda üniversite yönetiminin aldığı bir karar ile Eymir gölü çevresine haftasonları araç girişi tamamen yasaklandı. Her iki kapının yakınında, ODTÜ'de görev yapan güvenliklerin kontrol ettiği park alanları oluşturuldu. Ücretsiz olan bu alanlara aracınızı bırakıp yürüyerek göl çevresine girebiliyorsunuz. İçeride her 10 - 15 dakikada bir hareket eden ring servisleri bekliyor. Lokantaların olduğu yerlerde durakları var. Dönüş için de aynı araçları kullanabili...

Sokakbaşı Meyhane, nam-ı diğer Hüseyin'in Meyhanesi

Uzunca bir süredir izlediğim tek televizyon yayını Behzat Ç.'nin Hüseyin'in Meyhanesi mekanı olarak kullandığı Sokakbaşı Meyhanesi'ne sonununda gittim. Hatta yanda gördüğünüz üzere Behzat'ın masasında fotografım da var. Mekan, aslında Behzat Ç. öncesinde de bölgede bilinen sevilen yerlerdendi. Esat dörtyolda, köşebaşında yer alan burayı Behzat Ç.'de mekan olarak kullanmak, muhtemelen Erdal Beşikçioğlu'nun zamanında Sokakbaşı'nın çaprazında bir yer işletmesinden kaynaklanıyordur.  Sokakbaşı'na diziden aşinayız. Havalar iyi olduğunda açık havada büyükçe bir yerleri var. İçerisi de küçük sayılmaz. Mezeler lezzetli, fiyatlar pek ucuz sayılmaz. Dizinin etkisi fiyatlara yansımış görünüyor. Behzat'ın masası rezervasyonlu oluyormuş genelde. Yurt içi ve hatta dışından rezervasyon yapılıyormuş. Mekanın garsonları, kim bölümlerde rol almış. Duvarlarda gazete küpürleri ve diziden görüntülerin yer aldığı fotograflar var.  Yakında final yapacak olan Behzat ...

Dorian Gray'in Portresi / Oscar Wilde

Remzi Kitabevi'nin Ağustos 1968 tarihli ikinci baskısından okudum bu klasik romanı. Dilimize Ferhunde ve Orhan Şaik Gökyay çevirmiş. Günümüzde yapılan çeviriler daha özenli oluyor. Bu baskıda, romanda Fransızca olarak geçen kimi bölümlerin çevirisi yapılmamış. Oysa dip not şeklinde bu ifadelerin Türkçesi verilmeliydi. Dizgiye dair de sorunlar var. Sanırım yeni tarihli baskılarda bu sorunlar giderilmiştir.  Alt metinlerle, göndermelerle dolu bir roman Dorian Gray'in Portresi. Bunları bilmeden, fark etmeden de okunabilir elbette. Yayınlandığı dönem tartışmalara sebep olmuş, kimi bölümleri sansürlenmiş. Yakın tarihli baskıları, "sansürsüz" ibaresiyle okuyucuya sunulmuş.

Hüküm Gecesi / Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Seneler önce okuduğum Yaban'ı saymazsam Yakup Kadri Karaosmanoğlu'ndan okuduğum ikinci roman oldu Hüküm Gecesi. 1926'da yazılmaya başlanılan eser, 1927'de yayınlanmış. Roman Osmanlı'nın son dönemine tanıklık eden Ahmet Kerim adlı kurgu karakterin gözünden anlatılıyor. İttihat ve Terakki'nin kabinenin içinde yer almadığı hükümet, sopalı seçim, Hürriyet ve İtilâf'ın kurduğu hükümet, Trablusgarp bozgunu, Uşi Anlaşması, Balkan bozgunu, Bab-ı Ali baskını... Anlatılsa roman olur denilen bir dönem, Hüküm Gecesi'nin tarihsel arka planı.  Romanın başkahramanı Ahmet Kerim'in Yakup Kadri'ye benzerliği dikkat çekici. Öyle ki romanın bir yerinde Ahmet Kerim İstanbul'un Sodome ve Gomore'yi andırdığını söylüyor, ki hepimiz Y. Kadri'nin aynı adlı romanını hatırlıyor. Y. Kadri'nin yaşam öyküsüne baktığımda o tarihlerde, tıpkı Ahmet Kerim gibi, gazetelerde çalıştığını okudum. Kurgu karakterler dışında Ali Kemal, Süleyman Nazif, Rıza Tevfik, Ahmet ...

Psikopati / Saul Black

Polisiye romanların klişeleriyle dolu, Hollywood filmlerinden aşina olduğumuz "kahretsin", "aman tanrım", "kahrolası" kalıplarının bolca kullanıldığı çevirisiyle mısır patlağı tadı veren bir kitap Psikopati. Saul Black'ten okuduğum ilk ve büyük olasılıkla son eser. Vaktinizi daha iyi eserleri okumak için kullanmanızı öneririm.