Ana içeriğe atla

Trabzonspor U19 takımının başarısı üzerine

Bu yazıyı hazırladığım 2 Nisan 2025 günü itibariyle Trabzonspor A takımı, Süper Lig'de 27 maçta 9'ar galibiyet - mağlubiyet ve beraberlik ile 36 puan toplayarak 10. sırada yer alıyor. Trabzonspor U 19 takımı ise U 19 Elit A Ligi'nde 26 maçta 18 galibiyet, 5 beraberlik ve 3 mağlubiyet ile 59 puan toplayarak, lider Galatasaray'ın iki puan gerisinde ikinci sırada. Bu arada Trabzonspor U 19 takımının üç maç eksiği olduğunu ekleyeyim. Bu eksik üç maçını da kazanırsa 7 puan farkla lider olması mümkün.  UEFA Gençlik Ligi'nde yarı finale çıkan ve bu yolda İtalya'dan Juventus, Atalanta ve Inter'i eleyen takımımız, kupaya doğru emin adımlarla ilerliyor.  Trabzonspor Fatih Sultan Tekke yönetiminde U 19'daki gençleri A takıma dahil etme stratejisini uygularsa uzun süreli başarının gelmesi işten bile değil.  Gençleri bir kez daha kutluyorum. Kupayı ülkemize getireceklerine yürekten inanıyorum. 

Türkiye'de sayısal karasal radyo ve televizyon yayıncılığı 1 / 2


20 Kasım 2015'te, İstanbul Harbiye Askeri Müzesi Fevzi Çakmak salonunda yukarıdaki başlıkla yaptığım sunumu, İstanbul'a gelemeyen milyonlar için bir kez de elektronik ortamda yapayım dedim :) Malum, artık resmi olarak duyurmasam bile sektöre mesajlarımı açık şekilde ilettim 27 Aralık 2015'te neyin duyurulacağını. Bir yandan 27 Aralık 2015'teki açıklamaya ve sonrasına hazırlanırken, bir yandan da adımı duyurmaya gayret etmeye devam.

Bu sunum hazırlayıcı paket programların güzel bir yanı, sunumdaki yansıları resim dosyası olarak kaydedebilmeleri. Bu sayede, birazdan göreceğiniz her resim, aslında sunumun bir yansısıydı, yukarıdaki de ilk yansı :)


Sunumda anlattıklarıma geçmeden bir tarzdan bahsedeyim izninizle. Sunumda kullanılan renkten, seçilen şablona kadar epey bir ayrıntısı var bu işin. Ben görsel tasarımına ilişkin fazla bir şey bilmiyorum. Zaten bu cehaletim, yansılardan da belli. Ancak, özellikle 2011'den bu yana çok sayıda sunum izleyen birisi olarak, etkileyici sunum yapmaya dair kendimce çıkarımlara sahibim. Bana kalırsa, sunumda kullanılan yansının, elinizde tuttuğunuz hatırlatma kağıdı gibi olmalı. Sadece anahtar kelimeler yer almalı. Sonuçta sunum, siz yokken pek bir şey ifade etmemeli. Öteki türlüsü, makaleyi yansılara aktarmak anlamına geliyor. 

Bu, muhtemelen gereksiz, girişten sonra gelelim sunuma. Üç başlıktan oluşan bir sunum oldu. İlk iki başlıkta, aslında üçüncü başlık konusunda da epey söz söylemiştim. 20 dakikaya sığdırmak kolay olmadı ancak sanırım çok aşmadım süremi. 


Sayısal radyo diye adlandırılan "şey", buraya eklemediğim Çin standardı ve ABD'de yaygın uydu radyoyla birlikte altı farklı çözüm içeriyor kabaca. Uydu ve Çin bizim konumuz dışında. Ülkemizde uygulanma ihtimali olan dört yaklaşım var. DAB ve DRM grubu standartları ile DVB-T2 uluslararası standart enstitülerinde yayınlanmış yaklaşımlar. Bir başka ifadeyle "standart" alıcılar ile erişilebilen yayınlar yapılıyor bunlar kullanılarak. Burası biraz kritik öneme sahip, ileride yeniden döneceğim. HD Radyo ise kuzeyin soğuk ve gizemli, bir o kadar ülkemiz beyin gücünü cezbeden ülkesinden, bildiniz Kanada'dan bir şirketin geliştirdiği çözüm. Bu yazıyı ve sunumu hazırlarken henüz Ibiquity adlı bu şirket, standart enstitüsünde çözümünü beyan edip, "standart" alıcılar ile HD Radyo yayınlarının alınabilmesine yönelik bir adım atmış değildi. DVB-T2 dışındakiler radyo için özel geliştirilmişken DVB-T2, MultiPLP ile birlikte radyo yayınlarının da gönderilebildiği bir televizyon standardı aslında. Bir başka farklılığı DAB ve DRM'in arkasında iki dev lobi kuruluşu: WorldDAB ve WorldDRM, HD Radyo'nun arkasında Ibiquity adlı şirket varken DVB-T2 Lite yaklaşımının hamisi, Kenneth Wenzel adlı Kopenhag'da yaşayan bir meslektaş sadece. Bu da önemli, ileride değineceğim ayrıntısına...
Kıymetli okuyucular, yukarıda FM yayınlarını kapatmayı planlayan ve tarih duyurusunda bulunan iki ülke Norveç ve İsviçre'yi Avrupa'daki diğer ülkelerden ayıran en önemli fark nedir diye sorsam? Benim yanıtım zenginlik olur. Coğrafi küçüklük ikinci sırada gelir sanırım. Coğrafi küçüklük ile şebekenin kolay kurulması her zaman birlikte gerçekleşmiyor. Norveç, dağınık nüfusu ile, falezleri ve sahilleriyle, dağları ve uydu kapsamasının dışındaki konumu ile kendine has sorunlara sahip bir ülke. İsviçre denilince ise akla haliyle Alp dağları geliyor. Ancak, bu sunumda vurgulamak istediğim tüm bu şebeke zorluklarına karşın böylesi bir işe girişmiş olmalarının arkasında zenginlik geliyor elbette. Norveç ve İsviçre yurttaşları kaliteli müzik dinlemek için 50 - 100 € vermeye hazır. Siz bakmayın 20 € başlangıç fiyatlarına. DAB+'ın keyfini sürmek için 50 €'yu (TL'ye çevirince 150 TL) gözden çıkartmak şart. 
Bu yansı aslında herşeyi özetliyor kıymetli okuyucular. Bakın, 20 sene önce bu işe başlayan ve BBC'nin DAB multipleksi nüfusun neredeyse tamamına erişirken, FM yayınlarını kapatma konusunda bir tarih belirtmiyor halen. Aynı şekilde Almanya, Hollanda, Fransa (ki 2014'te ilk sayısal radyo denemelerine başlamış bir ülkedir kendisi), Avustralya.... kısacası 2 ülke dışında kalanlar, FM yayınlarına devam ediyorlar ve yakın gelecekte de devam edecekler. Bu ülkeler, önlerinde en az 10 yılı planlayan ülkeler. 10 yıl sonra yapacakları, bugünden belli. 10 yıl sonra bu ülkelerde FM yayınlarının devam edeceğini söyleyebilirim bugünden. 

Bu ve bir sonraki yansıya ilişkin fazla söyleyecek sözüm yok. DAB ve DRM, birbirinin rakibi gibi görünen oysa birbirini tamamlayıcı yaklaşımlar. Bir örnek vermek gerekirse, kent içi ulaşımı sadece metro ile yapacağım demek ne kadar anlamsız ise, sayısal radyoyu sadece DRM ya da sadece DAB ile oluşturacağım demek o derece anlamsız aslında. Kent için ulaşım için metro ve otobüs ile taksi birlikte kullanılır. Hangisi uygunsa o seçilir. Kent kalabalık ve nüfus yoğun ise DAB+ daha iyi bir kapsama sunarken, kent dağınık yerleşime sahip ise DRM+ daha uygun olabilir. Yani uzun lafın kısası eğer çoklu standart çipli sayısal radyo alıcıları kullanıyorsanız ülkenizde, sayısal radyo şebekesinde DAB+/DRM+/FM/AM/DRM30'u birlikte kullanabilirsiniz. Yeterki bu sayısal radyo alıcılarının tümünün çoklu standart destekleyen çiplerle üretildiğinden emin olun. Burada iş elbette RTÜK'e ve Sanayi Ticaret Bakanlığına, gümrüklere düşüyor. Yapılabilir mi? Kesinlikle. Kolay mı? Hem evet, hem hayır. Peki olursa ne olur? Süper olur, çünkü literatüre bir katkımız olur en azından :) Dünyada bir ilke imza atmış oluruz, henüz böyle bir şebeke yok çünkü :)
Ne demiştim, bu iki yansıyla ilgili pek bir şey yazmayacağım :) Efendim, yazmadan da olmuyor :)

Kıymetli dostlar, meseleler sadece teknik değil ne yazık ki. Keşke öyle olsa, High Power High Tower ile DVB-T2 şebekesi kurardık, üzerine LTE'yi de bindirdik mi işte sana hem mobil TV, hem mobil sayısal radyo hem de ... Ama hayat böyle değil, gelin görün ki. Radyo için ayrı alıcılar almalısınız, radyo vericileri ayrı olmalı, hatta şebeke bile ayrı olacak. Öyle All-In-One dünyası olur mu hiç kıymetli dostlar, maazallah komünist miyiz, tövbe tövbe. Elbette üreticileri düşünmek zorundayız, bu işten kaç kişi ekmek yiyor biliyor muyuz? 

Şaka bir yana, tek şebeke ile hem radyo hem TV'yi birlikte halletmek olanaklı. Ancak bunun uygulanmayacağını, endüstrinin bu yaklaşımı Tu Kaka edeceğini tahmin etmek için kahin olmaya gerek yok :) Kusura bakma kıymetli Wenzel, ama hayat biz mühendislerin anlayacağından daha karmaşık ne yazık ki. Bu arada Wenzel diyorsun da adamı tanıyor musun diyorsanız, mutlulukla ifade edeyim ki, sektördeki bir çok önemli isimle birlikte, Kenneth Wenzel ile de tanışma olanağı buldum. Hem Estonya'nın başkenti Talin'de 2013'te Levira şirketinin etkinliğinde ikimiz de konuşmacıydık. Orada sohbet ettik. Hem de bu yıl basın olarak akredite edildiğim IBC etkinliğinde uzun bir konuşma yaptık. Keşke DVB-T2'yi de yayınlayan DVB, arka çıksa bu yaklaşıma. Ancak kıymetli Dr. Sibert, ki kendisi DVB ofisinin yöneticisidir, DVB-T2 Lite ile sayısal radyonun teknik olarak olanaklı olduğunu belirtmekle yetiniyor her sorduğumda. 
Bu bilgiyi endüstrinin önemli isimlerinin birinden öğrendim. Ardından ben de baktım ve kendim de gördüm. Bağlantısını bilerek koymuyorum bu yazıya. Biraz da sizler çalışın :) AB Müktesebatında var, broadcast için alıcıların standart olması gerekiyor şeklinde kısa bir ifade var. Bu ifade önemli ve bir yerde piyasayı belirliyor. Şunu da ekleyeyim, HD Radyo için hep söylenen, ama o bir şirketin ürünü, bir şirket ürünü ile yol mı çıkılır diyenlere itibar etmeyin. Böyle söyleyenlere cep telefonun markasını sorun, bir de bilgisayarının işletim sistemini. Muhtemelen telefon, elma, bilgisayardaki işletim sistemi ise pencere çıkacak. Bu ikisini de zaten ortak üretim çıkartmış :) Yani diyeceğim o ki HD Radyo'nun önündeki, bence en önemli, sorun bu standart haline gelmemiş olmak. Gelmek için yapılması gereken çok önemli işler de yok bir yerde. Dolby gibi onlar da gidip teknolojilerini standart hale getirebilirler ve Avrupa Birliği üyesi ve üyelik görüşmelerini sürdüren ülkelerde de kullanılabilir hale gelebilirler.
Bu arada yansıda şirketin adını yanlış yazmışım. Doğru ismi Ibiquity olacak...
Türkçe'de bir deyim vardır: Zurnanın zırt dediği yer. Bu yukarıdaki yansının ilk satırı bu zırt deme anını işaret ediyor. Kıymetli dostlar, sunumu yaptığım sabah Hollanda'dan bir şirketin teknik patronu ile konuşuyordum telefonda. Ona bahsettim bu FM istasyon sayısından, inanmadı. Olanaklı değil ki dedi 100'ün üzerinde istasyonu FM bandına sığdırmak. Zaten olmuyor dedim. Siz neden İstanbul'da FM radyo dinlenemediğini sanıyordunuz? 50 istasyonun bulunabileceği bir banda 100 tane sokarsanız durum bu olur. 

Burada işler biraz karışıyor. Sonuçta sunuma gelenler bu yansıda söylediklerimi hatırlayacaktır. Burada, o söylediklerimi aynen tekrarlamayacağım. Elbette kendime göre nedenlerim var bu tercihimde. Sonuçta can taşıyoruz ve gecekondu denilen yapılar, gecekondu mafyası ile birlikte anılır. Madem böyle bir benzetme kullandım, neden çekindiğimi de anlamışsınızdır. Oturumun konuşma dökümleri çıktıktan sonra kitaplaştırılırsa, meraklısı oradan okuyabilir söylediklerimi. Burada şu kadarını söylemekle yetineyim; gecekondu sorunu neyse, bugün FM bandının sorunu aynıdır. Gecekondu sorunu nasıl çözüldüyse, FM bandının sorunu da aynı şekilde çözülmek zorundadır ve NOKTA :)

Yorumlar

Son haftanın en çok okunan 10 yazısı

Göksu Restaurant

Özellikle öğlen saatlerinde Kızılay, Sakarya civarında düzgün yemek yiyeceğiniz bir yer arıyorsanız en doğru seçim Göksu Restaurant olacaktır. Meşhur Otlangaç'ın karşısına denk düşen mekan, hızlı ve özenli servisi, lezzetli ve fahiş olmayan fiyatları ile bölge insanlarının gönlünde çoktan taht kurmuş. Öğle saatlerindeki kalabalığa karşın hızlı ve özenli servisin sırrı yeterli sayıda personel çalıştırmak olsa gerek. Yemeklerinde etsiz çeşitlerinin az oluşu dışında kusuru yok denebilir. Akşam servisini hiç denemedim, ancak akşamları Sakarya'ya gidenlere fazla hitabetmeyebilir. Afiyet olsun. GÖKSU RESTAURANT Bayındır Sokak No: 22 / A Kızılay - ANKARA tel 312 431 47 27 - 431 22 19

Göksu Restaurant Nenehatun şubesi açıldı

ve beklenen gerçekleşti...Ankara'nın Sakarya caddesine açılan Bayındır sokakta yer alan Göksu, gönüllere taht kurdu. Gerek servisi, gerek yemeklerin lezzeti vazgeçilmezler arasına girdi. Mekanın Kızılay'ın göbeğindeki Sakarya caddesinde olması, kimilerini üzüyordu. Özellikle Kızılay'a hiç inmeyenler, kalabalığı sevmeyenler yukarılarda bir Göksu hayali kuruyordu. Uzun sürdü inşaat. Nenehatun caddesi ile Tahran caddesinin kesiştiği köşede yer alan binanın inşaatının neden bu kadar sürdüğünü pek anlamamıştım, düne kadar. Dışarıdan 4-5 kat görünen bina toplamda 10 katlıymış. Üstte 3 kat içkili restaurant (ki bu bölüm henüz açılmamış), girişte bekleme salonu ve bar-kütüphane, girişin altında işkembe ve kebapçı (ki bu bölüm hizmet vermeye başladı), işkembecinin altı tam kat mutfakmış, onun altında garaj-çamaşırhane ve en altta iki kat konferans salonu olarak düzenlenmiş öğrendiğime göre. İlk ziyaretime ait fotografları (binanın dıştan çekilmiş bir görüntüsü ve iştah açıcı) beğe...

Yabancı dil öğrenmek üzerine: DuoLingo deneyimimim

kızımın çizgileri Ülkemizin kanayan yaralarından birisidir sanırım, yabancı dil öğrenmek. Onlarca kurs, yüzlerce kitap, saatlerce ders ve sonuç: anlayan (en azından anladığını düşünen) ve konuşamayan kişiler... Bir yerlerde bir sorun olduğu kesin, ama nerede? Farklı zamanlarda, 3 kez Fransızca kursuna gittim. İlk seferin ardından, aslında bir temel bilgim olmasına karşın, her seferinde en baştan başladım, hiç bilmiyormuşum gibi. Ne yazık ki kurslarda öğrendiklerim kalıcı olamadı. Şimdilerde, 70 gündür, her sabah DuoLingo ile çalışıyorum. Ücretsiz ve arada çıkan reklamlarla devam eden sürümünü kullanıyorum. Eminim farklı online dil kursları da vardır. Online platformda, kurslarda olmayan ne var diye düşününce bir kaç şey tespit ettim. Belki sizlerin de işine yarar diye paylaşıyorum: Yabancı dil öğrenmek, sürekli ve kesintisiz tekrar gerektiren bir süreç. Kurslar, sadece haftanın belli günleri, bir kaç saat için ve çoğunlukla, günün en yorgun olunan akşamlarında oluyor. ...

Eski Maltepe pazarı eski yerinde yakında bizlerle...

Ankaralılar bilir, kot pantolondan araba teybine, ara musluğundan kuruyemişe ne ararsan bulabildiğin hem de uygun fiyata bulabildiğin bir pazar var(dı): Maltepe camisinin üst tarafından pazartesi dışında (o gün semt pazarı kurulurdu) her gün hizmet veren seyyar paravanlarla ayrılmış küçük dükkancıkların oluşturduğu bir pazardı. Bu pazarın bulunduğu araziye bir alışveriş merkezi yapıldı. Ankara'nın en ilginç mimarisine sahip olduğunu düşündüğüm Malltepe Park, eski pazar esnafının ahını almıştı. Sopalarla dövüle dövüle pazar yerinden atılan esnafın tutan ahı, Malltepe Park'ı iflas noktasına getirdi. Market, dükkanlar derken hayalet alış veriş merkezine dönüştü Malltepe Park. Sonunda alış veriş merkezi yönetimi eski (kendi deyimleriyle tarihi) maltepe pazarını Malltepe Park'ın içine taşımaya karar vermiş.  Bugünlerde hummalı bir çalışma sürüyor Malltepe Park'ta. Dükkanlar alçıpanla küçük dükkancıklara bölünüyor. Öğrendiğime göre şimdiden 70'ten fazla pazar esnafı taş...

Kocadağ At Çiftliği Kocadağ Köyü / Havran

Deniz, kum, güneş tatilinden sıkıldıysanız ve Edremit körfezi civarındaysanız size süper bir alternatif: At binmek. Edremit'ten Balıkesir'e giden yol üzerindeki şirin ilçe Havran'ın Kocadağ köyünde bu mekan. Henüz dört yaşında olan iki(z) kızlarımız çok keyif aldılar at binmekten. Altınızda sizden epey güçlü b ir hayvan varken dengede durmaya çalışmak, yorucu bir o kadar da keyifli bir uğraş. Eğer hayatınızda at binmeyi hiç denemediyseniz, emin olun deneyince siz de kabul edeceksiniz, çok şey kaçırmışsınız demektir.    Kocadağ At Çitfliği'nde at binmenin yanı sıra lezzetli mutfağını da deneyebilirsiniz. Mantı, haşlama içli köfte, ızgara köfte ve elbette demleme çay. Fiyatlar derseniz bu konuda ucuz / pahalı yorumu yapmak istemiyorum. Bunun yerine bir kaç seçtiğim ürünün fiyat bilgisini paylaşacağım. Ancak, öncelikle sipariş edeceğiniz yiyeceklerin hepsinin büyük bir özenle hazırlanıp, aynı özenle servis edildiğini belirteyim. Biz mantı, içli köfte, ızgara hellim ve ...

Anıttepe, sokaklar, anlamlar

Ankara, ne yazık ki, içerisinden su geçen şehirlerden değil. Aslında daha doğrusunu söylersem, içerisinden geçen suların üzerini kapatıp yok eden bir kent. İncesu deresi, Kavaklı dere, Ankara çayı hep üzeri kapatılıp, halının altına süpürülen tozlar gibi gözden ırak tutulup unutulmuş kent suları. Hal böyle olunca Başkent, akar suyun kente sağlayacağı güzelliklerden yoksun. Neyse ki arayan için gizli güzellikler barındırıyor.   Anıttepe, bu gizli güzellikleri saklayan semtlerden. Anıtkabir, yılın her mevsimi caddelerden eksik olmayan turist otobüsleri, resmi bayramlarda protokol için kapatılan yollar, son dönemde sıklıkla düzenlenen mitinglere ev sahipliği yapan Tandoğan meydanı, Çankaya Belediyesi'nin  konserlerinin mekanı Anıtpark Anıttepe denildiğinde ilk aklıma gelenler. Ve tabii, geçenlerde bir yarışmada soru olarak da yöneltilen sokak isimleri: Ordular, İlk, Hedef, İleri, Ata ve Akdeniz caddesi.    Anıtkabir'in sınırını oluşturan 3 cadde bulunur: Gen...

Hüküm Gecesi / Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Seneler önce okuduğum Yaban'ı saymazsam Yakup Kadri Karaosmanoğlu'ndan okuduğum ikinci roman oldu Hüküm Gecesi. 1926'da yazılmaya başlanılan eser, 1927'de yayınlanmış. Roman Osmanlı'nın son dönemine tanıklık eden Ahmet Kerim adlı kurgu karakterin gözünden anlatılıyor. İttihat ve Terakki'nin kabinenin içinde yer almadığı hükümet, sopalı seçim, Hürriyet ve İtilâf'ın kurduğu hükümet, Trablusgarp bozgunu, Uşi Anlaşması, Balkan bozgunu, Bab-ı Ali baskını... Anlatılsa roman olur denilen bir dönem, Hüküm Gecesi'nin tarihsel arka planı.  Romanın başkahramanı Ahmet Kerim'in Yakup Kadri'ye benzerliği dikkat çekici. Öyle ki romanın bir yerinde Ahmet Kerim İstanbul'un Sodome ve Gomore'yi andırdığını söylüyor, ki hepimiz Y. Kadri'nin aynı adlı romanını hatırlıyor. Y. Kadri'nin yaşam öyküsüne baktığımda o tarihlerde, tıpkı Ahmet Kerim gibi, gazetelerde çalıştığını okudum. Kurgu karakterler dışında Ali Kemal, Süleyman Nazif, Rıza Tevfik, Ahmet ...

ŞÖMİNE pide kebap

Mahallelerde, özellikle ara sokaklarda, gizli cennetler yer alır. Konu pide/kebapçı olunca tercihimi olabildiğince bu cennetlerden yana kullanırım. Hem lezzetli pide yersiniz hem de izzet ikram bol ve fiyatlar ucuz olur. Eskiden oturduğumuz Tuzluçayır'da birbirine yakın 3 pideci vardı. Aralarındaki rekabet en çok bizlere yarardı. Ücretsiz salata (mevsimine göre çoban ya da yeşil) hepsinin ortak ikramıydı. Farklılık yaratıp müşteriyi kendine çekmeye çalışan birisi salatanın yanında cacık ikram etmeye başlayınca diğerleri de onu izlemeye mecbur kalmıştı. Eski günler... Sizlere bu gün bahsedeceğim yer Dikmen İlker'de. Oran şehrine, dolayısıyla iş yerime yakın. Zaten genellikle haftaiçi öğlen yemeği için gidiyorum. Önce adını adresini vereyim. Şömine Kebap İlker 1. Cadde No:116/H tel: 482 40 40 / 481 41 42. Gelelim yiyecek ve ikramlara; öncelikle favori pidemi önermeyle başlayayım işe: Kuşbaşı-kaşarlı karışık. Gerçekten lezzetli yapıyorlar. Geçen gittiğimizde lahmacununu da çok b...

Dorian Gray'in Portresi / Oscar Wilde

Remzi Kitabevi'nin Ağustos 1968 tarihli ikinci baskısından okudum bu klasik romanı. Dilimize Ferhunde ve Orhan Şaik Gökyay çevirmiş. Günümüzde yapılan çeviriler daha özenli oluyor. Bu baskıda, romanda Fransızca olarak geçen kimi bölümlerin çevirisi yapılmamış. Oysa dip not şeklinde bu ifadelerin Türkçesi verilmeliydi. Dizgiye dair de sorunlar var. Sanırım yeni tarihli baskılarda bu sorunlar giderilmiştir.  Alt metinlerle, göndermelerle dolu bir roman Dorian Gray'in Portresi. Bunları bilmeden, fark etmeden de okunabilir elbette. Yayınlandığı dönem tartışmalara sebep olmuş, kimi bölümleri sansürlenmiş. Yakın tarihli baskıları, "sansürsüz" ibaresiyle okuyucuya sunulmuş.

Trabzonspor U19 takımının başarısı üzerine

Bu yazıyı hazırladığım 2 Nisan 2025 günü itibariyle Trabzonspor A takımı, Süper Lig'de 27 maçta 9'ar galibiyet - mağlubiyet ve beraberlik ile 36 puan toplayarak 10. sırada yer alıyor. Trabzonspor U 19 takımı ise U 19 Elit A Ligi'nde 26 maçta 18 galibiyet, 5 beraberlik ve 3 mağlubiyet ile 59 puan toplayarak, lider Galatasaray'ın iki puan gerisinde ikinci sırada. Bu arada Trabzonspor U 19 takımının üç maç eksiği olduğunu ekleyeyim. Bu eksik üç maçını da kazanırsa 7 puan farkla lider olması mümkün.  UEFA Gençlik Ligi'nde yarı finale çıkan ve bu yolda İtalya'dan Juventus, Atalanta ve Inter'i eleyen takımımız, kupaya doğru emin adımlarla ilerliyor.  Trabzonspor Fatih Sultan Tekke yönetiminde U 19'daki gençleri A takıma dahil etme stratejisini uygularsa uzun süreli başarının gelmesi işten bile değil.  Gençleri bir kez daha kutluyorum. Kupayı ülkemize getireceklerine yürekten inanıyorum.