Ana içeriğe atla

Yeni televizyon, yeni bir blog yazı konusu: Uygulama değerlendirme

10 yaşını geçmiş, artık belli bir okunma sayısına ulaşmış olması gereken blogum, bir türlü istediğim düzeye çıkamıyor. Öyle çook büyük beklentilerim yok aslına bakarsanız. Sektörde adından söz ettirecek, referans olarak gösterilen bir radyo/televizyon teknolojileri blogu olsun; kitap severlerin uğrak noktalarından olsun; Ankara'nın farklı mekanlarının tanıtıldığı bir yer olsun; ilginç söyleşilerle kimsenin aklına gelmeyecek konularda bilgiler versin; farklı mekanları tanıtsın; gezilecek yerlerle ilgili iyi fotograflarla süslenmiş yazılara da yer versin....

Kabul çok şey yapmaya çalışınca hiç birisi tam olmuyor. Olsun, pişman değilim, zaten ben bunları anı olsun diye yaşadım :)

Bu bir çok farklı bölüme bir yenisini eklemekten ne çıkar dedim ve karşınızda "aptal" kutusunun "akıllı" halinin üzerine yüklenebilen uygulamaların değerlendirildiği Smart TV APPs değerlendirme bölümü. Şimdilik ücretsiz olanlarıyla başladım. Facebook ve LinkedIn'de duyurduğum gibi ücretli uygulama sahipleri bir haftalık deneme aboneliği verirlerse, ücret talep etmeden uygulamaları hakkındaki görüşlerimi Türkçe ve İngilizce olarak blog sayfalarımda yayınlayacağım. 

LG marka 32 inç büyüklüğünde ekrana sahip 32LF650V model, 3D FullHD LED TV satın aldım geçenlerde. 
Sevgili kızlarım, 
baba istediğimiz zaman encıls nayt izleyebilir miyiz 
diye sorunca, konuyu takip eden bir baba olarak, 
teorik olarak evet, eğer internet bağlantısı olan bir televizyon varsa 
dedim. 
Peki bizim televizyonu internete bağlasana 
dediler haliyle. 
İşte o teorik olarak olanaklı olsa da pek uğraştırıcı, en iyisi tüplü tvmizi kapının önüne koyalım, ucuzundan bir konnektıd tv alalım 
dedim. Yaklaşık 10 dakika süren Teknosa araştırması ve satıcıyla sohbet sonrası 1199 TL'ye bu modelde karar kıldım. Paramın çokluğundan değil böyle çabuk karar vermem. 9 taksit yaptılar ve piyasadaki tvlerin büyük çoğunluğu 4K UHD olmuş. O kadar 4K ekran için erken dedikten sonra alamazdım 4K'yı :)
Neyse laf uzadı. Birkez de buradan duyurmuş olayım:
Kamuoyuna duyurulur...Artık internete bağlanabilen LG marka bir televizyon sahibiyim.Sadeceozgur.blogspot.com ve TvTechTR.blogspot.com adresli bloglarımda "tarafsız" değerlendirme yazılarının yayınlanmasını isterseniz akıllı tvlerde çalışan ücretli uygulamalarınız için kısıtlı süreli promosyon kodu gönderebilirsiniz. Yazıların birisi Türkçe diğeri İngilizce olacak. Yazılar için hiçbir ücret talep etmiyorum. Hediye, bağış ve benzeri isimler altında menfaat sağlayacak hiçbirşeyi kabul etmiyorum.
Uygulama için promosyon kodunun geçerliliğinin bir hafta ile sınırlı olması yeterli. Hangi hafta kullanıma açılacağını karşılıklı görüşerek karar verebiliriz.Uygulama hakkında yazacağım yazıları yayınlamadan önce şirket ike paylaşacağım. Yazıda olası maddi hataların düzeltilmesi anacıyla. Şirket yazının yayınlanmasını tercih etmez ise yayınlamayacağım.Amacım piyasada olan uygulamaları incelemek ve konuyu takip eden bir sektör çalışanı olarak hem bilgimi arttırmak hem de sektörün gelişmesi ve duyurulmasına katkı sağlamak....Bu yazıyı dilediğiniz ile paylaşabilirsiniz ve hatta paylaşsanız ne iyi olur smile ifade simgesiUygulama için promosyon kodunun geçerliliğinin bir hafta ile sınırlı olması yeterli. Hangi hafta kullanıma açılacağını karşılıklı görüşerek karar verebiliriz.Uygulama hakkında yazacağım yazıları yayınlamadan önce şirket ike paylaşacağım. Yazıda olası maddi hataların düzeltilmesi anacıyla. Şirket yazının yayınlanmasını tercih etmez ise yayınlamayacağım. Amacım piyasada olan uygulamaları incelemek ve konuyu takip eden bir sektör çalışanı olarak hem bilgimi arttırmak hem de sektörün gelişmesi ve duyurulmasına katkı sağlamak....Bu yazıyı dilediğiniz ile paylaşabilirsiniz ve hatta paylaşsanız ne iyi olur smile ifade simgesi

Yorumlar

Son haftanın en çok okunan 10 yazısı

bir kez daha, nedir bu sayısal karasal televizyon?

Blog sayfamda DTT etiketiyle yayınlanmış 100'e yakın içerik bulunsa da, geçenlerde buluştuğumuz lise arkadaşlarımın sorusu üzerine, bir kez daha yazmaya karar verdim. Bilenler, okumadan geçebilir. Bilmeyenler ve sektörün uzağındaki kişiler düşünülerek hazırlanmış bir yazıdır.  Soru - yanıt şeklinde kurgulanmış yazılarımın daha çok okunduğu gözlemi üzerine, buyurun sık sorulan sorularla Sayısal Karasal Televizyon: Şimdi tam olarak neden bahsediyoruz? Çanak ile izlediğimiz televizyon mu?

Anıttepe, sokaklar, anlamlar

Ankara, ne yazık ki, içerisinden su geçen şehirlerden değil. Aslında daha doğrusunu söylersem, içerisinden geçen suların üzerini kapatıp yok eden bir kent. İncesu deresi, Kavaklı dere, Ankara çayı hep üzeri kapatılıp, halının altına süpürülen tozlar gibi gözden ırak tutulup unutulmuş kent suları. Hal böyle olunca Başkent, akar suyun kente sağlayacağı güzelliklerden yoksun. Neyse ki arayan için gizli güzellikler barındırıyor.   Anıttepe, bu gizli güzellikleri saklayan semtlerden. Anıtkabir, yılın her mevsimi caddelerden eksik olmayan turist otobüsleri, resmi bayramlarda protokol için kapatılan yollar, son dönemde sıklıkla düzenlenen mitinglere ev sahipliği yapan Tandoğan meydanı, Çankaya Belediyesi'nin  konserlerinin mekanı Anıtpark Anıttepe denildiğinde ilk aklıma gelenler. Ve tabii, geçenlerde bir yarışmada soru olarak da yöneltilen sokak isimleri: Ordular, İlk, Hedef, İleri, Ata ve Akdeniz caddesi.    Anıtkabir'in sınırını oluşturan 3 cadde bulunur: Gen...

baston

Ulus'a gelmeyeli epey olmuş demek ki. Eskiden Hal'in içindeydi bu balıkçılar, şimdi sokağa kurmuşlar tezgahlarını, diye düşünerek Erzurum Oteli'ne doğru yürümeye devam etti. Sokağa kurulan tezgahlar nedeniyle zorlukla ilerleyebiliyordu. Hoş sokak boş olsa da elindeki baston, hızlı yürümesine imkân vermiyordu. Çok merdiven çıkmışım zamanında, diye anlatırdı soranlara. O kadar çok merdiven kullanmışım ki sonunda eklemlerimde sıvı kalmamış. Şimdi bu merete muhtaç oldum. Söyledikleri doğru muydu kendisi de bilmiyordu. Gençliğine dair anıları sisler içindeydi.  Simitçi, öğlen simitlerinin tazeliğini etrafa duyururken bastonuyla yavaş yavaş ilerleyen Sami'yi görüp, işte öğlen simidine hayır demeyecek birisi dedi yanında duran midyeciye.  Evladım ver bakalım bana bir simit ama çıtırından olsun. Bu esnaf niye sokağa dökülmüş, Hal'e ne oldu sen bilirsin.  Amca, Hal bakım onarımda, geçici süreliğine sokağa aldılar tezgahları.  Beni de bir bakım onarıma alsalar ne güzel olur. ...

ekmek kavgası

Biraz dikkat etsene.  Asıl sen dikkat et. Kanatların gagamın içine girecek. Yer yokmuş gibi dibimden uçuyorsun. Heyecan yaptığın da bir şey olsa. Gene kuru ekmek.  Eskiden şu adamdan yem alır atarlardı. Şimdi simidini bile paylaşmıyor kimse. Kuru ekmeği de bulamayacağımız günler gelir mi dersin.  Umarım düzelir işler. İnsanların yüzünden düşen bin parça. Herkes sinirli, herkes gergin. Yollarda da çok dikkat etmek gerek. Eskisi gibi değil arabalar. Geçenlerde bir kaç arkadaşımızı asfalta düşen yiyeceklerle meşgulken kaybettik.  Sorma, duydum onu konuşuyorlardı. Pek sık olmazdı bu durum.  Daha sakindi insanlar. Sabırlıydı.  Artık öyle değiller. Bir de biz başlamayalım.  Kalbini kırdıysam özür dilerim. Haydi bak kalabalık dağılmış. İstersen gel biz de ağaçtan aşağıya süzülelim, kalanlarla karnımızı doyuralım.  

kedi

Yanıma yaklaşırlarken, ne yalan söyleyeyim endişelendim. Şapkalı bir adam, yanında beyaz montlu bir kız çocuğu. Adam elindeki telefon ile fotoğraf çekiyor. Bizlere karşı ilgisiz görünüyor. Kız yaklaştı önce. Ne zamandır okşanmamış başıma kibarca dokundu. Doğru bir iş yaptığını anlatmak için başımı uzattım. Çenemi de kaldırıp bir sonra kaşıması gereken yeri gösterdim. Adam tam karşıma geçti ve telefonunu yüzüme doğrulttu. Sanırım benim fotoğrafımı çekiyor. Bir yandan kız ile konuşuyorlar. Neden bahsediyorlar anlamıyorum. Kaç gündür yağan yağmur sonrası yüzünü gösteren güneşe karşı böyle okşanmak çok iyi geldi.  Mama istediğimizi düşünürler. Oysa çoğu kez başımızın, çenemizin sevgiyle okşanmasıdır tek ihtiyacımız.

yağmur

Yağmur damlaları arabanın silecekleriyle yarış halindeydi. Az önce temizlenen yerler, gökten düşenlerle yeniden ıslanıyor ve görüşü bozmaya devam ediyordu. Binalar ve şehir uzaklaşırken, ne yapıyorum gerçekten diye düşündü. İç sesini sözle tekrarladığını fark ettiğinde, arabada yalnız olduğuna şükretti. İş çıkışı, akşam trafiğinde kendi kendine konuşmak pek garip karşılanmazdı gerçi. Bu aralar akıl sağlığını korumak herkes için zordu. Zor zamanlardan geçiyoruz, dedi kendi kendine. Hangi zamanımız kolay oldu ki diye ekledi. Kendine hak verdiğini fark edip güldü.  Hava kararmaya başlayacak birazdan, daha çevre yoluna bile gelemedim. Bu gidişle bugün rekor kıracağım. Neyse ki evde bekleyenim yok.  Bekleyeni olmadığına sevinmesi garibine gitti. Çocukluğu ve gençliği boyunca kendisini hep kalabalık bir ailenin babası olarak hayal ettiğini hatırladı. Karısı, kızları ve oğulları ile güle eğlene yaşayıp gideceği kocaman bir ev görürdü ne zaman geleceği düşünse.  Oysa hiç evlenmed...

Yabancı dil öğrenmek üzerine: DuoLingo deneyimimim

kızımın çizgileri Ülkemizin kanayan yaralarından birisidir sanırım, yabancı dil öğrenmek. Onlarca kurs, yüzlerce kitap, saatlerce ders ve sonuç: anlayan (en azından anladığını düşünen) ve konuşamayan kişiler... Bir yerlerde bir sorun olduğu kesin, ama nerede? Farklı zamanlarda, 3 kez Fransızca kursuna gittim. İlk seferin ardından, aslında bir temel bilgim olmasına karşın, her seferinde en baştan başladım, hiç bilmiyormuşum gibi. Ne yazık ki kurslarda öğrendiklerim kalıcı olamadı. Şimdilerde, 70 gündür, her sabah DuoLingo ile çalışıyorum. Ücretsiz ve arada çıkan reklamlarla devam eden sürümünü kullanıyorum. Eminim farklı online dil kursları da vardır. Online platformda, kurslarda olmayan ne var diye düşününce bir kaç şey tespit ettim. Belki sizlerin de işine yarar diye paylaşıyorum: Yabancı dil öğrenmek, sürekli ve kesintisiz tekrar gerektiren bir süreç. Kurslar, sadece haftanın belli günleri, bir kaç saat için ve çoğunlukla, günün en yorgun olunan akşamlarında oluyor. ...

beklenen

Gelecek mi acaba? Saat öğleni geçti. Güneş tepede değil artık. Burada sözleştiğimize eminim. Telefonuna da ulaşılamıyor. Alışılmadık bir durum değil, telefonla ona ulaşamamak. Ya çalar duymaz, ya açmayı unutmuştur. Neyse ki bankta yer buldum, bir aşağı bir yukarı yürümekten kurtuldum. Geçen hafta mesajlaştığımızda kararlaştırmıştık buluşma yerini. Dalyan'daki Beltur'un önü diye. Yarım saat geçmiş ama umudumu koruyorum.  Neşeyle koşturan köpekler, onlara endişe ile bakan kediler, kedilerin mamalarına dadanan martılar ve hepsine aldırış etmeden bağıran kargalar... Caddebostan sahilinde sıradan bir öğleden sonra. 

Almanya'da televizyon yayınlarına erişim

Televizyon yayınları kablolu ve kablosuz olmak üzere iki ortam kullanılarak evlere ulaştırılır. Her iki ortam için de farklı uygulamalar bulunmaktadır. Kablonun kullanıldığı durumlarda Kablo TV, IPTV seçenekleri mevcuttur. Kablosuz ortam için ise uydu ve karasal vericiler kullanılabilir. Her ortamın kendisine göre avantajı, dezavantajı vardır. Daha ayrıntılı analizlerde, yayıncı için ve izleyici için avantajlar ve dezavantajlar olduğu görülecektir. Hatta ülkelerin düzenleyici denetleyici kuruluşlarının desteklediği ve/veya kösteklediği televizyon dağıtım yöntemleri olduğu söylenebilir.  Bu uzun girişi yazmamın sebebi, Arthur D. Little adlı araştırma kuruluşunun yakın tarihte yayınladığı bir araştırma. Lars Riegel ve Julien Duvaud-Schelnast imzalı   Almanya'da TV Platformları 2014 ve sonrası başlıklı 10 sayfadan ibaret rapor, Almanya'da son dönemin sıcak tartışma konusu durumundaki sayısal karasal televizyonun geleceğine ilişkin önemli analizler içeriyor. Geçti...

martı

Martı kadar özgür olmak isterdim bu hayatta. Gemilerin ardında kâh adadan adaya, kâh Anadolu'dan Avrupa'ya dolaşmak isterdim. Avazım çıktığı kadar bağırmak, yorulunca denizin üzerinde dinlenmek, sıkılınca kayaların tepesinde güneşlenmek... Kim bilir martılar ne düşünüyor bize bakınca. Acaba onlar da diyor mudur şu dünyada insan olsaydım diye. Kalabalık şehirlerde, sıkış tepiş otobüslerde, akmayan trafiğin içinde kalakalmış arabalarda, sel halinde dolaşan insanların arasında biz de olsaydık diyor mudur?