Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Eylül, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Trabzonspor U19 takımının başarısı üzerine

Bu yazıyı hazırladığım 2 Nisan 2025 günü itibariyle Trabzonspor A takımı, Süper Lig'de 27 maçta 9'ar galibiyet - mağlubiyet ve beraberlik ile 36 puan toplayarak 10. sırada yer alıyor. Trabzonspor U 19 takımı ise U 19 Elit A Ligi'nde 26 maçta 18 galibiyet, 5 beraberlik ve 3 mağlubiyet ile 59 puan toplayarak, lider Galatasaray'ın iki puan gerisinde ikinci sırada. Bu arada Trabzonspor U 19 takımının üç maç eksiği olduğunu ekleyeyim. Bu eksik üç maçını da kazanırsa 7 puan farkla lider olması mümkün.  UEFA Gençlik Ligi'nde yarı finale çıkan ve bu yolda İtalya'dan Juventus, Atalanta ve Inter'i eleyen takımımız, kupaya doğru emin adımlarla ilerliyor.  Trabzonspor Fatih Sultan Tekke yönetiminde U 19'daki gençleri A takıma dahil etme stratejisini uygularsa uzun süreli başarının gelmesi işten bile değil.  Gençleri bir kez daha kutluyorum. Kupayı ülkemize getireceklerine yürekten inanıyorum. 

Yeni televizyon, yeni bir blog yazı konusu: Uygulama değerlendirme

10 yaşını geçmiş, artık belli bir okunma sayısına ulaşmış olması gereken blogum, bir türlü istediğim düzeye çıkamıyor. Öyle çook büyük beklentilerim yok aslına bakarsanız. Sektörde adından söz ettirecek, referans olarak gösterilen bir radyo/televizyon teknolojileri blogu olsun; kitap severlerin uğrak noktalarından olsun; Ankara'nın farklı mekanlarının tanıtıldığı bir yer olsun; ilginç söyleşilerle kimsenin aklına gelmeyecek konularda bilgiler versin; farklı mekanları tanıtsın; gezilecek yerlerle ilgili iyi fotograflarla süslenmiş yazılara da yer versin.... Kabul çok şey yapmaya çalışınca hiç birisi tam olmuyor. Olsun, pişman değilim, zaten ben bunları anı olsun diye yaşadım :) Bu bir çok farklı bölüme bir yenisini eklemekten ne çıkar dedim ve karşınızda "aptal" kutusunun "akıllı" halinin üzerine yüklenebilen uygulamaların değerlendirildiği Smart TV APPs değerlendirme bölümü. Şimdilik ücretsiz olanlarıyla başladım. Facebook ve LinkedIn'de duyurduğu...

Over The Top TV nereye gidiyor, IBC 2015'ten son gelişmeler...

Aslında OTT ve IBC 2015 başlıklı bir yazı yayınladım. Ancak işin boyutu bir değil iki değil. Bu yüzden konunun farklı bir boyutunu başka bir yazıda ele almam gerektiğini düşünerek, sizleri bir kez daha yoracağım. Teknik yazılardan sıkılan okuyucularımın affına sığınarak, olabildiğince herkese hitabeder hale getirmeye çalışarak OTT işini deşelim: Hatırlar mısınız bilmem bir cinayet masası komiseri vardı: Behzat Ç adında. Bu zatın başrolde olduğu, epey sinkaflı küfrün geçtiği ve bipten diziyi izleyemez olduğumuz bir Behzat Ç. klasiği vardı pazar gecelerini dolduran. Bu diziyi internet sitesinden +18 etiketiyle bipsiz izleyebiliyorduk. Hatırladınız değil mi? İşte OTT, bu ve benzeri içerikleri RTÜK denetimine tabi olmadan yayınlamaya yarayan internet gibi, platform gibi bir şey aslına bakarsanız.  Peki neden ve nasıl RTÜK denetimine tabi olmayan bir platform olabiliyor? İşin sırrı IP'de ve internetin "özgür"lüğünde ve daha başka bir çok şeyde aslında. Bir kere, RTÜ...

İttihat ve Terakki Cemiyeti / Kazım Karabekir

Yakın tarihimizle ilgili eserleri okumaya devam ediyorum. İş Bankası ve Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan çok sayıda anı kitabı var sırada bekleyen. Kazım Karabekir ismini, ASKİ Genel Müdürlüğü'nün yer aldığı cadde ismi olarak bilenler, ne yazık ki çoktur. Karabekir'i sadece doğu cephesi komutanı olarak bilenler de az değildir. Oysa Karabekir, Harp Okulunu ve Kurmay Okulunu birincilikle bitiren İttihat ve Terakki'nin ikinci kez kurulmasında aktif görev alan, Manastır'da örgütü Enver Bey ile birlikte oluşturan, deyim yerindeyse "beyin takımının" içerisinde bir Osmanlı zabitidir.  Yapı Kredi Yayınları tarafından basılan İttihat ve Terakki Cemiyeti adlı eser, devrim tarihimizin köşe taşlarından olan örgütün kuruluşundan 31 Mart olayına kadar geçen süreyi anlatıyor. Aynı dönemi İbrahim Temo'nun anılarında ve daha bir çok kitaptan okuyunca çok daha öğretici oluyor. Karabekir'in bu kitabında bir dip not önemli. Dipnotta Mustafa Kemal'in Mart 1...

hangi televizyonu alayım? daha doğrusu televizyonu değiştirsek mi?

"Bir süredir televizyon izlemiyorum."  Böyle diyenlere gündemdeki diziyi sorduğunuzda, son bölümün sürpriz finalinin her sahnesini ayrıntılarıyla hatırladığını görebilirsiniz.  "Ama sen televizyon izlemiyordun"   derseniz,  "internetten izledim"  yanıtını alırsınız.  Sanki ikisi arasında bir fark varmış gibi. Aslında bu başlangıcı, yayıncılık dünyasında değişen değer zinciriyle ilgili bir yazı için kullanmayı planlıyordum. Neyse, belki ona da bu başlangıç ile giriş yaparım :) Bu yazının amacı, son bir kaç haftadır gidip gelen bir fikirle ilgili araştırmalarımı paylaşmak:  Televizyonu yenilesek mi? Evliliğimizle yaşıt bir televizyonumuz var ve kendisinden son derece memnunuz. HDMI bağlantısı yok. Dahili DVB-S2 alıcısı da yok. Aslında olması da olanaksız, çünkü televizyonumuz üretildiğinde bunlar henüz tasarlanmamıştı. 63 ekran, sanırım 25 inç oluyor karşılığı, bir Sony. Çocukların izlediği dakikalar dışında kapalı duruyor. Haber, ...

IBC 2015'in ardından DRONE

Ben merak ettim, belki başka merak edenler de vardır diye öncelikle bu DRONE kelimesi neyin kısaltması onunla başlayalım. Evet, DRONE bir kısaltma: D ynamic R emotely O perated N avigation E quipment. Kelime kelime çevirirsek; dinamik uzaktan kumandalı seyir cihazı. Bizdeki kısaltması da kötü değil aslında İHA; İ nsansız H ava A racı.  IBC 2015'te farklı büyüklük ve özelliklerde bir çok DRONE sergileniyordu. Hatta F, Basın Merkezi'nin de olduğu, Blok'un önünde, açık havada bir DRONE gösteri merkezi oluşturulmuştu. Bildiğimiz haber amaçlı kameraların bile taşınabildiği DRONE modelleri sergileniyordu. Mikro kameralı 4K kayıt yapabilen, cep telefonuna çektiği görüntüleri anlık olarak gönderebilen, birkaç saat boyunca havada kalabilen, alt kamerası ve sensörleri ile güvenli inişler yapabilen, yani kısacası ne ararsanız vardı fuarda. Farklı üreticilerin, farklı özelliklere sahip, farklı kalitedeki ürünlerin fiyatları da farklı elbette.  Fikrim olsun diye son gün dol...

Tehlikeli Sevişmeler / Nedim Gürsel

Günbatımında yine aynı tatil köyünde, aynı masadaydılar. Yıllar sonra, karşı karşıya. Konuşmuyorlardı. İçmiyorlardı da. Kadehleri doluydu, bellekleri gibi. Oysa unutulması gereken ne çok şey vardı hayatlarında. Ama bellek unutmaz, kimi kez bazı anılar silinse de. Anlar hep kalır. Göz göze gelmekten kaçındıkları şu an gibi. "Çoğu gitti, azı kaldı" diye düşünüyordu adam, "hayat önümde değil artık." Kadınsa onu beklemekle geçen yıllarına yanıyordu. "Beni anlamadın ya / Ben ona yanıyorum." Bir zamanlar dilinden düşmeyen bu şarkının çılgın ritmiyle diskoteklerde dolaşır, bir gecelik sevişmelerin sabahında şimdi karşısında susan adamı özlerdi. Onunla başkaydı. Ama uzaktaydı işte. Belki de, uzakta olduğu için başkaydı. Evet, öyleydi kuşkusuz. Aynı yastığa baş koyup birlikte uyanmaların, alışkanlıkların, kötü kokularla kavgaların aşkı öldürmediğini kim öne sürebilirdi? Özlemekti aşk. Her an, her gün daha çok özleyip kahrolmak. Mum gibi erimek, içten içe. Pervane ...

IBC 2015'in ardından: Sanal Stüdyo uygulamaları

Geçtiğimiz yılların aksine, IBC 2015'te... ile başlayan bir cümle kurmam olanaklı değil biliyorsunuz. 2015, benim katıldığım ilk IBC'ydi. Belki de bu yüzden her stand ilgi çekici geldi bana. 14 salonun herbiri, etkileyici ürün ve gelişmelerle doluydu.  Sanal stüdyo uygulamaları adını verdiğim konu, aslında yeni bir konu değil. Resim masalarında, teknik adı video switcher, CromaKey adı verilen bir işlem yapılabilir. Bu işlem sırasında özne, arkası mavi ya da yeşil bir fona oturtulur. Kameranın kaydettiği görüntüden yeşil/mavi olan herşey silinip arkasına istenilen görüntü eklenir. Bu anlattığım, sanırım renkli televizyon başladığından bu yana yapılan bir uygulama. Sanal stüdyoda ise işler biraz daha farklı. Kameralara sensörler konuluyor. Kamera hareketleri ve birbirlerine göre konumları gerçek zamanlı olarak kaydediliyor. Gelişmiş grafik işlemleri yapabilen bir bilgisayar öznenin yeşil/mavi ekran içindeki görüntüsünü alıp arkaya ne istendiyse onu koyuveriyor. Becer...

IBC 2015'in ardından OTT ve S&R Engine

IBC 2015'in öne çıkan konularının birisi de Over The Top Television, OTT'ydi. OTT üzerine Türkçe ilk yazılardan birisini Elektrik Mühendisleri Odası Ankara Şube Bülteni için kaleme almıştım. OTT kısaltmasını ilk duyduğum zamanı da unutmam. Bu uluslararası etkinliklere ilk katıldığım günlerde, o zaman İstanbul'da düzenlenen IPTV World Forum'un Doğu Avrupa ve Avrasya ayağına katılmak için uçakla, elbette parasını cebimden ödeyerek, İstanbul'a giderken yan koltuğumda, yapacağı sunuma hazırlanan bir BTK uzmanından duymuştum OTT'yi.  Bu yazıda OTT nedir diye anlatmayacağım. Merak edenlere Uygar Boynudelik'in blogunda bir dizi halinde yayınladığı yazıları öneririm. Çok bilgilendirici olmuştu. IBC 2015'te irili ufaklı bir çok IT şirketi OTT çözümleri sunuyordu. Öne çıkan çözümlerin büyük çoğunluğu, TV işini hiç bilmeyenlere paket öneriler sunanlardı. TV işi, telekom operatörlerinin anladığı bir iş değil. Ülkemizde telekom operatörlerinin TV önerilerinin bö...

IBC 2015'in ardından sayısal radyoda durum

Sayısal radyo teknolojilerini takip etmeye başlayalı 5 yıldan fazla olmuştur sanırım. Yakından takip edeli ise en fazla iki yıl. 2014'ün güneşli bir şubat günü Paris'te Fransızca Radyo Günleri etkinliğinde, o zamanki adıyla WorldDMB'den Bernie O'Neil ve örgütün başkanı Patrick Hannon ile tanışmamı milat kabul edebilirim. Bernie ile Paris'ten sonra Ankara, İstanbul, Kuala Lumpur ve son olarak Amsterdam'da konuştuk. Bu yazıda sayısal radyo konusunda IBC 2015'te edindiğim izlenimi paylaşmak istiyorum.  Öncelikle belirteyim ki 88 MHz ile 108 MHz arasındaki 20 MHz'lik banta yüzden fazla radyo istasyonu sığdırmayı başaran başka bir ülke yok. Bu FM radyoların, frekans bedeli ödemeden yayın yaptığı başka bir ülke de yok. Gecekondu radyoculuğu olarak tabir ettiğim bu durumun devam edebilmesi olanaklı değil artık. Olanaksızlığın nedeni, tamamen fiziksel kapasite sorunu. Yani 88-208 olsaydı bandımız, lisanssız yayına devam konusunda bir sıkıntı olacağını z...

En uzun isimli roman: Beş Parasızdım ve Katilimi Arıyordum / Derviş Şentekin

Hatırlamadığım bir yerde duymuştum bu kitaptan bahsedildiğini. Geçenlerde İstanbul'da, Üsküdar'dan motora, feribot denilmiyor bunlara cahillik etmeyin benim gibi , MOTOR a binip karşıya, Fındıklı'ya geçmiştik. Fındıklı'nın yokuşuna kendimizi vurup Gümüşsuyu'na doğru tırmanırken, Kırmızı Kedi Yayınevi'nin binasını görüp soluklanma molasında satın aldım: Beş Parasızdım ve Katilimi Arıyordum. "İntikam Tehlikeli Bir Sanattır" Dedi, "Bu Sanatın İnceliklerini Bilmiyorsan Ölürsün", Silahımı Çıkartıp Masanın Üzerine Bıraktım.  Kitabın kapağında yazılı adı yukarıdaki :) Sizce de biraz fazla uzun bir isim değil mi? Şentekin'den okuduğum ilk kitap, gene geçenlerde Amsterdam'a yaptığım bir çok ilkleri içeren Atlas GLOBAL seyahatinde yoldaşlık yaptı. Hepi topu 3 saat süren yolculuğun, Atlas'ın birbirinden lezzetli ve özenli ikramlarından, bir şeye ihtiyacımız olup olmadığını gerçekten merak ettiği için soran hosteslerinden vakit bul...

IBC 2015'in ardından genel değerlendirme

IBC 2015'e "basın" olarak akredite edilince, bir sonraki sene de kabul edilmek adına biraz muhabirlik yapmam gerektiğini düşündüm. Standları dolaşırken, ilgimi çekenlerin basına özel etkinliklerine katıldım. Press release'lerini topladım ve koca bir çanta dolusu doküman ve 15 civarında USB ile döndüm.  Bunları derleyip toparlayıp, firmaların internet sitelerinde doğrulatıp, yazdıklarımı fotograflarla eşleştirmek haliyle epey vakit alacak. Hem emek, hem zaman gerektirecek bu işi hemen yapmam zor görünüyor. Hayat beklemiyor. Ertelense bile açılacak okullar, sağlık kontrolleri, önümüzdeki ay İstanbul'da yapacağım sunum, EMO'da düzenlenmesini istediğim panel ve forumlar yani anlayacağınız işim başımdan aşkın gerçekten. Bu arada, şimdilik çalışmakta olduğum iş yerinde kalan projelerimi toparlamak istiyorum bir an önce.  Bu yüzden böyle ayrıntılara girmeden bir değerlendirme yazısı yayınlamak istedim. Bir kıymetli meslektaş facebook'taki paylaşımlarıma ...

Leiden

Dünyada üç tane büyük yayıncılık etkinliği gerçekleşiyor birincisi NAB, Las Vegas'ta senenin ilk etkinliği. Singapur'daki Broadcast Asia, haziran gibi yani yılın ikinci çeyreğinin sonlarında. Son etkinlik ise IBC, ki Amsterdam'da Eylül'ün ikinci haftası gerçekleşiyor. IBC'ye her yıl dünyanın dört bir yanından insanlar geliyor. Hal böyle olunca, otel fiyatları tavan yapıyor. IBC zamanında Amsterdam'da küçücük odalı, otelden başka herşeye benzeyen ucubelerin bile gecelik fiyatı 200 €'ya çıkabiliyor. Eli yüzü düzgün oteller için ise 250 € ve üzerini düşünmek şart.  Kalp, yalnız bir avcıdır diyor kitapçıda Bu uzun girişin yazının başlığı ile ilişkisini kuramayanlar olmuştur. Hemen anlatayım, Leiden Hollanda'nın en eski kentlerinden birisi. Tarihi 1500'lere kadar gidiyor. Hollanda'nın ilk üniversitesi de Leiden'da kurulmuş. Binalar 1500 - 1600'lerde inşaa edilmiş ve öylece kalmış. Bu anlamda bizim müteahhitlere düşecek e...

IBC ucuncu gunden notlar

IBC maratonunda sona yaklasiyoruz. Dort gun suren fuar ve dort gun suren konferans, yarin konferansin, diger gun (sali) fuarin son gunu. Bugun gunlerden Pazar ve insanlar uykularinda olmalari gerekirken akin akin RAI`ye geliyor. Bugun fuara katilan Turk firmalarina ayirdim bir yerde. AKFA teknoloji, VESTEL, ONAIR, XEUS ve elbette Turksat ilk aklima gelenler. Vestel ile farkli etkinliklerde karsilasiyoruz. Yaka kartimda calistigim firmanin adini gorunce, bir yanlislik eseri basmislar aslinda, bu kez gorevli geldigimi dusunup seviniyorlar benim adima. Oysa adres ve kader ayni :) 2013`ten bu yana bu takip ettigim dorduncu uluslararasi etkinlik ve bir kez daha masraflari cebimden odedim. Fuarin en one cikan slogani nedir derseniz, tartismasiz 4K isi ne olacak derim. Son kullanicilarin aksine yayincilar 'bu 4K`nin neden standartlasmadigini' dusunup, tartisip duruyor.

IBC`nin ikinci gununden notlar

IBC`de ikinci, Hollanda`da ucuncu gunumden notlar: Dun 8`de gelip 22`de ciktim RAI`den. RAI, fuar merkezi. Amsterdam merkezinin biraz disinda. Ancak tramvay, tren ve metro ile oldukca kolay ulasilabiliyor.  Bu sabah biraz daha erken gelmek istedim ve otelden 6`da ciktim. Ancak bu kadar erken yola cikmak da pek akillica degilmis. O saatte Leiden`dan Amsterdam RAI`ye direkt tren yokmus. Biletimi bunu kontrol etmeden alinca Schiphol duraginda indim. Oradan otobus ile Arena standinin oldugu duraga geldim ve oradan da metro ile ulastim RAI`ye. GEldigimde saat 8 olmustu. Oysa direkt tren sadece 30 dakika suruyor. Aklinizda olsun, IBCye gelirseniz Amsterdam yerine Leiden`da konaklayabilirsiniz. Bugun bir arkadasa sordum ve gecelik 200 € odedigini ogrenip halime sukrettim bir kez daha. Ben 60 € oduyorum. Git gel toplam 80 € oluyor gunluk maliyet. Yeme icme standlar sagolsun :) Bugun ve dun ogleden sonra standlari dolasarak gecirdim. Ilgilendigim konu cok olunca ve bir basin mensu...

IBC 2015`te Persembe sabahi

Uzunca suredir bekledigim IBC 2015 sonunba basladi. Oncelikle bir hafta boyunca yazacaklarimdaki Turkce kararker sorunlarina takilmamanizi rica edecegim. Hafif ve guclu bir bilgisayarim olmadigi icin yanimda getiremedim. Bu yazilari yayinladigim PC, basin merkezindeki PC ve Turkce klavyesi yok. Isin dogrusu, bununla ugrasmak icin zaman kaybetmek istemiyorum. Etkinlikler bir yandan devam ediyor. Artik dondukten sonra, zaman icinde duzeltirim. Herseyden once, IBC`ye katilmayi planlayanlar icin bastan soyleyeyim, Leiden konaklama icin cok uygun bir kent. Amsterdam merkezina 34 dakikalik bir tren yolculugu ile ulasabiliyorsunuz. Amsterdam RAI`ye de direkt tren var. Benim konakladigim otel, tek kisilik odada 60 Avro. Elbette hesaba katmaniz gereken bir 20 Avro gunluk ulasim bedeli de var. Gene de konfor olarak kaldigim otelin muadili Amsterdam`da 80 Avrodan fazladir muhtemelen. Katildigim ilk panelin adi Yayincilik ve medyada para nerede?  Panelistler IBM, HP, Microsoft...

1920 Yılı ve Sol Muhalefet / Hamit Erdem

Geçenlerde Facebook'ta Kayıp Halkayı Buldum Galiba başlığı ile duyurduğum Hamit Erdem'in, ezber bozan kitabını sonunda bitirdim. Öyle uzun bir inceleme kitabı değil. Çok özel bir tarihe odaklanmış, sağlam belgelerle desteklenmiş araştırma kitabı, ekleriyle birlikte 347 sayfa. Sel yayınlarından çıkmış. Benim okuduğum Şubat 2010 tarihli ilk baskısı. Hamit Erdem'in Mustafa Suphi / Bir Yaşam Bir Ölüm ve Osmanlı Sosyalist Fırkası / İştirakçi Hilmi adlı kitaplarını da aynı alışverişte edinmiştim. Aslında Mustafa Suphi'yi 1920'lerden ayrı düşünmek olanaklı değil elbette. Bu anlamda Erdem'in Osmanlı'nın son dönemi ile Cumhuriyet'in ilk yıllarına odaklandığı tespiti hatalı olmaz sanırım. Kitabın tam adı:1920 Yılı ve Sol Muhalefet. Yeşil Ordu Cemiyeti (Hafi) -gizli- Türkiye Komünist Partisi Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası (Resmi) Türkiye Komünist Fırkası. Uzun bir isim, kabul. Ancak ismi bile insanı şaşırtıyor. Sene 1920 ve TKP kurulmuş mesela. Hem de 18...

frekans savaşları - panel / forum

470 - 862 MHz arası ülkemizde karasal televizyon yayınları için ayrılmış UHF bandıydı. Eğer takip ettiyseniz geçenlerde yapılan 4,5'tan 5 ihalesinde 800 MHz de ihale edildi. Yani bant daraldı. Artık 470 - 790 MHz arasına sıkıştı. Bu daralma, beklenen bir durumdu. Zaten sayısal karasal televizyon yayınına geçip analog yayınlarını susturmuş Avrupa ülkelerinde 800 MHz bandı çoktan mobil operatörlere terk edilmişti. İşin doğrusu sayısal karasal televizyona geçişin bu kadar fazla istenmesinin arkasında frekans bandının, yani kıt kamusal kaynağın, daha verimli kullanılması isteği yatmaktaydı.  470 - 790 MHz arası bizim TV yayını için kalmış durumda şimdilik. Şimdilik diyorum, çünkü bu kalan UHF bandına da göz diken çok. Geçenlerde bir vesile ile konuyu araştırırken bir sunumuna denk geldim. Link'ini bulursam buraya eklerim. Sunumda UHF bandının tümünün (bahsettiğimiz kısmı için deniliyor aslında 470 - 790 MHz arası yani) mobil operatörlere devredilmesi gerektiği ileri sürülü...

Son haftanın en çok okunan 10 yazısı

Göksu Restaurant

Özellikle öğlen saatlerinde Kızılay, Sakarya civarında düzgün yemek yiyeceğiniz bir yer arıyorsanız en doğru seçim Göksu Restaurant olacaktır. Meşhur Otlangaç'ın karşısına denk düşen mekan, hızlı ve özenli servisi, lezzetli ve fahiş olmayan fiyatları ile bölge insanlarının gönlünde çoktan taht kurmuş. Öğle saatlerindeki kalabalığa karşın hızlı ve özenli servisin sırrı yeterli sayıda personel çalıştırmak olsa gerek. Yemeklerinde etsiz çeşitlerinin az oluşu dışında kusuru yok denebilir. Akşam servisini hiç denemedim, ancak akşamları Sakarya'ya gidenlere fazla hitabetmeyebilir. Afiyet olsun. GÖKSU RESTAURANT Bayındır Sokak No: 22 / A Kızılay - ANKARA tel 312 431 47 27 - 431 22 19

Göksu Restaurant Nenehatun şubesi açıldı

ve beklenen gerçekleşti...Ankara'nın Sakarya caddesine açılan Bayındır sokakta yer alan Göksu, gönüllere taht kurdu. Gerek servisi, gerek yemeklerin lezzeti vazgeçilmezler arasına girdi. Mekanın Kızılay'ın göbeğindeki Sakarya caddesinde olması, kimilerini üzüyordu. Özellikle Kızılay'a hiç inmeyenler, kalabalığı sevmeyenler yukarılarda bir Göksu hayali kuruyordu. Uzun sürdü inşaat. Nenehatun caddesi ile Tahran caddesinin kesiştiği köşede yer alan binanın inşaatının neden bu kadar sürdüğünü pek anlamamıştım, düne kadar. Dışarıdan 4-5 kat görünen bina toplamda 10 katlıymış. Üstte 3 kat içkili restaurant (ki bu bölüm henüz açılmamış), girişte bekleme salonu ve bar-kütüphane, girişin altında işkembe ve kebapçı (ki bu bölüm hizmet vermeye başladı), işkembecinin altı tam kat mutfakmış, onun altında garaj-çamaşırhane ve en altta iki kat konferans salonu olarak düzenlenmiş öğrendiğime göre. İlk ziyaretime ait fotografları (binanın dıştan çekilmiş bir görüntüsü ve iştah açıcı) beğe...

Yabancı dil öğrenmek üzerine: DuoLingo deneyimimim

kızımın çizgileri Ülkemizin kanayan yaralarından birisidir sanırım, yabancı dil öğrenmek. Onlarca kurs, yüzlerce kitap, saatlerce ders ve sonuç: anlayan (en azından anladığını düşünen) ve konuşamayan kişiler... Bir yerlerde bir sorun olduğu kesin, ama nerede? Farklı zamanlarda, 3 kez Fransızca kursuna gittim. İlk seferin ardından, aslında bir temel bilgim olmasına karşın, her seferinde en baştan başladım, hiç bilmiyormuşum gibi. Ne yazık ki kurslarda öğrendiklerim kalıcı olamadı. Şimdilerde, 70 gündür, her sabah DuoLingo ile çalışıyorum. Ücretsiz ve arada çıkan reklamlarla devam eden sürümünü kullanıyorum. Eminim farklı online dil kursları da vardır. Online platformda, kurslarda olmayan ne var diye düşününce bir kaç şey tespit ettim. Belki sizlerin de işine yarar diye paylaşıyorum: Yabancı dil öğrenmek, sürekli ve kesintisiz tekrar gerektiren bir süreç. Kurslar, sadece haftanın belli günleri, bir kaç saat için ve çoğunlukla, günün en yorgun olunan akşamlarında oluyor. ...

Eski Maltepe pazarı eski yerinde yakında bizlerle...

Ankaralılar bilir, kot pantolondan araba teybine, ara musluğundan kuruyemişe ne ararsan bulabildiğin hem de uygun fiyata bulabildiğin bir pazar var(dı): Maltepe camisinin üst tarafından pazartesi dışında (o gün semt pazarı kurulurdu) her gün hizmet veren seyyar paravanlarla ayrılmış küçük dükkancıkların oluşturduğu bir pazardı. Bu pazarın bulunduğu araziye bir alışveriş merkezi yapıldı. Ankara'nın en ilginç mimarisine sahip olduğunu düşündüğüm Malltepe Park, eski pazar esnafının ahını almıştı. Sopalarla dövüle dövüle pazar yerinden atılan esnafın tutan ahı, Malltepe Park'ı iflas noktasına getirdi. Market, dükkanlar derken hayalet alış veriş merkezine dönüştü Malltepe Park. Sonunda alış veriş merkezi yönetimi eski (kendi deyimleriyle tarihi) maltepe pazarını Malltepe Park'ın içine taşımaya karar vermiş.  Bugünlerde hummalı bir çalışma sürüyor Malltepe Park'ta. Dükkanlar alçıpanla küçük dükkancıklara bölünüyor. Öğrendiğime göre şimdiden 70'ten fazla pazar esnafı taş...

Anıttepe, sokaklar, anlamlar

Ankara, ne yazık ki, içerisinden su geçen şehirlerden değil. Aslında daha doğrusunu söylersem, içerisinden geçen suların üzerini kapatıp yok eden bir kent. İncesu deresi, Kavaklı dere, Ankara çayı hep üzeri kapatılıp, halının altına süpürülen tozlar gibi gözden ırak tutulup unutulmuş kent suları. Hal böyle olunca Başkent, akar suyun kente sağlayacağı güzelliklerden yoksun. Neyse ki arayan için gizli güzellikler barındırıyor.   Anıttepe, bu gizli güzellikleri saklayan semtlerden. Anıtkabir, yılın her mevsimi caddelerden eksik olmayan turist otobüsleri, resmi bayramlarda protokol için kapatılan yollar, son dönemde sıklıkla düzenlenen mitinglere ev sahipliği yapan Tandoğan meydanı, Çankaya Belediyesi'nin  konserlerinin mekanı Anıtpark Anıttepe denildiğinde ilk aklıma gelenler. Ve tabii, geçenlerde bir yarışmada soru olarak da yöneltilen sokak isimleri: Ordular, İlk, Hedef, İleri, Ata ve Akdeniz caddesi.    Anıtkabir'in sınırını oluşturan 3 cadde bulunur: Gen...

Kocadağ At Çiftliği Kocadağ Köyü / Havran

Deniz, kum, güneş tatilinden sıkıldıysanız ve Edremit körfezi civarındaysanız size süper bir alternatif: At binmek. Edremit'ten Balıkesir'e giden yol üzerindeki şirin ilçe Havran'ın Kocadağ köyünde bu mekan. Henüz dört yaşında olan iki(z) kızlarımız çok keyif aldılar at binmekten. Altınızda sizden epey güçlü b ir hayvan varken dengede durmaya çalışmak, yorucu bir o kadar da keyifli bir uğraş. Eğer hayatınızda at binmeyi hiç denemediyseniz, emin olun deneyince siz de kabul edeceksiniz, çok şey kaçırmışsınız demektir.    Kocadağ At Çitfliği'nde at binmenin yanı sıra lezzetli mutfağını da deneyebilirsiniz. Mantı, haşlama içli köfte, ızgara köfte ve elbette demleme çay. Fiyatlar derseniz bu konuda ucuz / pahalı yorumu yapmak istemiyorum. Bunun yerine bir kaç seçtiğim ürünün fiyat bilgisini paylaşacağım. Ancak, öncelikle sipariş edeceğiniz yiyeceklerin hepsinin büyük bir özenle hazırlanıp, aynı özenle servis edildiğini belirteyim. Biz mantı, içli köfte, ızgara hellim ve ...

Hüküm Gecesi / Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Seneler önce okuduğum Yaban'ı saymazsam Yakup Kadri Karaosmanoğlu'ndan okuduğum ikinci roman oldu Hüküm Gecesi. 1926'da yazılmaya başlanılan eser, 1927'de yayınlanmış. Roman Osmanlı'nın son dönemine tanıklık eden Ahmet Kerim adlı kurgu karakterin gözünden anlatılıyor. İttihat ve Terakki'nin kabinenin içinde yer almadığı hükümet, sopalı seçim, Hürriyet ve İtilâf'ın kurduğu hükümet, Trablusgarp bozgunu, Uşi Anlaşması, Balkan bozgunu, Bab-ı Ali baskını... Anlatılsa roman olur denilen bir dönem, Hüküm Gecesi'nin tarihsel arka planı.  Romanın başkahramanı Ahmet Kerim'in Yakup Kadri'ye benzerliği dikkat çekici. Öyle ki romanın bir yerinde Ahmet Kerim İstanbul'un Sodome ve Gomore'yi andırdığını söylüyor, ki hepimiz Y. Kadri'nin aynı adlı romanını hatırlıyor. Y. Kadri'nin yaşam öyküsüne baktığımda o tarihlerde, tıpkı Ahmet Kerim gibi, gazetelerde çalıştığını okudum. Kurgu karakterler dışında Ali Kemal, Süleyman Nazif, Rıza Tevfik, Ahmet ...

ŞÖMİNE pide kebap

Mahallelerde, özellikle ara sokaklarda, gizli cennetler yer alır. Konu pide/kebapçı olunca tercihimi olabildiğince bu cennetlerden yana kullanırım. Hem lezzetli pide yersiniz hem de izzet ikram bol ve fiyatlar ucuz olur. Eskiden oturduğumuz Tuzluçayır'da birbirine yakın 3 pideci vardı. Aralarındaki rekabet en çok bizlere yarardı. Ücretsiz salata (mevsimine göre çoban ya da yeşil) hepsinin ortak ikramıydı. Farklılık yaratıp müşteriyi kendine çekmeye çalışan birisi salatanın yanında cacık ikram etmeye başlayınca diğerleri de onu izlemeye mecbur kalmıştı. Eski günler... Sizlere bu gün bahsedeceğim yer Dikmen İlker'de. Oran şehrine, dolayısıyla iş yerime yakın. Zaten genellikle haftaiçi öğlen yemeği için gidiyorum. Önce adını adresini vereyim. Şömine Kebap İlker 1. Cadde No:116/H tel: 482 40 40 / 481 41 42. Gelelim yiyecek ve ikramlara; öncelikle favori pidemi önermeyle başlayayım işe: Kuşbaşı-kaşarlı karışık. Gerçekten lezzetli yapıyorlar. Geçen gittiğimizde lahmacununu da çok b...

Dorian Gray'in Portresi / Oscar Wilde

Remzi Kitabevi'nin Ağustos 1968 tarihli ikinci baskısından okudum bu klasik romanı. Dilimize Ferhunde ve Orhan Şaik Gökyay çevirmiş. Günümüzde yapılan çeviriler daha özenli oluyor. Bu baskıda, romanda Fransızca olarak geçen kimi bölümlerin çevirisi yapılmamış. Oysa dip not şeklinde bu ifadelerin Türkçesi verilmeliydi. Dizgiye dair de sorunlar var. Sanırım yeni tarihli baskılarda bu sorunlar giderilmiştir.  Alt metinlerle, göndermelerle dolu bir roman Dorian Gray'in Portresi. Bunları bilmeden, fark etmeden de okunabilir elbette. Yayınlandığı dönem tartışmalara sebep olmuş, kimi bölümleri sansürlenmiş. Yakın tarihli baskıları, "sansürsüz" ibaresiyle okuyucuya sunulmuş.

değişiklik

Sabah uyandığımda bugünün de diğerleri gibi geçeceğini düşünmüştüm. Aynı şeyleri yapıp, aynı saatte aynı yoldan döneceğimi eve. Oysa bu gördüğünüz geçidi kullanıyorum bu kez.  Aslında bir kaç sokak değişikliği tek yaptığım. Kim bilir hangi zamanda yapılmış bu saray kompleksinin kenarındaki yapıya düşürdüm yolumu.  Küçük değişiklikler yapmak gerek hayatta. Bazen öğlen yemeği için tercih ettiğiniz mekânı, bazen kalvaltıda yediğiniz zeytini, bazen ise ev - iş - okul arasındaki sokağı.