Bu yazıyı hazırladığım 2 Nisan 2025 günü itibariyle Trabzonspor A takımı, Süper Lig'de 27 maçta 9'ar galibiyet - mağlubiyet ve beraberlik ile 36 puan toplayarak 10. sırada yer alıyor. Trabzonspor U 19 takımı ise U 19 Elit A Ligi'nde 26 maçta 18 galibiyet, 5 beraberlik ve 3 mağlubiyet ile 59 puan toplayarak, lider Galatasaray'ın iki puan gerisinde ikinci sırada. Bu arada Trabzonspor U 19 takımının üç maç eksiği olduğunu ekleyeyim. Bu eksik üç maçını da kazanırsa 7 puan farkla lider olması mümkün. UEFA Gençlik Ligi'nde yarı finale çıkan ve bu yolda İtalya'dan Juventus, Atalanta ve Inter'i eleyen takımımız, kupaya doğru emin adımlarla ilerliyor. Trabzonspor Fatih Sultan Tekke yönetiminde U 19'daki gençleri A takıma dahil etme stratejisini uygularsa uzun süreli başarının gelmesi işten bile değil. Gençleri bir kez daha kutluyorum. Kupayı ülkemize getireceklerine yürekten inanıyorum.
İnci Aral'ın öykülerini okumaya devam. 2006 yılında yayınlanan Ruhumu Öpmeyi Unuttun adlı kitapta 10 öykü yer alıyor. Kitabın başındaki sunuş yazısında Aral, "bu kitaptaki öykü kişilerinin ortak noktaları, hayatlarının bir döneminde ölümle ilgili olağandışı bir deneyim yaşamış olduklarına inanmalarıdır" demiş. Bu sunuş yazısını okuduktan sonra heyecanlandım. Aral'ın diğer öykü kitaplarından farklı bir kitap ile karşı karşıya olduğumu anladım. Kitabı okudukça, bu tespitim doğruluğunu gördüm. Alaca karanlık kuşağı öyküleri tadında öyküleri okuyarak, hayal mi gerçek mi bilemeden sayfaları çevirdim. Kitap, 10 öyküden oluşuyor. Her öyküde yeni bir olay ile karşılaşmıyoruz. Kimi öyküler birbirinin devamı niteliğinde. Pembe kayışlı saat başlıklı öykü, Aral'ın başından geçen bir olaya ilişkin. Bu olay gerçekten yaşandı mı merak ettim okurken. Önemi var mı gerçekliğinin o da ayrı bir soru tabii. Alın Yazısı, trajikomik bir öykü. Heyecanla sonuna kadar okutup, aslında alın yazısının değişmezliğini vurguluyor belki de.
Beni en çok etkileyen öykü ise hiç şüphesiz Gelecek başlıklı olanı. Aşağıda alıntıladığım paragraftakine benzer hayatım olmadığı için kendimi şanslı sayıyorum. Anlatılan hayatın benzerini yaşayan çoğunluğu düşününce içim kararıyor. Oysa biraz özen göstersek, çok zor değil farklılaştırmak. Televizyonu hayatımızdan çıkartarak başlıyabiliriz işe. Neyse, Aral'ın güçlü kaleminden çoğumuzun sıkıcı hayatından bir kesit. Başarısız intihar girişiminden sonra hafızasını yitiren Turgut, karısına bakarken düşünür:
"En az kadının yaşında bir devlet memuruyum. Üç kuruş aylıkla ailemi geçindirmeye çalışıyorum. Karım çalışmıyor, sıkı bir ev ekonomisi uyguluyor. Bu kıyı mahallede, bu kötü evde oturuyoruz. Oğlan okumak istemiyor. Geceleri horluyorum. Karımla hafta bir, adet yerini bulsun diye yatıyorum ve bankadaki kızları dikizliyorum. Akşamları ay çekirdeği yiyerek televizyona bakıyoruz. Her şey, her zaman çok sıkıcı, yaşamak acıklı-gülünç bir oyun ve...
Ölümüm uzun sürecek görünüyor..." ( s.98)
Yorumlar
Yorum Gönder
Yorumlarınız denetimimden geçtikten sonra yayınlanacak. Beğenmediklerinizi hakaret içermeyen şekilde ifade edin lütfen.