Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Nisan, 2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Rangers - Fenerbahçe maçı 90 dakika sonu

İkinci yarıya çok daha istekli başladı Fenerbahçe. İkinci gol için rakip kaleye yüklenirken yaptığı ataklar özellikle sol kanatta Kostiç'in yaptığı ortalara dayanıyordu. 60 ile 65. dakikalar arasında Rangers beraberlik golüne çok yaklaşsa da savunma ve kaleci İrfan Can'ın gününde olması umutlarımızı sürdürmeye yetti.  İkinci gol, sağ kanattan gelişen atak sonucu geldi. İkinci golün ardından J ose Mourinho'nun yaptığı değişiklikler ile çok daha baskılı bir futbol ortaya koyduk. Üçüncü gole çok yaklaştığımız ataklar olsa da ne yazık ki şutlar kaleyi bulmadı.  Rangers'ın arada bulduğu net fırsatlarda ise İrfan Can başarılıydı.  Şimdi uzatmalarda ve belki de penaltı atışlarında belirlenecek tur atlayan takım. Uzun zamandır izlediğim en heyecanlı ikinci yarı olduğunu ekleyerek notlarımı sonlandırayım.  Sonuç ne olursa olsun, 3-1'lik ilk maçı çevirmeyi başardı Fenerbahçe. Tebrikler, umarım turu geçen taraf olmayı da başarırlar. 

Zeynep Menemencioğlu ile Osmanlı'dan Bugüne

Sanki daha dün yazmamışım TRT 2 yeniden kültür sanat kanalımız oluyor diye. Bu akşam Zeynep Menemencioğlu ile Osmanlı'dan Bugüne adlı belgeseli izlerken dedim oluyor demek hatalı, TRT 2 eski kimliğine kavuşmuş. Yapımcılığını ve yönetmenliğini Tuvana Berkay'ın üstlendiği program Zeynep Menemencioğlu'nun 100 yılı aşkın yaşamından tanıklıkları anlatıyor. Öyle bir hayat ki Menemencioğlu'nun ki Nazım Hikmet'ten Oktay Rifat'a, Ali Fuat Cebesoy'dan, Türk Dil Kurumu'nun ilk başkanına kadar tüm ünlü isimlerle akraba. Cumhuriyetin ilk öğretmenlerinden, hala üretken, hala hayatın içinde, belki tam ortasında. Torunlarının çocuklarına hayatı tanıtmaya uğraşan bir çınar. Ne değerler var ülkemizde, TRT olmasa kim bu değerleri ekrana taşıyacak rating (ölçümleme) kaygısı olmadan. Programın tekrarı yarın (29 Nisan 2008) sabah 7.25'te TRT 2'de. Bir sabah da gazete manşetlerini izlemeyiverin. Emin olun pişman olmayacaksınız...

Ankara'yı fotograflamaya başladım

Ulvi amacımı (!) gerçekleştirme yolunda ilk icraatıma başladım. Bugün kale civarını dolaştık. Elbette öyle bir gidişte bitirilecek bir bölge değil Ankara Kalesi. Kalenin içine girmedik zaten. Samanpazarı'ndan kaleye çıkan sokakları dolaşıp bir kaç kare fotograf çektik. Ancak kale ve Roma Hamamı fotograflarına geçmeden önce Ankara'nın büyük ve eski parklarından sayılabilecek Kurtuluş Parkı'nda çektiğim bir kareyi yorumsuz olarak sol tarafa koydum. Park içerisinde bisiklet sürmek yasaklanmış. Fıkra gibi bir durum. Eğer parkta dolaşan yayalar bisikletlilerden rahatsız olduysa, ki olabilir bisiklet de bir araç sonuçta, çözüm bisikletle dolaşmayı yasaklamak yerine park içerisine bisiklet yolları yapmak olmalı. Ankara'nın sanırım hiç bir yerinde yok bisiklet yolu. Oysa Çayyolu, Eryaman gibi yeni yerleşim bölgeleri bu tür uygulamaları başlatmak için uygun yerler. Bisiklet, havayı kirletmeyen trafik sıkışıklığına yol açmayan bir ulaşım aracı. Avrupa'ya gidenler ilk günlerd...

100 soruda Ekonomi Elkitabı, Sadun Aren

Kitabın tam adı 100 Soruda Ekonomi Elkitabı Türkiye Ekonomisinden Örneklerle . İlk yayınlanış tarihi 1986. Benim okuduğum baskısı Eylül 2007 tarihli İmge Kitabevi'nden çıkmış olanı. Ülkemizde ekonomi alanında eğitim veren bir çok üniversite bulunmakta. Bunların kimilerinde sadece matematiksel denklemlerin çözümünün anlatıldığını, optimizasyon problemlerinin ekonomi eğitiminin merkezine yerleştirildiğini görüyoruz. Elbette sosyal bir bilim olan (hatta bilim olup olmadığı tartışmalı) ekonomiyi, sosyal boyutundan kopartmak için yapılan bilinçli bir uygulama bu. Amacınız ülkelerdeki gelir dağılımının adaletsizliğini, ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin farklılığını sorgulamayan bir ekonomist yetiştirmekse eğer matematiği ekonominin merkezine yerleştirirsiniz. Oysa ekonomi insanla ilgilidir. İnsanın daha iyi koşullarda yaşaması için gerekli üretimin planlanmasını, ulusal ve uluslararası iş bölümününün gerçekleştirilmesi gibi konuları da inceler. Tek iktisadi doğruyu klasik iktisat ...

Ankara, araç öncelikli halini pekiştiriyor

Toplu taşımayı geliştirerek kent içerisinde trafiğe çıkan araç sayısını azaltacak tedbirler almak yerine günün kimi saatlerinde tıkanan kavşaklara köprüler yaparak sıkışıklığı önlemeye çalışmak araç öncelikli bir kent isteğinin göstergesi. Ankara'da Çayyolu'ndan Eskişehir yolunu kullanarak Kızılay'a kadar hiç ışıkla karşılaşmadan gidebilirsiniz. Hız sınırı 50 km / saat olsa bile bu sınıra uymaya çalışmak, yolun en sağ şeridinde bile olanak dışıdır. Dikkat ederseniz uymak demiyorum, uymaya çalışmak bile olanaksız. Kentin dış semtlerinden merkeze metrolar, tramvaylar yapmak gecikir her nedense, ancak köprülü kavşaklar, ışığa takılmadan saatte 100-120 km hızda seyreden araçlar için 4 şeritli yollar bir çırpıda bitiriliverir. Kentin uzak semtlerinden merkeze gelirken karşılaşılan tüm kavşaklar köprülerle, alt geçitlerle geçildikten sonra ulaşılan merkezde tıkanır trafik bu kez. Mühendislik, şehir bölge plancılığı, mimarlık gibi mesleklerin temsilcisi odalar hep söylemiştir oysa...

Abdülaziz, Feriye, Prag, turizm

Başlıktaki kelimeler, isimler birbirleriyle ilgisiz gibi duruyor. Umarım yazıyı okyunca ilgi kurulur :) Geçen akşam izlediğimiz etkileyici Yıldız Yargılanması oyunu bir çok şey düşündürdü. Daha oyunu izlerken aklıma takılmıştı Feriye Sarayı nerede ki acaba? Feriye adını hatırlıyordum ancak saray olarak değil lokanta ve sinema olarak biliyordum. Eve gelince araştırdım ve yanılmadığımı gördüm. Gerçekten de lokanta, sinema olarak hizmet veren bir yapı halinde kullanılıyormuş sarayın geçmişte 'karakol' olarak bilinen bölümü. Asıl saray ise Galatasaray Üniversitesi ve Kabataş Lisesi'nin hizmetindeymiş. Şimdi düşünün Osmanlı Hanedanı'nın yıllarca başkentliğini yapmış, ondan önce Bizans'ın başkenti İstanbul'da tarihi turistlik mekanlar mı fazla yoksa Prag'da mı? Peki hangisi daha iyi tanıtılıyor, korunuyor? Abdülaziz'in hayatını kaybettiği, izlediğimiz oyunda intihar ettiği anlatıldıysa bile bu konuda tam uzlaşı yok, oda nerede? Peki Feriye sarayı neden müze de...

Yıldız Yargılanması, Orhan Asena

Oyuna ilişkin görüşlerimi yazmaya geçmeden hemen belirteyim ki bu sezon Devlet Tiyatroları'nda izlediğimiz oyunların kimileri ciddi hayal kırıklıkları yaratmıştı. Neyseki sezonun sonuna az kala Yıldız Yargılanması 'nı izledik. Bu sezon izlediğimiz en iyi oyun. Oyunu geçen sezonda da görmek istemiştik. Kısmet bugünlereymiş. Orhan Asena'yı tarihi oyunların yazarı olarak hatırlarım hep. İzlediğimiz tüm oyunlarda olduğu gibi aldığımız broşüründeki bilgilere göre asıl görevi tıp doktorluğu. Sanata katkı sunan bir çok diğerleri gibi Asena'da çok özveri isteyen doktorluk görevini yerine getirirken şiirler, oyunlar yazmış. İzlediğimiz oyunun ortaya çıkışının öyküsü de ilginç. Broşürden okursak Asena şöyle demiş: Değerli gazeteci ve yazar dostum Uğur Mumcu, bir gün bana Ord. Prof. Dr. İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın Yıldız Muhakemesi adlı kitabını getirdi. VE sen bundan bir oyun çıkartabilirsin dedi. Kitabı daha okurken çağrışımlar birbirini kovaladı. Kitabın sayfaları içind...

Prag St. Vitus Kathedrali

Prag'ın en bilindik görüntülerindeki muhteşem yapıdır. Kalenin olduğu bölgede, kente hakim konumu, ihtişamlı süslemeleri ile Prag'a gidenlerin ilk gördüğü ve hayran kaldığı yapılardandır. Yapının içi de dışı kadar etkileyicidir. Vitray süslemelerinin kimileri yakın tarihlidir. Yanlış anlamadıysam kilise içerisindeki bölmelerin hepsi din büyüklerine adanmış yerler. Hepsinde ayrı süslemeler, yazılar, heykeller. Görülmeye değer bir yer. Görkemli konserler için de kullanılıyordur eminimki bu mekan. Görmekte olduğunuz kolaj, Picasa adlı programın eseri. 9 fotografı ayrı ayrı görmek isterseniz burayı ziyaret etmeniz gerekiyor. Vitus katedrali Çekler için de önemli. Aslında Vitus katedrali olarak bilinen yapı, farklı zamanlarda inşaa edilen 3 binanın birleşmesinden oluşuyor. Ayrıntıları merak edenler için özgür üniversite wikipedia.org 'u öneririm. Prag'dayken tuttuğum notları en yakın zamanda sayfama taşıyacağım. Malum aylaklık bir yaşam biçimi, hele ki Bohemya'da ...

Bir Halk Düşmanı, Henrik İbsen

Tiyatro oyunlarının ilk perdesinde çıkmak gibi bir adetimiz yoktur aslında. Özellikle Devlet Tiyatroları'nın oyunlarında bugüne kadar fazlaca yapmışlığımızda. Ancak, bu sezon şansımıza olsa gerek, Devlet Tiyatroları'nın iki oyununda ( Çığ ve Bir Halk Düşmanı ) ikinci perdeyi bekleyemedik. Çığ'a ilişkin yorumlarımı oyundan kısa süre sonra yazmıştım . Bir Halk Düşmanı 'nı ise yazmayı unutmuşum. Geçen gün farklı bir konuya bakarken gördüm eksikliği. Tiyatro, sinemadan, edebiyattan farklı bir sanat. Belirli bir sürede kısıtlı olanaklar sunan mekanda metinde anlatılmak istenenleri seyirciye aktarma uğraşı belki. Eğer bu aktarımı başarılı bir şekilde yaparsanız oldukça keyif verici olabiliyor. Ancak, başarısız olursanız tahammül edilemeyen bir hal alıyor. Aktarılmak istenen mesajı lafın tamamı aptala söylenirmiş tarzında seyircinin gözünün içine sokarsanız ilk perdeden sonrası izlenmez hale geliyor. Bir Halk Düşmanı , metinden mi kaynaklı rejiden mi bilemedim, ne yazık ki ...

başka türlü bir şey benim istediğim

Can Yücel'in şiiri başka türlü bir şey benim istediğim, Ne ağaca benzer ne de buluta, burası gibi değil gideceğim memleket, Denizi ayrı deniz havası ayrı hava diye devam ediyor. Benim istediğim meslek odaları da başka türlü bir şey: Öncelikli amacı meslek alanlarına ilişkin kamu yararını gözetecek çalışmalar yapmak olan, ancak bu çalışmaları üyelerinin tümünü kapsayacak şekilde yayan bir yapı. Adım .... mühendisleri/tabipleri odası, aktif üyelerim ... işleri ile ilgileniyor, ben sadece adımdaki uzmanlıkla ilgili açıklamaları yaparım yeter demeyen bir oda. Meslek alanındaki gelişmeleri önceden görüp, konunun tüm taraflarını bir araya getirecek etkinlikler yapan bir oda. Puan peşindeki akademisyenlerle, akademisyenlere hoş görünmek için gelen öğrenciler dışında kimsenin ilgisini çekmeyen, sektörden kopuk, teknolojik gelişmelerle doldurul(a)mamış kongreler düzenlemeyen bir oda. Meslek örgütünün yanı sıra mücadele örgütü olduğunu unutmamış, gelenekselleştirilmiş .... ayı (mesela ekim...

Tek Kişilik Şehir, Behiç Ak

Devlet Tiyatroları'nın oyunlarına fırsat buldukça gidiyoruz. Nedense son iki sezondur seyrettiğimiz oyunlar öncekileri mumla aratacak cinsten. 2008 içerisinde gittiğim bu 4. oyun. Bir Halk Düşmanı, Yaşamak mı Yoksa Ölmek mi ve Çığ'ı izlemiştim daha önce. Çığ tüm zamanlarda izlediğim en kötü oyunlar arasında dereceye girebilir. Bir Halk Düşmanı'nda izleyicinin zeki olmadığı varsayılarak lafın tamamı söyleniyor :) Bir tek Yaşamak mı Yoksa Ölmek mi'yi beğeniyle izledim. Behiç Ak'ı Cumhuriyet gazetesindeki Kim Kime Dum Duma adlı karikatür bandından tanıyordum. Tiyatro oyununun yazarı olarak adını görünce aynı Behiç Ak mı acaba diye düşündüm. Aynı kişiymiş. Oyunu izleyen arkadaşların olumlu yorumları sonucu karar verdik gitmeye ve dün gece izledik. Öncelikle belirtmek gerekir ki değinilen konu önemli, konuyu ele alış biçimi başarılı. Eğer ilk perde 10 dakika daha uzatılsa ve oyun tek perdelik tasarlansa sezonda beğendiğim 2. oyun olabilecekti. Gelin görün ki tempolu geç...

yöneticilerden geriye kalan

Kin tutmam. Yapılan yanlışları unutmamakla birlikte, sen zamanında şöyle şöyle yapmıştın diye intikam almaya kalkmam. Hayat kin tutarak kendimize zehir edeceğimiz kadar uzun değil. Bu nedenle eski yöneticiler giderken aklıma hep olumlu hatıralar gelir. Bu günlerde birbiri ardına uğurluyoruz eski yöneticilerimizi. İş yerimde hemen hergün yeni atamalar, görevden almalar yaşanıyor. Adeta toz dumana karışmış. Böyle günlerde düşünüyorum yarın bir gün ben de yöneten konumuna gelirsem nasıl davranırım personelime, arkamdan neler düşünürler diye. 1995 yılından bu yana çalışıyorum ancak hiç amirlik yapmadım. Umarım yapmam da. İşlerle uğraşmanın yanına insan ile uğraşma sorumluluğunu üstlenmeyi istemem. Zor iş yönetmek. Yönettiğin insanı motive edecek araçlardan yoksunsan hele daha bir zor. Katılımcı anlayışla yöneticilik yapmak en doğrusu gibi geliyor bana. Plan yapmak, hedefler koymak, zaman içerisinde hedefe kıyasla bulunulan yeri değerlendirmek, geride kalındıysa sebeplerini birlikte araştı...

Tüyap İzmir Kitap fuarı yarın açılıyor

İki yıl önce görevli gittiğim İzmir'de, Kitap Fuarı'na denk gelmiştim. Söyleşilere ve diğer etkinliklere katılamasam bile kimi yazarlarla tanışmış ve çok sayıda kitap almıştım. Bu yıl, sayfamın düzenli takipçileri (varsa öyle birileri :) hatırlayacaktır, Bursa'daki Tüyap Fuarı'na gittim. İyi ki de gitmişim. Sadece fuar için oluşturduğum bir seyahat olduğu için önceden katılmayı planladığım tüm söyleşilere katıldım. Tanışmayı umduğum yazarlarla tanıştı hatta Nevzat Çelik gibi şiirleriyle büyüdüğümüz bir kıymetin romanını imzalatma şansına de eriştim. Bu yıl gündem yoğun. Fırsat yaratıp İzmir'deki fuara gidemeyeceğim gibi görünüyor. Ancak, İzmir'de ya da yakın yerlerde yaşayanlara hararetle tavsiye ederim Tüyap Kitap Fuarı'nı. Ayrıntılı bilgileri buradan alabilirsiniz. Etkinlik programı ise burada ...

IPTV etkileşimli TV sunumuna davet

Yeni yayın teknolojileri başlıklı sunuma 6 dinleyici katılınca bu cumartesi (19 nisan 2008) saat 16'da yapacağım IPTV etkileşimli TV sunumuna kaç kişi katılacak merak eder oldum. Elektrik Mühendisleri Odası Ankara Şubesi Eğitim Merkezi'nde (özveren sokak no:45-2 maltepe - ankara) yapacağım sunumda yakın dönemde adını daha çok duyacağımız bu iki yeniliğin ayrıntılarını açıklamaya çalışacağım. Özellikle IPTV, ilginç bir yayın iletim teknolojisi.

Yılan tehlikeli hayvandır

Özgür ansiklopedi wikipedia'da yılan başlığı altında şöyle yazıyor: Yılan, pullular (Squamata) takımının yılanlar (Serpentes) alt takımını oluşturan, yerde sürünerek hareket eden, pullu, uzun hayvanların ortak adı Gerçekten tehlikeli hayvanlar. Sinsice yaklaşırken sesini duyabilirsiniz. Özellikle otların yüksek, havanın sıcak olduğu yerlede, kuytularda beklerler. Kimi insanlar kendilerine dokunmadığı sürece yılana bulaşmamak gerektiğini düşünür. Doğadaki yılanlar sokmadan geçse bile meşhur atasözümüzdeki yılanlar (yani aramızda bizler gibi yaşayanlar) gün gelir dokunmayanları da sokar. Bu nedenle insanlar bir araya gelir yılanlara karşı. Birlikte mücadeleyle her zaman kazanamazlar belki ancak unutmamak gerekir ki tarihte şanlı saldırı yoktur, şanlı savunmalar vardır hep. Mücadeleden yılanlarla gerçek 'yılanlar'ın ne farkı var sizce? Yazı bir çoklarınız için anlamsız olabilir. Ancak, eğer okurlarsa, birileri ders çıkartacaktır. O da yeter zaten.

6 kişi ile sunum keyfi :)

Hatırlıyorum daha öncede buna benzer bir yazı yazmıştım. O zaman 7 idi katılımcı sayısı. Dün yaptığım sunuma 6 kişi katıldı. Elbette haftasonu gerçekleştirilecek oda genel kuruluna yönelik hazırlıklar etkiledi katılımı. Az kişi gelmiş olsa bile keyifli geçti sunum. Yeni yayın teknolojileri başlığında DVB serisi standartlar S-T-C ve H, yani uydu-karasal-kablo ve el tipi cihazlara yönelik sayısal yayın standartlarına ek olarak sayısal radyo konusundaki iki yaklaşım: drm ve dab ile hdtv, etkileşimli tv, iptv gibi adını sık duyduğumuz ancak bilgimizin geniş olmadığı konuları dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım. Şansıma katılımcı az olsa bile konuyla yakından ilgili kişilerdi. HD konusunda ülkemizin en yetkin mühendislerinden birisi aramızdaydı dün akşam. Diğer katılımcılar da soru ve katkılarıyla etkinliğin verimini arttırdı. Şimdi cumartesi günü yapacağım sunumu hazırlamam gerekiyor. ipTV ve etkileşimli TV başlıklı sunum, öyle sanıyorum ki çarşamba akşamı yaptığımdan daha eğlenceli geçece...

radyo POWER XL: extra lounge

Yayıncılık sektörü gittikçe daha rafine (işlemden geçmiş, arındırılmış anlamında kullanıyorum) hale geliyor. Genel beğeniye yönelik yayın yapan radyo ve televizyonları kenara koyarsak, ki çoktan koymamız gerekiyordu, tematik kanallar (özel ilgiye göre) televizyon alanında epeyden var. Özellikle kapasite sorunu yaşanmayan uydu platformlarında. Ülkemizin yayın sektörünün sürükleyicisi büyük grupların tematik kanallarını, hem kendi kurdukları platformlarda hem de FTA (Free To Air) olarak görmek mümkün. Bu uzun girizgahtan sonra gelelim yazının başlığına. Son zamanlarda her arabaya binişte hatırladığım ve ne yazık ki arabadan indiğimde unuttuğum bir konu hakkında bu yazı. Tematik radyonun en başarılı örneği, gene Power Grubu'ndan: Power XL. Teknolojik alt yapısı ve müzik kalitesine (yayın kalitesi) verdiği önemle dikkatli dinleyicilerin gönlüne taht kurmuş Power grubu önce PowerTürk ile Türkçe müzik dinleyicilerini kazandı şimdilerde Lounge diye adlandırılan türün dinleyicilerini büyü...

Sessizlik Kuleleri -2084-, Kaan Arslanoğlu

Ne yazmış olursa olsun düşünmeden ilk fırsatta satın alıp okuduğum iki yazar var. Biri Vedat Türkali, diğeri Kaan Arslanoğlu. Psikiyatrist doktor olan Arslanoğlu insan, insanın zayıflıkları, zeka, zeka yetersizliği gibi konularda tartışılacak eserler veren üretken bir yazar aynı zamanda. Söylentilere göre tıp doktorluğunu bırakıp tüm mesaisini yazmaya ayırmış artık. Devrimciler adlı romanının etkisinden uzun süre kurtulamamıştım. Hele işkenceleri anlatan bölümleri, o korkunç olayı yaşamışlarca, çok gerçekçi bulunmuştu. Yanılsamanın Gerçekliği başlıklı iki kitap, solun neden başarılı olamadığından Türkiye özelindeki sorunlara kadar çok konuda düşündüren önermeler içeriyor. Arslanoğlu'nun tüm romanlarını ve bir ikisi dışında tüm inceleme kitaplarını okumuş birisi olarak son romanı şaşırttı. Daha önce okuduğum romanlarından farklı olarak çok fazla gönderme içeren bir eser (belki önceki eserlerdeki göndermeleri fark edememiştim okuduğum dönemlerdeki birikimimin yetersizliğinden). Kutsa...

ekonomik kriz mi kapitalizmin krizi mi

Bu günlerde başladığı ileri sürülen ekonomik kriz sistemik bir durum mu? Yoksa kötü yönetimden kaynaklı, hataların sonucu ortaya çıkan bir durum mu? Aslında ekonomi adlı uzmanlık alanıyla yakından ilgilenen herkes, diğer bilimlerden önemli farklılığı ilk bakışta fark edecektir. Ekonomide tek doğru yoktur. Zamana göre değişen, kimin için baktığınıza göre değişen doğrular, yaklaşımlar vardır. Üniversitelerin bir çoğunda ekonomi derslerinde okutulan klasik iktisat teorisi, zevk (haz) tatmini peşinde koşan, sınırsız ihtiyaçlara sahip, optimizasyon yapmaktan başka bir şey düşünmeyen çağdaş köle hane halkı ile karını en çoklamaya hedefli, bu uğurda herşeyi yapmayı göze almış firmaların amansız mücadelesini anlatır. Mikro iktisat diye okutulan bu yaklaşım dünyadaki tek yaklaşım olarak sunulur. Makroda durum biraz karmaşıktır. Dünyanın çeşitli zaman dilimlerinde başat olmuş yaklaşımlar, geçerli oldukları dönemin özelliklerine bağlantı kurulmadan anlatılır. 1929 bunalımı neden ortaya çıktı? Key...

blogdaki yazı sayısı ve ulvi amaç :)

Geçtiğimiz günlerde farkettimki toplam yazı sayısı 400'ü geçmiş. İleride sildiklerim olmazsa bu 403. yazı oluyor. 2004 sonlarında martinmystere 'nin sayesinde haberdar olmuştu böyle bir hizmetten. Zaman zaman kendiyle ve yaptıklarıyla öğünme gibi algılansa bile yazıları oluştururken okuduklarım, izlediklerim ve yaptıklarım temel çıkış noktaları oluyor. Deneyimlerimi kayıt altına almak, aslında siz değerli okuyucularım kadar (belki de daha fazla) benim işime yarıyor, hayatımı kolaylaştırıyor. Sevdiğim bir lokantaya gitmek istediğimde telefon numarasını, kağıtlardan aramak yerine kendi sayfamda (sayfanın en üst sol tarafında) arama yapıp bulabiliyorum ya da arkadaşlar geçen yıl falan oyun nasıldı diye sorduğunda, sayfamı kaynak gösterip orayı okuyabileceklerini söyleyebiliyorum. Şimdi 403. yazının asıl sebebine gelirsek. Özellikle ülke dışına yaptığımız geziler öncesi yöreyi tanımak için bir DK yayınlarının kitaplarını bir de interneti kullandık. İnternette reklam amaçlı ticari s...

Ankara eski amblemine dönüyor

Hitit Güneşi Ankara'yı sembolize etmiyor diye 13 yıl önce kentin amblemi değiştirilmişti. Yeni bulunan amblemin kenti temsil etmediğine karar verince İdare Mahkemesi eskisine geri dönülecek şimdi. Bence her iki amblem de iyi değil. Murat Karayalçın Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığına adaylığını koyduğu seçimlerin birinde Anki diye bir karakter kullanmıştı kampanyasında. Ankara keçisi vardı ortasında. Bence öyle bir şey olsa daha güzel olur.

Faust prometheus ve sparkatüs

Sayfama yazdığım yazıların okunurluğunu takip ettiğim bir sistem kullanıyorum. şimdi sistem falan deyince gizli kapaklı işler değil bahsettiğim. Basit bir kaç satırlık html kodunu sayfanıza ekliyorsunuz böyle bir hizmeti veren yüzlerce sayfanın birinden. Sonra ücretsiz verilen hizmetleri kullanarak kim hangi ip adresinden ne zaman girmiş, hangi kelimeleri arayarak sayfaya ulaşmış gözleyebiliyorsunuz. Şimdi yazının başlığını görünce bu 3 kahraman nasıl aynı yazıda bir araya gelecek diye düşünmüş olabilirsiniz. İçimden bir ses bu günlerde bu 3 ismin çok google'lanacağını söylüyor bana. Eğer tahminim beni yanıltmazsa google'layıp sayfama gelenleri hayal kırıklığına uğratmayayım. Kim kimdir gibi bir iki kısa cümle ile tanıtayım 3'lüyü. Bilgiler özgür ansiklopedi wikipedia.org 'den: Faust : Johann Wolfgang von Goethe 'nin ünlü eserinin kahramanı. Zamanını dünyanın tüm bilgilerini öğrenmek için harcamış, deyim yerindeyse tüm bilgileri yalayıp yutmuş ancak ruhu huzura kav...

kutu kutu pense

Çocukluğumuzun oyunlarının en akılda kalan tekerlemesidir kutu kutu pense, elmayı yense diye devam eder. Şimdi diyeceksiniz ki nereden çıktı bu kutu kutu. Efendim malumunuz ülkemiz yayın sektörü bir çok yeniliğe gebe. Aslında yenilikler elbette yalnızca ülkemizde gerçekleşmiyor. Dünyadan bu konudaki farkımız bir çok yenilik birbirine yakın zamanlarda hayata geçecek gibi görünüyor. Uydu üzerinden yayın ile tanışalı epey zaman oluyor. Önce büyük çaplı çanaklarla alınan analog yayınlar, ardından küçük çanaklar, sonra sayısallaşan yayınlar. Şimdilerde Anadolu'nun en ücra mezralarında bile evlerde televizyon izlemek için kullanılan yegane yöntem haline geldi denilebilir sayısal uydu alıcıları için. Büyük kentlerimizin kimi bölgelerinde kablolu tv seçeneği olsa bile mevcut haliyle uydu kadar yaygın olduğunu söyleyemeyiz. Sayısal uydu yayınlarını mevcut televizyonlarımızla izleyebilmemiz için bu yayınları televizyonumuzun anlayacağı dile çevirecek tercümanlar (dönüştürücüler) gereklidir....

Franz Kafka and Prague. Harald Salfellner

Prag ile birlikte ilk akla gelen yazar sanırım Kafka'dır. Aklınıza gelmese bile karşınıza her köşe başında çıkar Kafka'ya ilişkin bir şey sokaklarda. Müzesine rastlarsınız, heykelini görürsünüz, onun adını taşıyan kafenin önünden geçersiniz hiç birine rastlamazsanız bile aslında onunla aynı sokaklarda dolaşmaktasınızdır. Mutsuz ve karamsar Kafka, bir dönem çalıştığı binanın penceresinden seyrediyordur sizi, siz farkına varmadan eski kent meydanını turlarken. Öyle mutsuz öyle hapsolmuş hissetmiş ki Kafka Prag'da, İspanyolca öğrenip güney Amerika'ya gitmeyi planlarmış zaman zaman. Dükkan sahibi, otoriter babasının baskılarından mıdır bu bunalmışlık, yoksa çekingen kişiliğinden mi, belki de Yahudi oluşu ve Almanca-Çekçe arasında geçen çocukluğudur sebebi kimbilir. Türkçe'ye çevrilmemiş olacağını düşünerek İngilizce çevirisini almıştım Prag'dayken Franz Kafka and Prague adlı orijinali Almanca yazılmış kitabı. Bu kadar Türk turistin gittiği bir kent ile ilgili ya...

Pırağ, Praha, Prague ya da Prag

Nazım Hikmet'in vatan hasretini en derinden hissettiren şiirlerinden birisidir belkide Saman Sarısı. Şiirin tamamını buradan okuyabilirsiniz. Bu şiirinde belki Çekçe Praha diye yazılıp Pırağ gibi okunduğundan kentten Pırağ diye bahseder. Adı nasıl söylenirse söylensin ziyaretçilerine aynı büyüyü hissettiriyor kent. Sanki büyülü bir el yapılara dokunmamış insanları değiştirmiş. Bu hissi kale civarında gezerken, ya da eski kent meydanında ve özellikle küçük mahallede fazlasıyla yaşıyorsunuz. Küçük mahalle, Prag kalesinin alt tarafındaki yapılardan oluşuyor. 18. yüzyıldan bu yana yapılara dokunulmamış. Kent, biblo gibi korunmuş binaları, adım başı satıcılarla pazar yerini aratmayan Charles köprüsü, saat başı gösterisi beklenen astronomik saati, mini etekli kızları ve ucuz birasıyla turist cenneti. Prag'a gidenler hep binaların güzelliğinden biranın ucuzluğundan bahsediyor. Hatta internetteki kent ile ilgili yorumlarda birisi Safranbolu, Beypazarı varken taa Prag'a neden gidil...

Prag fotografları yayında

Söz verdiğim üzere Prag fotograflarını hızlıca derleyip toparlayıp Picasa'ya yükledim. Yazıları toparlamam fotograflardan uzun sürecek peşinen söyleyeyim. Prag fotograflarına http://picasaweb.google.com/SadeceFotoOzgur/prag bağlantısından diğer fotograflara ise http://picasaweb.google.com/SadeceFotoOzgur bağlantısından ulaşabilirsiniz. Fotograflarla ilgili yorumlarınızı beklerim. Çekim tekniğine ilişkin eleştiri yapmadan önce makinemin Kodak Eastman 7220 model olduğunu göz önüne almanızı rica ederim. SLR değil kullandığım makine, eskilerin bas-çek diye tabir ettiği cinsten. Neyse ki bas-çekten fazlasını yaptırabiliyorum çeşitli taklalar atarak (gündüz vakti gece modunda fotograf çekip uzun süre pozlama yaptırmak gibi :)

önce fotograflar - Prag

Deyim yerindeyse tadı damağımızda kalan Prag sokakları ve Budapeşte müze-galerileri ardından tilki hesabı kürkçü dükkanına döndük. Şansımıza hava bizden yanaydı. Prag'a gittiğimiz günün öncesine kadar soğuk ve yağışlı olan hava Prag'da kaldığımız 3 gece boyunca az bulutluydu. Fotografların çoğunu çektiğim 1 ve 2 nisan günleri kapalı havanın homojen dağıttığı ışığı sizler de fark edeceksiniz. Budapeşte trenine bindiğimizde yoğun bir yağmur uğurluyordu Prag'dan. Budapeşte'de de durum farklı değildi. Yağışsız soğuk olmayan bir hava vardı. Yaz sıcaklarına daha epey zaman olduğu için günün her saatinde dolaşmak olanaklıydı. İlk gözlemleri paylaşıp fotograflara geçeyim. Bu arada hemen belirteyim ki bir kaç gün sürecek Prag ve Budapeşte gözlemlerini yakında sayfaya ekleyeceğim. Solda görülen yapı Tyn Kilisesi. Eski şehrin tarihi binaları kilisenin önünü süslüyor. Astronomik saat olarak adlandırılan, saat başları önünde kümelenen turistleriyle görülesi yerlerin başında gelen s...

ülkeye hoş geldik

Yandaki fotografı ülkemize geldiğimiz havaalanı terminalinin tuvaletinde çektim. Yorumsuz olarak sunuyorum. Dünyanın başka hangi kentinde ayak üzerine çarpı konulmuş bir levha görebiliriz bilemiyorum. Bir haftadır uzak kaldığım, ülke ile ilgili hiç bir haber, bilgi edinmeden geçirdiğim güzel günler bitti ne yazık ki. Prag ve Budapeşte'ye dair ilginç fotograflar ve gözlemlerimi en kısa zamanda siz değerli okuyucularımla paylaşacağım. 400'ün üzerindeki fotografı neye göre ayıklayacağım tam bilemiyorum. Biraz zamana ihtiyacım olduğu kesin. Hem gözlemlerimi yazdığım notları temize çekmek hem fotografları ayıklamak hem biriken işlere yetişmek... zor bir hafta beni bekliyor....

Son haftanın en çok okunan 10 yazısı

Göksu Restaurant Nenehatun şubesi açıldı

ve beklenen gerçekleşti...Ankara'nın Sakarya caddesine açılan Bayındır sokakta yer alan Göksu, gönüllere taht kurdu. Gerek servisi, gerek yemeklerin lezzeti vazgeçilmezler arasına girdi. Mekanın Kızılay'ın göbeğindeki Sakarya caddesinde olması, kimilerini üzüyordu. Özellikle Kızılay'a hiç inmeyenler, kalabalığı sevmeyenler yukarılarda bir Göksu hayali kuruyordu. Uzun sürdü inşaat. Nenehatun caddesi ile Tahran caddesinin kesiştiği köşede yer alan binanın inşaatının neden bu kadar sürdüğünü pek anlamamıştım, düne kadar. Dışarıdan 4-5 kat görünen bina toplamda 10 katlıymış. Üstte 3 kat içkili restaurant (ki bu bölüm henüz açılmamış), girişte bekleme salonu ve bar-kütüphane, girişin altında işkembe ve kebapçı (ki bu bölüm hizmet vermeye başladı), işkembecinin altı tam kat mutfakmış, onun altında garaj-çamaşırhane ve en altta iki kat konferans salonu olarak düzenlenmiş öğrendiğime göre. İlk ziyaretime ait fotografları (binanın dıştan çekilmiş bir görüntüsü ve iştah açıcı) beğe...

Göksu Restaurant

Özellikle öğlen saatlerinde Kızılay, Sakarya civarında düzgün yemek yiyeceğiniz bir yer arıyorsanız en doğru seçim Göksu Restaurant olacaktır. Meşhur Otlangaç'ın karşısına denk düşen mekan, hızlı ve özenli servisi, lezzetli ve fahiş olmayan fiyatları ile bölge insanlarının gönlünde çoktan taht kurmuş. Öğle saatlerindeki kalabalığa karşın hızlı ve özenli servisin sırrı yeterli sayıda personel çalıştırmak olsa gerek. Yemeklerinde etsiz çeşitlerinin az oluşu dışında kusuru yok denebilir. Akşam servisini hiç denemedim, ancak akşamları Sakarya'ya gidenlere fazla hitabetmeyebilir. Afiyet olsun. GÖKSU RESTAURANT Bayındır Sokak No: 22 / A Kızılay - ANKARA tel 312 431 47 27 - 431 22 19

Yabancı dil öğrenmek üzerine: DuoLingo deneyimimim

kızımın çizgileri Ülkemizin kanayan yaralarından birisidir sanırım, yabancı dil öğrenmek. Onlarca kurs, yüzlerce kitap, saatlerce ders ve sonuç: anlayan (en azından anladığını düşünen) ve konuşamayan kişiler... Bir yerlerde bir sorun olduğu kesin, ama nerede? Farklı zamanlarda, 3 kez Fransızca kursuna gittim. İlk seferin ardından, aslında bir temel bilgim olmasına karşın, her seferinde en baştan başladım, hiç bilmiyormuşum gibi. Ne yazık ki kurslarda öğrendiklerim kalıcı olamadı. Şimdilerde, 70 gündür, her sabah DuoLingo ile çalışıyorum. Ücretsiz ve arada çıkan reklamlarla devam eden sürümünü kullanıyorum. Eminim farklı online dil kursları da vardır. Online platformda, kurslarda olmayan ne var diye düşününce bir kaç şey tespit ettim. Belki sizlerin de işine yarar diye paylaşıyorum: Yabancı dil öğrenmek, sürekli ve kesintisiz tekrar gerektiren bir süreç. Kurslar, sadece haftanın belli günleri, bir kaç saat için ve çoğunlukla, günün en yorgun olunan akşamlarında oluyor. ...

Hüküm Gecesi / Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Seneler önce okuduğum Yaban'ı saymazsam Yakup Kadri Karaosmanoğlu'ndan okuduğum ikinci roman oldu Hüküm Gecesi. 1926'da yazılmaya başlanılan eser, 1927'de yayınlanmış. Roman Osmanlı'nın son dönemine tanıklık eden Ahmet Kerim adlı kurgu karakterin gözünden anlatılıyor. İttihat ve Terakki'nin kabinenin içinde yer almadığı hükümet, sopalı seçim, Hürriyet ve İtilâf'ın kurduğu hükümet, Trablusgarp bozgunu, Uşi Anlaşması, Balkan bozgunu, Bab-ı Ali baskını... Anlatılsa roman olur denilen bir dönem, Hüküm Gecesi'nin tarihsel arka planı.  Romanın başkahramanı Ahmet Kerim'in Yakup Kadri'ye benzerliği dikkat çekici. Öyle ki romanın bir yerinde Ahmet Kerim İstanbul'un Sodome ve Gomore'yi andırdığını söylüyor, ki hepimiz Y. Kadri'nin aynı adlı romanını hatırlıyor. Y. Kadri'nin yaşam öyküsüne baktığımda o tarihlerde, tıpkı Ahmet Kerim gibi, gazetelerde çalıştığını okudum. Kurgu karakterler dışında Ali Kemal, Süleyman Nazif, Rıza Tevfik, Ahmet ...

Eski Maltepe pazarı eski yerinde yakında bizlerle...

Ankaralılar bilir, kot pantolondan araba teybine, ara musluğundan kuruyemişe ne ararsan bulabildiğin hem de uygun fiyata bulabildiğin bir pazar var(dı): Maltepe camisinin üst tarafından pazartesi dışında (o gün semt pazarı kurulurdu) her gün hizmet veren seyyar paravanlarla ayrılmış küçük dükkancıkların oluşturduğu bir pazardı. Bu pazarın bulunduğu araziye bir alışveriş merkezi yapıldı. Ankara'nın en ilginç mimarisine sahip olduğunu düşündüğüm Malltepe Park, eski pazar esnafının ahını almıştı. Sopalarla dövüle dövüle pazar yerinden atılan esnafın tutan ahı, Malltepe Park'ı iflas noktasına getirdi. Market, dükkanlar derken hayalet alış veriş merkezine dönüştü Malltepe Park. Sonunda alış veriş merkezi yönetimi eski (kendi deyimleriyle tarihi) maltepe pazarını Malltepe Park'ın içine taşımaya karar vermiş.  Bugünlerde hummalı bir çalışma sürüyor Malltepe Park'ta. Dükkanlar alçıpanla küçük dükkancıklara bölünüyor. Öğrendiğime göre şimdiden 70'ten fazla pazar esnafı taş...

Rangers - Fenerbahçe maçı 90 dakika sonu

İkinci yarıya çok daha istekli başladı Fenerbahçe. İkinci gol için rakip kaleye yüklenirken yaptığı ataklar özellikle sol kanatta Kostiç'in yaptığı ortalara dayanıyordu. 60 ile 65. dakikalar arasında Rangers beraberlik golüne çok yaklaşsa da savunma ve kaleci İrfan Can'ın gününde olması umutlarımızı sürdürmeye yetti.  İkinci gol, sağ kanattan gelişen atak sonucu geldi. İkinci golün ardından J ose Mourinho'nun yaptığı değişiklikler ile çok daha baskılı bir futbol ortaya koyduk. Üçüncü gole çok yaklaştığımız ataklar olsa da ne yazık ki şutlar kaleyi bulmadı.  Rangers'ın arada bulduğu net fırsatlarda ise İrfan Can başarılıydı.  Şimdi uzatmalarda ve belki de penaltı atışlarında belirlenecek tur atlayan takım. Uzun zamandır izlediğim en heyecanlı ikinci yarı olduğunu ekleyerek notlarımı sonlandırayım.  Sonuç ne olursa olsun, 3-1'lik ilk maçı çevirmeyi başardı Fenerbahçe. Tebrikler, umarım turu geçen taraf olmayı da başarırlar. 

Rangers - Fenerbahçe maçı devre arası yorumlarım

Blogumda futbola dair yazı sayısı fazla değil. Böylesini ise ilk kez deniyorum. Saat itibariyle 14 Mart 2025'e girdiğimiz bu dakikalarda, İstanbul'da 3-1 kaybettiği maçın rövanşında en az iki farklı galibiyet arayan Fenerbahçe'nin ilk yarısını 1-0 önde bitirdiği maçın devre arasına dair görüşlerimi kayda geçiriyorum. İlk yarıyı tek cümle ile özetlemem gerekirse, iyi oynamasak da golü bulduk, derdim. Rangers'ın oyunun kontrolünü elinde tuttuğu, arada kalemizde tehlikeli pozisyonlara girdiği, bizimse bir türlü organize ataklar geliştiremediğimiz bir ilk yarı izledik.  İkinci yarıda, uzatmalara gitmek için iki farklı galibiyet şart. Başka bir ifade ile, gol yemeden en az bir gol daha bulmalıyız. Talisca ve El Nesri gibi her an skora katkı yapabilecek oyuncuların olduğu Fenerbahçe, bunu başaracaktır.  Maç sonu yorumlarımı da sıcağı sıcağına kaydedeceğim. 

kar ve

Gördüğünüz fotoğrafı 2020 yılı Ocak ayında Ankara'da çekmiştim. Bu kadar çok olur mu bilmiyorum ama hava tahminleri yanılmazsa, salı ya da çarşamba günü İstanbul'a 2025'in ilk karı yağacak.  Şubat tatilinde yağmayan kar, okulların açıldığı ilk haftayı beklemiş gibi  görünüyor.  Yağmur yağdığında bile kilitlenen trafik, kar ile ne hale gelecek göreceğiz.  İkinci dönemde tüm öğrencilere başarılar diliyorum.  Havalar nasıl olursa olsun, sizin havanız iyi olsun. 

Psikopati / Saul Black

Polisiye romanların klişeleriyle dolu, Hollywood filmlerinden aşina olduğumuz "kahretsin", "aman tanrım", "kahrolası" kalıplarının bolca kullanıldığı çevirisiyle mısır patlağı tadı veren bir kitap Psikopati. Saul Black'ten okuduğum ilk ve büyük olasılıkla son eser. Vaktinizi daha iyi eserleri okumak için kullanmanızı öneririm. 

Çobanoğlu Restaurant / Eymir Gölü - ANKARA

Senelerdir gidip geldiğim ve her seferinde huzur bulduğum Eymir Gölü ile ilgili ayrıntılı rehber hazırlama işine giriştiğimde, göl kıyısında yer alan mekânları ayrıca tanıtmam gerektiğini fark ettim.  Göl çevresinde araç trafiği tek yönlü olunca, Çobanoğlu'na araç ile ulaşmak epey sürüyor. Gölbaşı tarafındaki kapıyı kullanarak göl kıyısına girdiyseniz, göl çevresindeki turunuzun şık bölümünün son tesisi Çobanoğlu. Adını, geniş bahçesindeki Çobanoğlu çeşmesinden alan bu tesis, kahvaltı, gözleme, ızgara çeşitleri ve sıcak-soğuk mezeleri ile sağlam bir mutfağa sahip.  Eymir gölü, genişçe akan ve kıvrımlarla ilerleyen bir nehre benziyor, haritadan baktığınızda. Bu yüzden, Çobanoğlu'nda otururken küçük bir göl görüyorsunuz. Göl kıyısındaki diğer tesisler ise Çobanoğlu'ndan görünmüyor.  İster bahçesinde oturun, ister soba ile ısıtılan içerisinde çok keyif alacağınızı düşünüyorum Çobanoğlu'nda. TRT tarafındaki kapıdan, yürüyerek ya da bisiklet ile, trafiğin tersi yön...