Ana içeriğe atla

Trabzonspor U19 takımının başarısı üzerine

Bu yazıyı hazırladığım 2 Nisan 2025 günü itibariyle Trabzonspor A takımı, Süper Lig'de 27 maçta 9'ar galibiyet - mağlubiyet ve beraberlik ile 36 puan toplayarak 10. sırada yer alıyor. Trabzonspor U 19 takımı ise U 19 Elit A Ligi'nde 26 maçta 18 galibiyet, 5 beraberlik ve 3 mağlubiyet ile 59 puan toplayarak, lider Galatasaray'ın iki puan gerisinde ikinci sırada. Bu arada Trabzonspor U 19 takımının üç maç eksiği olduğunu ekleyeyim. Bu eksik üç maçını da kazanırsa 7 puan farkla lider olması mümkün.  UEFA Gençlik Ligi'nde yarı finale çıkan ve bu yolda İtalya'dan Juventus, Atalanta ve Inter'i eleyen takımımız, kupaya doğru emin adımlarla ilerliyor.  Trabzonspor Fatih Sultan Tekke yönetiminde U 19'daki gençleri A takıma dahil etme stratejisini uygularsa uzun süreli başarının gelmesi işten bile değil.  Gençleri bir kez daha kutluyorum. Kupayı ülkemize getireceklerine yürekten inanıyorum. 

Bursa Kitap Fuarı ardından

24 saatin 12'sini yolda geçirip epey yorulsam bile değdi Bursa'ya gittiğime. Aktarmam gerektiğini düşündüğüm gözlemlerimi unutmadan kayda geçireyim diye oturdum bilgisayarın başına pazar sabahı, kargalar bile kahvaltılarını yapmadan:
Cuma gecesi yola çıkıp cumartesi sabah 7'ye doğru Bursa'ya ulaşınca fuarın açılış saati olan 11'e kadar oyalanacak şeyler bulmak gerekiyordu. Eski Bursa bilgimi kullanıp terminalden Heykel'e (Bursa'nın kızılayı desem doğru olur herhalde) giden otobüse bindim. Heykel, aynı zamanda Koza Han, camii ve kapalı çarşılardan oluşan bir yapıya da ev sahipliği ediyor. Aklımda Koza Han'ın avlusu, çay-simit ve gazete var. Ancak hesapta olmayan avlunun açılmamış olması. Neyse, Setbaşı'na yürüyüp üzerinde dükkanlar olan Floransa'daki köprüye benzer yapıyı görüp fotografladıktan ve uzun bir yürüyüş yaptıktan sonra hala açılmayan Koza Han'ın karşısındaki saraya oturdum. Saray eskilerden kalma değil. Simit sarayı. Ben simit-çay keyfine başlamışken saat ilerlemeyi sürdürdü ve sonunda beklenen an, benim avlu ile buluşmam, gerçekleşti.
Burada kahve çay gazete üçlüsü tahminimden daha az oyaladı beni. Yoldan gelmenin verdiği yorgunluğa gün boyu sürecek koşturmanın getireceği yorgunluğu düşününce yürümekten vazgeçtim. Heykel'den kalkan herhangi bir otobüse binip dolaşmaya karar verdim. Özellikle yurt dışına gittiğimde yaparım bunu. Orada günlük kart aldığım için maliyeti sıfır olan şehir turu gibi olur. Nereye doğru gittiğinizi elinizdeki haritadan takip edebilirsiniz. Bursa'nın tarihi Koza Han'ının karşısında 'Tourizm information' cumartesi ve pazar günleri kapalı olunca (öyle ya turistler sadece haftaiçi gezer :) harita edinme şansım olmadı.
Duraktan atladığım (tam hareket etmek üzereyken binince atlamış oldum) otobüsün sürücüsüne
- Nereye gidiyoruz?
diye sordum. Adam haklı olarak
- Sen nereye gidecektin ki?
yanıtını verdi. Bilmediği benim gidecek bir yerimin olmadığı, keyifli vakit öldürmek gayretinde olduğumdu. Neyse, amacıma biraz şüphe ile yaklaşsa bile samimiyetim inandırdı. Kalkıp Ankara'dan sırf fuar için gelmem zaman zaman 'ne adamlar var, biz burda gitmeyiz o kalkmış 6 saatlik yoldan gelmiş' şeklinde kendi kendine söylenmesine neden oldu. Şansıma otobüs taa Mudanya yolu üzerindeki bir köye gidiyordu. Bursa'nın zenginlerinin villalar yaptırdığı Bademli bölgesinin ilerisinde Köy tesislerinin bulunduğu yerde. Fuara kadar köye gitmiş ve gelmiş oldum.
Saat 11 gibi Heykel'e dönmüş karnımı doyurup Bursa'ya geliş amacımı gerçekleştirmek üzere fuar alanına yollanmam gerektiğine karar vermiştim. Bursa'ya gidip döner yemeden olmaz. Tereyağı-sos ve yoğurt üçlemesi ile süslenmiş olanından değil, yeni gözdem dürüm olanından yedim. Bu aralar sayısı hızla artan kahve zincirlerinin birinde, bir başka zincirde öğrendiğim kahve jargonu ile 'gövdeli, asidisesi düşük bir kahve istiyorum. Harman da olabilir' ukalalığını yaparak aldığım kahvemi içerek bindim sarı renkli belediye otobüsüne. Bursa'ya ilk indiğimde otobüs kartı almıştım. Dokunmasız teknoloji ile çalışan karta para yükletmek gerekiyor ara sıra. Saat 12'yi geçiyordu Buttim kısaltmalı merkeze ulaştığımda. Yolda karşılaştığım ilginç karakterler ayrı yazıların (belki öykülerin) konusu olarak saklı kalsın hafızamda.
Fuar binasının kitaplar için ayrılan salonunun önünde kadınlı erkekli ve hatta çocuklu uzun bir sıra görünce 'vaay be' dedim içimden Bursa okuyan bir kentmiş Tüyap'ın Ankara'yı boşlayıp Bursa'ya fuar açmasının bir nedeni varmış. Ancak kapının hemen yanında oluşan sıranın içeri girmek isteyenlerce oluşturulmadığını anlamam uzun sürmedi. Bir özel hastane ücretsiz göz muayenesi yapıyormuş. Kuyruk onun kuyruğuymuş.
Fuarı hızlıca gezip kısa bir alışverişten ve Muzaffer İzgü'ye son kitabını imzalattıktan sonra söyleşilerin yapıldığı ikinci katta aldım soluğu. Önce Zeynep Oral ve Ali Sirmen Dünya Kadınlar Günü (emekçi var mı yok mu günün adında tartışmalı biraz. Artık olmadığı kesin ama ilk duyrulduğunda var mıydı orasını tam anlamadım. Benim ulaştığım belgelerde International Women Day diye geçiyor Zetkin'in önerisi. Bu konuda bilgisi olanlar yazarsa sevinirim...) nedeniyle birer konuşma yaptılar. Konuşmalarında kadınların yaşadıkları sıkıntıları dile getirdiler. Ali Sirmen'in, eşinin ağzından yazmış olduğunu düşündüren 1988 tarihli uzun mektubu etkileyiciydi. Konuşmaların ardından sıra sorulara gelince kadına ilişkin düşüncelerin ne kadar kanıksandığı ortaya çıktı.
Bir dinleyici Oral'a 'siz mecliste kadın vekil az diyorsunuz ama yanılıyorsunuz. Erkek olduğunu düşündüğünüz vekillerden bir kısmı da karılaşmış durumda. Kıvırtıp duruyor' diyerek herkesi şaşkınlığa uğrattı. Elbette, böyle bir etkinliğe vakit ayıran izleyici iyi niyetliydi ancak mevcut durumu anlatması bakımından iyi bir örnekti. İkinci soruyu ben sordum. Kadınların İsveç'ini yeni okumuş ve okuduklarımın şokunu üzerinden atmaya çalışan biri olduğumu belirtip: 'İsveç gibi gelişmiş ve kadın-erkek ilişkilerinden bir çok şeyi başarmış bir ülkede 1996 yılı verilerine göre senede 2000 kadın tecavüze uğruyor, kadın sığınma evleri var ve aynı işi yapsalar bile kadın ve erkek ücretleri farklı. Demek ki sorunun kaynağı eğitimsizlik değil. Sosyal gelişmişlikle aşılabilecek bir şey de değil. Hal böyleyken Türkiye'deki solun büyük bölümü kadın-erkek sorunlarını devrim ile kendiliğinden çözüleceğini düşünüyor ve bu konuya enerji harcamanın gereksizliğini söylüyor. Bu konudaki görüşlerinizi öğrenmek istiyorum' dedim. Oral, 1960'lı 70'li yıllarda yaşadıklarını İKD'deki (İlerici Kadınlar Derneği) mücadelelerinden bahsederek tespitime katıldı. Sorunun yüzyıllardır süregelen bir yapısı olduğunu ve kısa sürede çözümlenmesinin zorluğunu vurguladı. %30 gibi bir zorunlu temsiliyetin (kota) sorunların çözümü için başlangıç sayılması gerektiğinin altını çizdi. Sanırım çok haber izliyorum. Haber metni gibi oldu. Deniz Kavukçuoğlu'nun söyleşisi planlanandan geç başladı. Onun ile ilgili bölümleri bir sonraki yazıma bırakıyorum.

Yorumlar

Son haftanın en çok okunan 10 yazısı

Göksu Restaurant

Özellikle öğlen saatlerinde Kızılay, Sakarya civarında düzgün yemek yiyeceğiniz bir yer arıyorsanız en doğru seçim Göksu Restaurant olacaktır. Meşhur Otlangaç'ın karşısına denk düşen mekan, hızlı ve özenli servisi, lezzetli ve fahiş olmayan fiyatları ile bölge insanlarının gönlünde çoktan taht kurmuş. Öğle saatlerindeki kalabalığa karşın hızlı ve özenli servisin sırrı yeterli sayıda personel çalıştırmak olsa gerek. Yemeklerinde etsiz çeşitlerinin az oluşu dışında kusuru yok denebilir. Akşam servisini hiç denemedim, ancak akşamları Sakarya'ya gidenlere fazla hitabetmeyebilir. Afiyet olsun. GÖKSU RESTAURANT Bayındır Sokak No: 22 / A Kızılay - ANKARA tel 312 431 47 27 - 431 22 19

Göksu Restaurant Nenehatun şubesi açıldı

ve beklenen gerçekleşti...Ankara'nın Sakarya caddesine açılan Bayındır sokakta yer alan Göksu, gönüllere taht kurdu. Gerek servisi, gerek yemeklerin lezzeti vazgeçilmezler arasına girdi. Mekanın Kızılay'ın göbeğindeki Sakarya caddesinde olması, kimilerini üzüyordu. Özellikle Kızılay'a hiç inmeyenler, kalabalığı sevmeyenler yukarılarda bir Göksu hayali kuruyordu. Uzun sürdü inşaat. Nenehatun caddesi ile Tahran caddesinin kesiştiği köşede yer alan binanın inşaatının neden bu kadar sürdüğünü pek anlamamıştım, düne kadar. Dışarıdan 4-5 kat görünen bina toplamda 10 katlıymış. Üstte 3 kat içkili restaurant (ki bu bölüm henüz açılmamış), girişte bekleme salonu ve bar-kütüphane, girişin altında işkembe ve kebapçı (ki bu bölüm hizmet vermeye başladı), işkembecinin altı tam kat mutfakmış, onun altında garaj-çamaşırhane ve en altta iki kat konferans salonu olarak düzenlenmiş öğrendiğime göre. İlk ziyaretime ait fotografları (binanın dıştan çekilmiş bir görüntüsü ve iştah açıcı) beğe...

Yabancı dil öğrenmek üzerine: DuoLingo deneyimimim

kızımın çizgileri Ülkemizin kanayan yaralarından birisidir sanırım, yabancı dil öğrenmek. Onlarca kurs, yüzlerce kitap, saatlerce ders ve sonuç: anlayan (en azından anladığını düşünen) ve konuşamayan kişiler... Bir yerlerde bir sorun olduğu kesin, ama nerede? Farklı zamanlarda, 3 kez Fransızca kursuna gittim. İlk seferin ardından, aslında bir temel bilgim olmasına karşın, her seferinde en baştan başladım, hiç bilmiyormuşum gibi. Ne yazık ki kurslarda öğrendiklerim kalıcı olamadı. Şimdilerde, 70 gündür, her sabah DuoLingo ile çalışıyorum. Ücretsiz ve arada çıkan reklamlarla devam eden sürümünü kullanıyorum. Eminim farklı online dil kursları da vardır. Online platformda, kurslarda olmayan ne var diye düşününce bir kaç şey tespit ettim. Belki sizlerin de işine yarar diye paylaşıyorum: Yabancı dil öğrenmek, sürekli ve kesintisiz tekrar gerektiren bir süreç. Kurslar, sadece haftanın belli günleri, bir kaç saat için ve çoğunlukla, günün en yorgun olunan akşamlarında oluyor. ...

Eski Maltepe pazarı eski yerinde yakında bizlerle...

Ankaralılar bilir, kot pantolondan araba teybine, ara musluğundan kuruyemişe ne ararsan bulabildiğin hem de uygun fiyata bulabildiğin bir pazar var(dı): Maltepe camisinin üst tarafından pazartesi dışında (o gün semt pazarı kurulurdu) her gün hizmet veren seyyar paravanlarla ayrılmış küçük dükkancıkların oluşturduğu bir pazardı. Bu pazarın bulunduğu araziye bir alışveriş merkezi yapıldı. Ankara'nın en ilginç mimarisine sahip olduğunu düşündüğüm Malltepe Park, eski pazar esnafının ahını almıştı. Sopalarla dövüle dövüle pazar yerinden atılan esnafın tutan ahı, Malltepe Park'ı iflas noktasına getirdi. Market, dükkanlar derken hayalet alış veriş merkezine dönüştü Malltepe Park. Sonunda alış veriş merkezi yönetimi eski (kendi deyimleriyle tarihi) maltepe pazarını Malltepe Park'ın içine taşımaya karar vermiş.  Bugünlerde hummalı bir çalışma sürüyor Malltepe Park'ta. Dükkanlar alçıpanla küçük dükkancıklara bölünüyor. Öğrendiğime göre şimdiden 70'ten fazla pazar esnafı taş...

Kocadağ At Çiftliği Kocadağ Köyü / Havran

Deniz, kum, güneş tatilinden sıkıldıysanız ve Edremit körfezi civarındaysanız size süper bir alternatif: At binmek. Edremit'ten Balıkesir'e giden yol üzerindeki şirin ilçe Havran'ın Kocadağ köyünde bu mekan. Henüz dört yaşında olan iki(z) kızlarımız çok keyif aldılar at binmekten. Altınızda sizden epey güçlü b ir hayvan varken dengede durmaya çalışmak, yorucu bir o kadar da keyifli bir uğraş. Eğer hayatınızda at binmeyi hiç denemediyseniz, emin olun deneyince siz de kabul edeceksiniz, çok şey kaçırmışsınız demektir.    Kocadağ At Çitfliği'nde at binmenin yanı sıra lezzetli mutfağını da deneyebilirsiniz. Mantı, haşlama içli köfte, ızgara köfte ve elbette demleme çay. Fiyatlar derseniz bu konuda ucuz / pahalı yorumu yapmak istemiyorum. Bunun yerine bir kaç seçtiğim ürünün fiyat bilgisini paylaşacağım. Ancak, öncelikle sipariş edeceğiniz yiyeceklerin hepsinin büyük bir özenle hazırlanıp, aynı özenle servis edildiğini belirteyim. Biz mantı, içli köfte, ızgara hellim ve ...

Anıttepe, sokaklar, anlamlar

Ankara, ne yazık ki, içerisinden su geçen şehirlerden değil. Aslında daha doğrusunu söylersem, içerisinden geçen suların üzerini kapatıp yok eden bir kent. İncesu deresi, Kavaklı dere, Ankara çayı hep üzeri kapatılıp, halının altına süpürülen tozlar gibi gözden ırak tutulup unutulmuş kent suları. Hal böyle olunca Başkent, akar suyun kente sağlayacağı güzelliklerden yoksun. Neyse ki arayan için gizli güzellikler barındırıyor.   Anıttepe, bu gizli güzellikleri saklayan semtlerden. Anıtkabir, yılın her mevsimi caddelerden eksik olmayan turist otobüsleri, resmi bayramlarda protokol için kapatılan yollar, son dönemde sıklıkla düzenlenen mitinglere ev sahipliği yapan Tandoğan meydanı, Çankaya Belediyesi'nin  konserlerinin mekanı Anıtpark Anıttepe denildiğinde ilk aklıma gelenler. Ve tabii, geçenlerde bir yarışmada soru olarak da yöneltilen sokak isimleri: Ordular, İlk, Hedef, İleri, Ata ve Akdeniz caddesi.    Anıtkabir'in sınırını oluşturan 3 cadde bulunur: Gen...

Hüküm Gecesi / Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Seneler önce okuduğum Yaban'ı saymazsam Yakup Kadri Karaosmanoğlu'ndan okuduğum ikinci roman oldu Hüküm Gecesi. 1926'da yazılmaya başlanılan eser, 1927'de yayınlanmış. Roman Osmanlı'nın son dönemine tanıklık eden Ahmet Kerim adlı kurgu karakterin gözünden anlatılıyor. İttihat ve Terakki'nin kabinenin içinde yer almadığı hükümet, sopalı seçim, Hürriyet ve İtilâf'ın kurduğu hükümet, Trablusgarp bozgunu, Uşi Anlaşması, Balkan bozgunu, Bab-ı Ali baskını... Anlatılsa roman olur denilen bir dönem, Hüküm Gecesi'nin tarihsel arka planı.  Romanın başkahramanı Ahmet Kerim'in Yakup Kadri'ye benzerliği dikkat çekici. Öyle ki romanın bir yerinde Ahmet Kerim İstanbul'un Sodome ve Gomore'yi andırdığını söylüyor, ki hepimiz Y. Kadri'nin aynı adlı romanını hatırlıyor. Y. Kadri'nin yaşam öyküsüne baktığımda o tarihlerde, tıpkı Ahmet Kerim gibi, gazetelerde çalıştığını okudum. Kurgu karakterler dışında Ali Kemal, Süleyman Nazif, Rıza Tevfik, Ahmet ...

ŞÖMİNE pide kebap

Mahallelerde, özellikle ara sokaklarda, gizli cennetler yer alır. Konu pide/kebapçı olunca tercihimi olabildiğince bu cennetlerden yana kullanırım. Hem lezzetli pide yersiniz hem de izzet ikram bol ve fiyatlar ucuz olur. Eskiden oturduğumuz Tuzluçayır'da birbirine yakın 3 pideci vardı. Aralarındaki rekabet en çok bizlere yarardı. Ücretsiz salata (mevsimine göre çoban ya da yeşil) hepsinin ortak ikramıydı. Farklılık yaratıp müşteriyi kendine çekmeye çalışan birisi salatanın yanında cacık ikram etmeye başlayınca diğerleri de onu izlemeye mecbur kalmıştı. Eski günler... Sizlere bu gün bahsedeceğim yer Dikmen İlker'de. Oran şehrine, dolayısıyla iş yerime yakın. Zaten genellikle haftaiçi öğlen yemeği için gidiyorum. Önce adını adresini vereyim. Şömine Kebap İlker 1. Cadde No:116/H tel: 482 40 40 / 481 41 42. Gelelim yiyecek ve ikramlara; öncelikle favori pidemi önermeyle başlayayım işe: Kuşbaşı-kaşarlı karışık. Gerçekten lezzetli yapıyorlar. Geçen gittiğimizde lahmacununu da çok b...

Dorian Gray'in Portresi / Oscar Wilde

Remzi Kitabevi'nin Ağustos 1968 tarihli ikinci baskısından okudum bu klasik romanı. Dilimize Ferhunde ve Orhan Şaik Gökyay çevirmiş. Günümüzde yapılan çeviriler daha özenli oluyor. Bu baskıda, romanda Fransızca olarak geçen kimi bölümlerin çevirisi yapılmamış. Oysa dip not şeklinde bu ifadelerin Türkçesi verilmeliydi. Dizgiye dair de sorunlar var. Sanırım yeni tarihli baskılarda bu sorunlar giderilmiştir.  Alt metinlerle, göndermelerle dolu bir roman Dorian Gray'in Portresi. Bunları bilmeden, fark etmeden de okunabilir elbette. Yayınlandığı dönem tartışmalara sebep olmuş, kimi bölümleri sansürlenmiş. Yakın tarihli baskıları, "sansürsüz" ibaresiyle okuyucuya sunulmuş.

değişiklik

Sabah uyandığımda bugünün de diğerleri gibi geçeceğini düşünmüştüm. Aynı şeyleri yapıp, aynı saatte aynı yoldan döneceğimi eve. Oysa bu gördüğünüz geçidi kullanıyorum bu kez.  Aslında bir kaç sokak değişikliği tek yaptığım. Kim bilir hangi zamanda yapılmış bu saray kompleksinin kenarındaki yapıya düşürdüm yolumu.  Küçük değişiklikler yapmak gerek hayatta. Bazen öğlen yemeği için tercih ettiğiniz mekânı, bazen kalvaltıda yediğiniz zeytini, bazen ise ev - iş - okul arasındaki sokağı.