Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2004 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Rangers - Fenerbahçe maçı 90 dakika sonu

İkinci yarıya çok daha istekli başladı Fenerbahçe. İkinci gol için rakip kaleye yüklenirken yaptığı ataklar özellikle sol kanatta Kostiç'in yaptığı ortalara dayanıyordu. 60 ile 65. dakikalar arasında Rangers beraberlik golüne çok yaklaşsa da savunma ve kaleci İrfan Can'ın gününde olması umutlarımızı sürdürmeye yetti.  İkinci gol, sağ kanattan gelişen atak sonucu geldi. İkinci golün ardından J ose Mourinho'nun yaptığı değişiklikler ile çok daha baskılı bir futbol ortaya koyduk. Üçüncü gole çok yaklaştığımız ataklar olsa da ne yazık ki şutlar kaleyi bulmadı.  Rangers'ın arada bulduğu net fırsatlarda ise İrfan Can başarılıydı.  Şimdi uzatmalarda ve belki de penaltı atışlarında belirlenecek tur atlayan takım. Uzun zamandır izlediğim en heyecanlı ikinci yarı olduğunu ekleyerek notlarımı sonlandırayım.  Sonuç ne olursa olsun, 3-1'lik ilk maçı çevirmeyi başardı Fenerbahçe. Tebrikler, umarım turu geçen taraf olmayı da başarırlar. 

"Benim Meskenim Dağlardır" (Tiyatro)

Ankara'yı Ankara yapan yerlerin başında gelir Ankara Sanat Tiyatrosu (AST). Yıllar geçse de değişmeyen çizgisi, oyun seçimleri ve oyunculuk performansı büyülemiştir beni her seferinde. Son dönemlerde Rutkay Aziz'in yönetiminde başarılı oyunlarını sürdürüyor. Cumartesi günü, Sabahattin Ali'nin hayatını, ölümünü anlatan, yazarın eserlerinden yola çıkarak oyunlaştırılmış "Benim Meskenim Dağlardır" adlı eseri izledim. Oyuncular rollerinin hakkını veriyordu. Birinin ismini vermek diğerlerine haksızlık olur. Bu nedenle hepsi çok başarılıydı demek gerek. Ancak bir kaç yıldır Rutkay Aziz'in oyunculuğunda dikkat çekici bir düşme olduğunu gözlemliyorum. Özellikle konuşmasında, kelimeleri yutması, hızlı konuşması. Bir değişik durum var ancak tam anlayamadım... Oyunun sonundaki Sezen Aksu'nun ve sonra Ferhat Tunç'un sesinden dinlediğimiz "Benim Meskenim Dağlardır" şarkısı çok etkileyiciydi...

Ankara'da Caz Keyfi: Anatolydian

Ankara, memur ve öğrenci kenti olarak bilinir. Farklı tür müzik dinlemek isteyenlerin gidebilecekleri mekan sayısı kısıtlıdır. Özellikle caz, blues gibi dinleyicisi az olan müzik türlerinde durum daha vahimdir. Caz, canlı dinlenir. Tenedos hakkında daha önce yazmıştım. Bu sefer Tenedos'ta çalan Anatolydian gurubu hakkında yazacağım. İki nefesli, iki gitar bir klavye ve davuldan oluşan 6 kişilik bir grup. Ankara'lı cazseverlerin tanıdığı bir çok isim İstanbul'a gitmiş. Yahya Dai, Kamil Erdem (yani AsiaMinor'ın ekibi) artık İstanbul'daymış. Tarzları farklı olsa da, AsiaMinor'deki gibi Türk Sanat Müziği çalgıları yok bu grupta, müziklerinin kalitesi birbirine yakın. Belki ses düzeninden belki "iyi çalan basçı" kıtlığından bilinmez, bas geri planda kalmış. Ancak, özellikle klavye ve saksafon ardından davul ve diğer gitarı çalan müzisyenler işini oldukça iyi yapıyorlar. Tenedos'un alt katında her Cuma 20:30-23.15 arası caz dinlemek ve özel sıcak içecekl...

Kedi Mektupları, Oya Baydar

Oya Baydar'ın ödüllü romanı Kedi Mektupları. Yıllarını kedilerle birlikte geçirmişler, siyasi sürgün günlerinde, yurda dönüşünde yanlarında hep kediler varmış. Baydar'ın eşi Aydın Engin'in Cumhuriyet Gazetesi'ndeki "sayfa ortası"nın adı da Tırmık'tı. İki Almanya'nın birleşmesi, S.S.C.B'nin dağılması, kapitalistlerin "ideolojilerin sonu geldi" çığlıkları arasında savrulan sosyalist düşünceye bağlı insanların savrulmuş hayatlarından kesitler veriliyor romanda. Öyküyü, çoğu siyasi sığınmacı olan kişilerin kedilerinin ağzından dinliyoruz. Çok sevimli bir dil kullanılmış. Kimi ifadeleri kedicikler anlamıyor: "Duvar yıkıldı ve hepimiz altında kaldık" sözünü duyunca, "hangi duvar yıkılmış, üstleri başları da temiz görünüyor, nasıl altında kalmışlar" diye düşünüyorlar. Zaman zaman gözlerim dolarak, zaman zaman gülerek bir solukta okudum romanı. Biz de kedisever bir aileyiz. Belki bunun da etkisi vardır romanı bu kadar sevme...

Trafik Kurallarına Uyum ve AB

Bu günlerin "sıcak konusu" Avrupa Birliği (AB). İşin politik tartışmasına girmeyeceğim. Doğrudan yabancı yatırımların beklenmedik ölçüde artacağı, serbest dolaşım ile iş gücümüzün Avrupa kapılarına dayanacağı, AB'nin Hristiyan Klubü olduğu gibi konularda uzun uzun yazılabilir ancak bunlara gelene kadar, kendini en "Avrupalı" sayanlara bir sorum olacak. Şehir içerisinde kaç kilometre bölü saat hızla gidiyorsunuz araba kullanırken? Hemen yanıt vermeyin. "Şehir içi" tanımına Ankara'daki Eskişehir yolu, hani şu 3 gidiş 3 geliş olan, Konya yolu, hani 5 gidiş 5 geliş olup üzerinde neredeyse hiç trafik ışığı kalmamış olan, yollar da dahil. Bu yollarda da bir çok yerde "azami" hız sınırının 50 km/saat olduğu yazar. Ben, bu "azami" yani en fazla, hız sınırına olabildiğince uymaya çalışıyorum. "Olabildiğince" diye yazdım çünkü 50 km/saat hız ile araba sürmek hiç de kolay değil. Bu hız, izin verilen en yüksek hız olmasına karşın ...

Kayıp Kucak (Film)

İnsanı yoran bir temposu var filmin. Diyalogların çokluğu, müziğin azlığı, kamera kullanımı ve kurgu tekniği sebepleri galiba bu yoruculuğun. Filmin konusu ilginç. Arjantin'de yaşayan Polonya göçmeni Yahudi ailenin küçük oğlunun babasını, hayatı ve hayattaki amacını arama öyküsü. Sürpriz sayılabilecek bir son ile bitiyor film. Film bitti diye erken ayrılmayın salondan. Babaannenin şarkısını kaçırırsınız sonra :) Filmdeki "pasajı" kendi iş yeriniz olarak düşündüğünüzde ne kadar tek düze bir hayat yaşadığınızı hissedebilirsiniz. Filmin kahramanının kız arkadaşından ayrılması üzerine söyledikleri de oldukça düşündürücü. "Seninle 10 yıldır birlikteyiz, birlikteliğimiz sürerse ileriki yılların ilk 10 yıldan farkı olmayacak ve böyle yaşayıp öleceğiz. Bu nedenle ayrıldık. Şimdi ise gene öleceğim ve yanımda sen olmayacaksın.." Gerçekten de insanın en büyük mucizesidir; öleceğini bildiği halde inatla yaşama bağlanmak ve yaşamak. İlişkilerde ise sürenin uzunluğu ya da tek...

Yayıncılık Sektöründe Teknoloji - Etkileşimli Televizyon

Bu sayfalarda teknik konuları yazmamayı düşünüyordum. Ancak sayfaya yeni ekleme yapmanın kolaylığı bu fikrimi değiştirdi. Bu yazıda yayıncılık sektöründe yeni teknolojilerden, özellikle "etkileşimli televizyon" (eTV) dan söz etmek istiyorum. İngilizcesi "Interactive Television". İngilizcesini biraz zorunluluktan yazdım. İnteraktif televizyon, olarak Türkçe'mize girmeye çalışan bir kavram çünkü. Oysa etkileşimli daha anlaşılır ve daha Türkçe. Neyse, kelime tartışmasını geçersek konuyu anlatmak için başlangıç noktam Digitürk oluyor hep. Türkiye'de, eTV uygulamasını yapan bir tek Digitürk var. Digitürk aboneleri bilirler, televizyonları ve televizyon üstü kutularını (STB) kullanarak bankacılık işlemi yapabilirler, e-mektup alıp gönderebilirler, oyun kanallarında oyun oynayabilirler. Bu işlemleri yapmalarını sağlayan eTV yayınlarını almaya uygun STB'leri ve Digitürk'ün yaptığı eTV yayınıdır. İşin mutfağında gene her taşın altından çıkan Java var. ...

BOSS Turizm

Yıllardır yalnızca Varan ve Ulusoy tarafından sunulan "kaliteli" otobüs yolculuğu pazarına son giren firma BOSS. Son giren olmanın getirdiği zorunluluktan belki, belki işletmecilerinin ileri görüşlülüğünden bir çok yeniliği de sektöre sunan firma oldu. Tek kişilik koltukları ilk BOSS sayesinde gördük. Her otobüsü firmaya ait ve aynı kalitede olduğu için her otobüste ve her hatta aynı servisi alıyorsunuz. Yorgun argın yoldan geldiğinizde, güleryüz ve saygıyla sizi karşılayan personel servis araçlarının hazır beklemekte olduğunu söyler. Servis araçlarında da otobüslerde sunulan konfora yakın bir konfor vardır. Hem servis araçları hem de otobüslerde uzaktan izleme üniteleri sayesinde her türlü arıza ve beklenmedik durumlardan anInda haberdar olur merkez. Otobüs içi servisten bahsetmezsem hem servisi yapan arkadaşlara hem de firmaya haksızlık yapmış olurum. Her seferinde tertemiz kıyafetleri ve yÜzlerinde eksik olmayan gÜlÜmseme ile bir dediğinizi iki etmeden yardımınıza hazır ...

Tenedos (Kafe)

Ankara'da üniversite okuyup Tenedos'u bilmeyen var mıdır bilemiyorum. Ancak varsa çok şey kaçırdığını söyleyebilirim. Geçenlerde düşünüyorduk Tenedos ne zaman açıldı diye. Hesabettik, üniversite bitireli 9 yıl olmuş, ya bitirdiğim yıl açılmıştı ya da bir kaç yıl önce diye sonuçlandırmıştık düşüncemizi. Gerçekten de 10 yıl olmuş bu korunması, kollanması gereken mekan açılalı. Kızılırmak caddesi (sokaktı eskiden) ile Selanik caddesinin (bu da sokaktı) kesiştiği köşede, Kocatepe Cami'nin karşısında yer alan 2 katlı yer. Her daim çalan "dünya müziği" ile soslu keki ve şimdilerde her Cuma akşamı yapılan Caz Konseri ile "başka türlü bir şey" isteyenler için değişilmez kafe.İyi ki varsın. Hep varol. Tıpkı Kızılırmak sineması gibi.

İhtirasın Bedeli (Film)

İhtirasın Bedeli, Roberto Ando isimli İtalyan yönetmenin filmi de olsa, bence bir Fransız filmi. Gerek oyuncular gerek filmin dili ve elbetteki konusu "Fransız filmi" tanımına uygun. İlginç sayılabilecek konusu var filmin. Cenevre'nin güzelliklerini seyretmek keyif verici. özellikle ilk yarısında artan gerilim, güzellikler içerisinde orta yaş bunalımına düşmüş yazar, ne olduğu belirsiz ilişkiler merak uyandırıyor. Anna Mouglalis, daha önce gösterilen Novo filmindeki gibi bir rolde gene. Filmi izlememiş olanlara, Tinto Brass filmlerindeki oyuncuları düşünmesini öneriyorum. O da kim diyenlere ise söylenecek sözüm yok. ;) Yunan ve Fransız ortak yapımı olan Fransız oyuncu daha önce modellik de yapmış. Bu günlerde gidilebilecek iyi filmlerden birisi.

Beyaz & Beyaz Restaurant

Bu sayfalarda çeşitli konulardaki görüşlerimi açıklıyorum. Bu kapsamda Ankara'daki farklı mekanları da tanıtmaya çalışacağım. Ankara'da, bilen bilir, değişik hizmetlerin sunulduğu mekanlar kısıtlıdır. Beyaz & Beyaz bunlar arasında farklılık yaratan bir yer. Fiyatlar ucuz, hizmet kaliteli, mekan iyi döşenmiş. Tüm bunların yanı sıra en güzel yanı, Pazar akşamlı dışında, her akşam canlı Latin ve Caz müziği yapıyorlar. Salonda piyano var. Genelde opera sanatçılarından oluşan müdavimler, kendileri söyleyip kendileri eğleniyor. Bu arada bu tür müziği sevenler de mest oluyor. Mekanın telefonu ne yazık ki yanımda yok. Ancak yerin tarifi çok kolay. Selanik caddesi'nde Metropol sinemasının hemen yanı. Eskiden Black 8 isimli kafenin olduğu yer. Mekan ile ilgili yorumlarınızı bekliyorum.

Memleketimden İnsan Manzaraları (Tiyatro)

Ankara Sanat Tiyatroso (AST), yıllardır değişmeyen çizgisiyle, Ankara'lı sanatseverlerin çok iyi bildiği özel tiyatrodur. Geçen yıldan beri oynamakta olduğu ve artık yalnızca Pazar günleri 15.30'da oynayacağı, Nazım Hikmet'in Memleketimden İnsan Manzaraları isimli eseri izledim dün. TRT Haber-Sen için özel gösterimdi. Salonu dolduran 350'ye yakın arkadaş ile oyun izlemenin tadı başka oluyor. Hele yanımda 80 yaşını aşmış, hayatında ilk kez tiyatroya giden babaannem olunca daha da keyifli oldu. Oyun, ikinci dünya savaşı yıllarında geçiyor. Konusu, adı ile aynı: memleketten insan manzaraları. İşin ilginci, yazılalı 60-70 yıl olmuş ama halen güncelliğini koruyan bir oyun. İkinci dünya savaşı yerine Irak savaşını, Almanya yerine Amerika'yı koyun alın size çok güncel bir oyun. İnsanlardaki "işsiz kalma korkusu"nun devamı da, 1989 sonrası, kimi "uzman"ların "tarihin sonunun geldiği" safsatasının geçersizliğinin kanıtıdır. Ezilen, sömürülen in...

"Kayıp Romanlar" Vedat TÜRKALİ

Büyük usta Türkali ile tanışmam "Bir Gün Tek Başına" ile olmuştu. O kadar derinden etkilenmiştim ki, diğer kitaplarını da, deyim yerindeyse, bir solukta okudum. Mavi Karanlık, Yeşil Çam Dedikleri Türkiye ve Tek Kişilik Ölüm romanlarını okuduktan sonra bir süre beklemem gerekti. 1999 yılında çıkan Güven'i halen okuyamadım. Kayıp Romanlar'ı okurken bir sonra okuyacağım kitabı da biliyordum: Güven. Türk romancılığında saygın bir yeri olan Türkali, son romanında da aynı akıcı dili kullanmış. 1919 doğumlu olan yazar, yaşamını büyük sıkıntılar içerisinde geçirmiş. Bir süre Londra'da yaşamak zorunda kalmış. Kayıp Romanlar, Güven'de bıraktığı yerden başlıyor. Türk siyasi yaşamını romanlarının arka fonu olarak kullanan yazar, bu özelliğini korumuş. 1990 yıllarda, SSCB dağıldıktan sonra, Türk solunun yaptığı özeleştiriler, Ermeni ve Kürt sorununa yaklaşımlar derinlemesine analizlerle anlatılmış. Özellikle Stalin ile ilgili net tespitler yapılmış. Türkiye'nin yakı...

Nathalie, film filmYorum

Nathalie Fransa-İspanya ortak yapımı bir film. Sıkıcı Fransız filmlerinden değil. Sürükleyici bir hikayesi, Emmanuelle Beart gibi afet bir başrol oyuncusu var. Konusu da ilginç. "Hemen hemen hiç erotik görüntü kullanmadan yalnız sözcüklerle ne kadar erotik bir öykü oluşturulabilir?" sorusunun yanıtı için görülmeye değer. İzleyicilerin çoğunluğunu erkekler oluştursa da film Tinto Brass filmleri gibi değil. Afişine aldanıp giderseniz hayal kırıklığı yaşarsınız. Ben sonunu fazla beğenmedim. Bir de kafama takılan bir soru vardı filmden sonra Avrupa'daki evliliklerle ilgili. Ancak filmin sonu hakkında bilgi vermemek için ne yazık ki sizlerle paylaşamayacağım soruyu.

Fenerbahçe maçı sonrası

Ne yalan yazayım sonucun böyle olacağını tahmin ediyordum. Bir kent düşünün ki tüm herşeyini futbol üzerine kurmuş olsun. Futbolu sadece bir spor olarak görmeyen bir ülkede küçük bir Anadolu kentinde hayat futbol üzerinden akıyorsa o kentin çocuklarının kendi seyircisi önünde oynaması mı daha güç yoksa dış sahada mı? Trabzon'un ve Trabzonspor'un sorunu, Türkiye'de futbola bakışın değişmeden çözülemez. Zamanında Hami Mandıralı'nın bir açıklaması vardı. Gol kaçırınca sokağa çıkamıyorum diye. Bir dönem İspanya'da oynayan Tayfun ile Nihat kaybettikleri bir maç sonrası dışarıda yemek yiyorlarmış Sen Sabastiyan'da. Taraftarlar hesaplarını ödemiş. "önemli değil bir dahakine kazanırsınız" demişler. İnsanların futbola bakışı sakat Türkiye'de. Birey olamamış insanlardan oluşuyor ülkemiz ne yazık ki. Durum böyle olunca "aidiyet" çok önemli oluyor. Memleket, okul, meslek, takım bunlarla kişiler bir yerlere ait olma gereksinimlerini karşılıyor. Transf...

Sevda Dolu Bir Yaz, tiyatroyorum

Ankara'nın orta yerinde, Ulus'ta, Oda Tiyatrosu'nda sergileniyor oyun. Tek perdelik 1 saat 20 dakika süren duygu seli. Füruzan'nın yazdığı oyunu Vacide Öksüzcü oynuyor. Rejide de kendisi var. 1950'li yıllarda, İstanbul'da zengin ve "soylu" bir ailenin, ya da eşyayı adıyla çağırırsak İstanbul Burjuvası'ndan bir ailenin hayatını küçük bir kız çocuğunun gözüye anlatıyor oyun. Annenin kişiliksiz oğlu üzerindeki hakimiyeti, oğlunun küçük yaşta sınıfından olmayan bir kız ile yaşadığı ilişkiden olma çocuğundan dinliyoruz öyküyü. Oldukça etkileyici bir oyun. Oyuna gitmeyi düşünürseniz unutmayın ki Oda Tiyatrosu'nda oyunlar saat 18.30'da başlıyor. 20'de giderseniz oyun çıkışını görebilirsiniz ancak. İki paket sigara parasına bu keyfi yaşatan herkese binlerce kez teşekkürler...

Schubert ve Şevki Bey, tiyatroYorum

Son dönemlerde izlediğim en iyi oyunlardan birisi olan, Schubert ve Şevki Bey, Ankara Devlet Tiyatrosu Yeni Sahne'de sahneleniyor. Ali İhsan Kaleci yazmış, Mustafa Avkıran yönetmiş. Elvin Beşikçioğlu, Ünsal Coşar, akrabalığım yok yazı tamamen tarafsız yazılmıştır :) ve Harun Özer oynuyor. Piyanoyu ise A.N. Nihan Turnagöl çalıyor. Tiyatro programında oyun ile ilgili tanıtım yazısında "Bir hasret yolculuğu...İnsan, hayatın her anında bir kış yolculuğunun önündedir ve her zaman bu yolculuğa hazırlıksız, çırılçıplak..." diye yazılmış. Ölümlü dünyada yaşayıp "ölümsüzlüğe" ulaşmış ve 31 yaşındayken ölmüş, iki bestecinin hayatından yola çıkarak hayat, ölüm, sanat, sanatçı gibi konularda düşünmeye zorlayan bir oyun. Hayatta asıl yapmak istediği ile uğraşmayı hep erteleyenler için daha da düşündürücü bir oyun. Schubert'in ve Şevki Bey'in etrafındakilerle olan diyaloglarının her biri hayat dersi gibi. Oyunun sahnelenişi de oldukça başarılı. 3 oyuncu ile bir çok fa...

Fenerbahçe-Trabzonspor maçı öncesi

Yıllardır Trabzonspor'u tutarım. Son şampiyon olduğumuzda 10 yaşındaydım. Demek ki 20 yıldır şampiyonluğa hasret bir takımı, 20 yıldır hiç azalmayan bir sevgiyle destekliyorum. Hangi takımı tutuyorsun sorusunun ardından hep, Trabzon'un neresinden, sorusu sorulur bana. Genel kanıdır Trabzonspor'u tutan Trabzonludur mutlaka. Oysa Trabzon'a bir kez gitmiş bir Erzincan'lıyım. Takımı tutmaya başlamam da gidişimden yıllar öncesiydi. Bu haftasonu belki de yıllardır süren hasretin bitmesine bir adım daha yaklaşacağız. Sonuç ne olursa olsun öncelikle futbol güzel olsun. Olaysız, küfürsüz bir maç olsun. Her iki tarafa da bol şans. Biraz klasik olacak belki ama; "iyi oynayan kazansın".

Son haftanın en çok okunan 10 yazısı

Göksu Restaurant Nenehatun şubesi açıldı

ve beklenen gerçekleşti...Ankara'nın Sakarya caddesine açılan Bayındır sokakta yer alan Göksu, gönüllere taht kurdu. Gerek servisi, gerek yemeklerin lezzeti vazgeçilmezler arasına girdi. Mekanın Kızılay'ın göbeğindeki Sakarya caddesinde olması, kimilerini üzüyordu. Özellikle Kızılay'a hiç inmeyenler, kalabalığı sevmeyenler yukarılarda bir Göksu hayali kuruyordu. Uzun sürdü inşaat. Nenehatun caddesi ile Tahran caddesinin kesiştiği köşede yer alan binanın inşaatının neden bu kadar sürdüğünü pek anlamamıştım, düne kadar. Dışarıdan 4-5 kat görünen bina toplamda 10 katlıymış. Üstte 3 kat içkili restaurant (ki bu bölüm henüz açılmamış), girişte bekleme salonu ve bar-kütüphane, girişin altında işkembe ve kebapçı (ki bu bölüm hizmet vermeye başladı), işkembecinin altı tam kat mutfakmış, onun altında garaj-çamaşırhane ve en altta iki kat konferans salonu olarak düzenlenmiş öğrendiğime göre. İlk ziyaretime ait fotografları (binanın dıştan çekilmiş bir görüntüsü ve iştah açıcı) beğe...

Göksu Restaurant

Özellikle öğlen saatlerinde Kızılay, Sakarya civarında düzgün yemek yiyeceğiniz bir yer arıyorsanız en doğru seçim Göksu Restaurant olacaktır. Meşhur Otlangaç'ın karşısına denk düşen mekan, hızlı ve özenli servisi, lezzetli ve fahiş olmayan fiyatları ile bölge insanlarının gönlünde çoktan taht kurmuş. Öğle saatlerindeki kalabalığa karşın hızlı ve özenli servisin sırrı yeterli sayıda personel çalıştırmak olsa gerek. Yemeklerinde etsiz çeşitlerinin az oluşu dışında kusuru yok denebilir. Akşam servisini hiç denemedim, ancak akşamları Sakarya'ya gidenlere fazla hitabetmeyebilir. Afiyet olsun. GÖKSU RESTAURANT Bayındır Sokak No: 22 / A Kızılay - ANKARA tel 312 431 47 27 - 431 22 19

Yabancı dil öğrenmek üzerine: DuoLingo deneyimimim

kızımın çizgileri Ülkemizin kanayan yaralarından birisidir sanırım, yabancı dil öğrenmek. Onlarca kurs, yüzlerce kitap, saatlerce ders ve sonuç: anlayan (en azından anladığını düşünen) ve konuşamayan kişiler... Bir yerlerde bir sorun olduğu kesin, ama nerede? Farklı zamanlarda, 3 kez Fransızca kursuna gittim. İlk seferin ardından, aslında bir temel bilgim olmasına karşın, her seferinde en baştan başladım, hiç bilmiyormuşum gibi. Ne yazık ki kurslarda öğrendiklerim kalıcı olamadı. Şimdilerde, 70 gündür, her sabah DuoLingo ile çalışıyorum. Ücretsiz ve arada çıkan reklamlarla devam eden sürümünü kullanıyorum. Eminim farklı online dil kursları da vardır. Online platformda, kurslarda olmayan ne var diye düşününce bir kaç şey tespit ettim. Belki sizlerin de işine yarar diye paylaşıyorum: Yabancı dil öğrenmek, sürekli ve kesintisiz tekrar gerektiren bir süreç. Kurslar, sadece haftanın belli günleri, bir kaç saat için ve çoğunlukla, günün en yorgun olunan akşamlarında oluyor. ...

Hüküm Gecesi / Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Seneler önce okuduğum Yaban'ı saymazsam Yakup Kadri Karaosmanoğlu'ndan okuduğum ikinci roman oldu Hüküm Gecesi. 1926'da yazılmaya başlanılan eser, 1927'de yayınlanmış. Roman Osmanlı'nın son dönemine tanıklık eden Ahmet Kerim adlı kurgu karakterin gözünden anlatılıyor. İttihat ve Terakki'nin kabinenin içinde yer almadığı hükümet, sopalı seçim, Hürriyet ve İtilâf'ın kurduğu hükümet, Trablusgarp bozgunu, Uşi Anlaşması, Balkan bozgunu, Bab-ı Ali baskını... Anlatılsa roman olur denilen bir dönem, Hüküm Gecesi'nin tarihsel arka planı.  Romanın başkahramanı Ahmet Kerim'in Yakup Kadri'ye benzerliği dikkat çekici. Öyle ki romanın bir yerinde Ahmet Kerim İstanbul'un Sodome ve Gomore'yi andırdığını söylüyor, ki hepimiz Y. Kadri'nin aynı adlı romanını hatırlıyor. Y. Kadri'nin yaşam öyküsüne baktığımda o tarihlerde, tıpkı Ahmet Kerim gibi, gazetelerde çalıştığını okudum. Kurgu karakterler dışında Ali Kemal, Süleyman Nazif, Rıza Tevfik, Ahmet ...

Eski Maltepe pazarı eski yerinde yakında bizlerle...

Ankaralılar bilir, kot pantolondan araba teybine, ara musluğundan kuruyemişe ne ararsan bulabildiğin hem de uygun fiyata bulabildiğin bir pazar var(dı): Maltepe camisinin üst tarafından pazartesi dışında (o gün semt pazarı kurulurdu) her gün hizmet veren seyyar paravanlarla ayrılmış küçük dükkancıkların oluşturduğu bir pazardı. Bu pazarın bulunduğu araziye bir alışveriş merkezi yapıldı. Ankara'nın en ilginç mimarisine sahip olduğunu düşündüğüm Malltepe Park, eski pazar esnafının ahını almıştı. Sopalarla dövüle dövüle pazar yerinden atılan esnafın tutan ahı, Malltepe Park'ı iflas noktasına getirdi. Market, dükkanlar derken hayalet alış veriş merkezine dönüştü Malltepe Park. Sonunda alış veriş merkezi yönetimi eski (kendi deyimleriyle tarihi) maltepe pazarını Malltepe Park'ın içine taşımaya karar vermiş.  Bugünlerde hummalı bir çalışma sürüyor Malltepe Park'ta. Dükkanlar alçıpanla küçük dükkancıklara bölünüyor. Öğrendiğime göre şimdiden 70'ten fazla pazar esnafı taş...

Rangers - Fenerbahçe maçı 90 dakika sonu

İkinci yarıya çok daha istekli başladı Fenerbahçe. İkinci gol için rakip kaleye yüklenirken yaptığı ataklar özellikle sol kanatta Kostiç'in yaptığı ortalara dayanıyordu. 60 ile 65. dakikalar arasında Rangers beraberlik golüne çok yaklaşsa da savunma ve kaleci İrfan Can'ın gününde olması umutlarımızı sürdürmeye yetti.  İkinci gol, sağ kanattan gelişen atak sonucu geldi. İkinci golün ardından J ose Mourinho'nun yaptığı değişiklikler ile çok daha baskılı bir futbol ortaya koyduk. Üçüncü gole çok yaklaştığımız ataklar olsa da ne yazık ki şutlar kaleyi bulmadı.  Rangers'ın arada bulduğu net fırsatlarda ise İrfan Can başarılıydı.  Şimdi uzatmalarda ve belki de penaltı atışlarında belirlenecek tur atlayan takım. Uzun zamandır izlediğim en heyecanlı ikinci yarı olduğunu ekleyerek notlarımı sonlandırayım.  Sonuç ne olursa olsun, 3-1'lik ilk maçı çevirmeyi başardı Fenerbahçe. Tebrikler, umarım turu geçen taraf olmayı da başarırlar. 

Rangers - Fenerbahçe maçı devre arası yorumlarım

Blogumda futbola dair yazı sayısı fazla değil. Böylesini ise ilk kez deniyorum. Saat itibariyle 14 Mart 2025'e girdiğimiz bu dakikalarda, İstanbul'da 3-1 kaybettiği maçın rövanşında en az iki farklı galibiyet arayan Fenerbahçe'nin ilk yarısını 1-0 önde bitirdiği maçın devre arasına dair görüşlerimi kayda geçiriyorum. İlk yarıyı tek cümle ile özetlemem gerekirse, iyi oynamasak da golü bulduk, derdim. Rangers'ın oyunun kontrolünü elinde tuttuğu, arada kalemizde tehlikeli pozisyonlara girdiği, bizimse bir türlü organize ataklar geliştiremediğimiz bir ilk yarı izledik.  İkinci yarıda, uzatmalara gitmek için iki farklı galibiyet şart. Başka bir ifade ile, gol yemeden en az bir gol daha bulmalıyız. Talisca ve El Nesri gibi her an skora katkı yapabilecek oyuncuların olduğu Fenerbahçe, bunu başaracaktır.  Maç sonu yorumlarımı da sıcağı sıcağına kaydedeceğim. 

kar ve

Gördüğünüz fotoğrafı 2020 yılı Ocak ayında Ankara'da çekmiştim. Bu kadar çok olur mu bilmiyorum ama hava tahminleri yanılmazsa, salı ya da çarşamba günü İstanbul'a 2025'in ilk karı yağacak.  Şubat tatilinde yağmayan kar, okulların açıldığı ilk haftayı beklemiş gibi  görünüyor.  Yağmur yağdığında bile kilitlenen trafik, kar ile ne hale gelecek göreceğiz.  İkinci dönemde tüm öğrencilere başarılar diliyorum.  Havalar nasıl olursa olsun, sizin havanız iyi olsun. 

Psikopati / Saul Black

Polisiye romanların klişeleriyle dolu, Hollywood filmlerinden aşina olduğumuz "kahretsin", "aman tanrım", "kahrolası" kalıplarının bolca kullanıldığı çevirisiyle mısır patlağı tadı veren bir kitap Psikopati. Saul Black'ten okuduğum ilk ve büyük olasılıkla son eser. Vaktinizi daha iyi eserleri okumak için kullanmanızı öneririm. 

Çobanoğlu Restaurant / Eymir Gölü - ANKARA

Senelerdir gidip geldiğim ve her seferinde huzur bulduğum Eymir Gölü ile ilgili ayrıntılı rehber hazırlama işine giriştiğimde, göl kıyısında yer alan mekânları ayrıca tanıtmam gerektiğini fark ettim.  Göl çevresinde araç trafiği tek yönlü olunca, Çobanoğlu'na araç ile ulaşmak epey sürüyor. Gölbaşı tarafındaki kapıyı kullanarak göl kıyısına girdiyseniz, göl çevresindeki turunuzun şık bölümünün son tesisi Çobanoğlu. Adını, geniş bahçesindeki Çobanoğlu çeşmesinden alan bu tesis, kahvaltı, gözleme, ızgara çeşitleri ve sıcak-soğuk mezeleri ile sağlam bir mutfağa sahip.  Eymir gölü, genişçe akan ve kıvrımlarla ilerleyen bir nehre benziyor, haritadan baktığınızda. Bu yüzden, Çobanoğlu'nda otururken küçük bir göl görüyorsunuz. Göl kıyısındaki diğer tesisler ise Çobanoğlu'ndan görünmüyor.  İster bahçesinde oturun, ister soba ile ısıtılan içerisinde çok keyif alacağınızı düşünüyorum Çobanoğlu'nda. TRT tarafındaki kapıdan, yürüyerek ya da bisiklet ile, trafiğin tersi yön...