Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Bağışlanmış Hüzün, Nevzat Çelik

İkinci bölüme kadar sabırla okursanız,  üçüncü bölümle birlikte çarpıcı betimlemeler, derin ruhsal irdelemeler ve hesaplaşmalarla örülü bir romanın içine düşüyorsunuz. Nevzat Çelik’in ne yazık ki yeni baskısı bulunmayan romanı Bağışlanmış Hüzün ’den söz ediyorum. Sahaftan edinip bir İtalyan kasabasındaki yalnız gecelerime yoldaş ettiğim bu romanı, İstanbul’a dönmeden bitirdim. İlk kez blog yerine yapay zekâya anlatıyorum okuduklarımı. Belki de buraya bırakılan notların kaybolmayacağını düşünmek hoşuma gidiyor. Eğer şu an bu satırları blogda okuyorsanız, demek ki sonunda onları oraya taşımaya karar vermişim. Romanın ilk iki bölümünde kurulan yapı ve kullanılan dil zaman zaman rahatsız edici denebilecek kadar kaba, yalın ve sert. Fakat üçüncü bölümün ortalarından başlayarak roman bambaşka bir derinlik kazanıyor. Deyim yerindeyse elimden bırakamadım. Ve son sayfaya kadar ustalıkla gizlenen final… Gerçekten etkileyici. Ne diyeyim… Ellerine, aklına, yüreğine sağlık Nevzat Çelik.
En son yayınlar

yansımalar

Herkes için böyle midir, bilmiyorum. Kendimde fark ettiğimden bu yana değiştirebilmek için çaba harcıyorum. Neden bahsettiğimi merak etmişsinizdir.  Etmediniz mi?  Onca kelime ile ilginizi çekemediysem yazının devamını okumak için vakit harcamayın. Merak edenleri ise fazla bekletmeyeyim. Yazının başlığını irdeleyeceğim, ama önce biraz geriye gidelim.   Bir şeyleri yapmak tek başına yeterli gelmiyor çoğu kez. Gördüğüm, duyduğum, okuduğum, yaptığım "şey"leri anlatmak, paylaşmak istiyorum. Blog yazmaya başladığım senelerde, yani bu yazıyı okuyanlardan 20 yaşından küçük olanlarınız henüz doğmamışken, internette Türkçe içerik azlığına çözüm gibi ulvi bir amaç uydurmuştum, neden yazıyorsun diye soranlara. Dönüp baktığımda aslında o gün de bugün gibi yapıp ettiklerimin başkalarından yansımalarını arıyormuşum. Yansıma... Ne garip ve bir o kadar da ele verici bir kelime. Eskiden, internete modemlerin cızırtılı sesleriyle bağlandığımız, ekranların henüz cebimize girmediği zama...

Bir sezonun sonuna gelirken

Sezon başında, kadro genişliği ve kapasitesi bakımından zirveye oynayacak bir takım görüntüsü vermiyorduk. İlk haftalarda 1-0'larla biten maçlarla 3 puan alırken de bunun sürdürülemez olduğunu düşünenlerdendim. Bir ara neden olmasın diye düşünüp yazsam da bu sene, o sene olacağına pek inanmıyordum.  Son haftalarda üst üste puan kayıpları yaşamasaydık ligi ikinci bitirip şampiyonlar ligi ön elemelerine gitmek işten bile değildi. Gene de sezonun başarılı geçtiğini düşünüyorum. Fatih Tekke ile yeni sezonda, çok daha başarılı bir Trabzonspor izleyeceğimizi umuyorum.

kaydırmak

2026 yılında hâlâ blog okuyan kaldı mı, bilmiyorum. Soru cümlesinden "blog" kelimesini çıkartabileceğimizi düşününce, yanıt belli. Bırakın okumayı, kimse izlemiyor günümüzde. Hepimizin tek yaptığı kaydırmak.  Bir sonraki daha farklı olur umudu mu bilinmez, "akıllı" cihazların karşısında giderek "akılsızlaşan" bizler, kaydırmadan duramıyoruz. Karşımızda bizi bizden iyi tanıyan algoritmalar... Fazlasıyla savunmasız, çaresiz, bezgin... Biteviye kaydırıyoruz. Kaydırdığımız şeyin ne olduğunun da bir önemi kalmadı aslında. Bir saniye önce dünyanın öbür ucundaki bir felakete üzülüyor, yarım saniye sonra bir kedinin komik düşüşüne gülümsüyor, hemen ardından hiç tanımadığımız birinin filtrelerle kusursuzlaştırılmış sahte hayatına iç geçiriyoruz. Duygularımız bile bizim değil artık; ekrandaki piksellerin hızına yetişmeye çalışan, sürekli vites değiştirmekten motoru yakmış birer mekanizmaya dönüştük. Bilgi, eğlence, trajedi ve komedi... Hepsi birbirine karıştı ve ayn...

Leke / Nevzat Çelik

Nevzat Çelik'in adı tanıdık gelmeyebilir kimilerine ancak, Şafak Türküsü desem, yaşı yaşıma yakın olanlardan duymayan yoktur sanırım. Ahmet Kaya'nın besteleyip seslendirdiği Şafak Türküsü, Nevzat Çelik'in cezaevindeyken yazdığı bir şiir. Şairlerin kaleminden çıkan öykü ve romanları ilgiyle okuyorum. Şiirin edebi yapıtlar arasında özel bir yeri var bence. Kelimelerle hem duygulara hem uyuma hitabetmeyi başarmak kolay iş değil. Böylesine zorlu bir şeyi başaran şairlerin diğer edebi türlerdeki eserlerini merak ediyorum. Leke, farklı zamanlarda yazılmış dört öyküden oluşuyor. Zorlu koşullar altında yaşanılan ya da yarım kalan tutkuların, sevdaların öyküleri. İlk öykü, tek kişilik somya, 1984'te Bayrampaşa Cezaevinde kaleme alınmış. Kitabın son öyküsü Deniz ile Sezen ise 2004 tarihli. Esere adını veren Leke, diğer öykülerden gibi çarpıcı bir finalle bitiyor. Leke'nin ardından Nevzat Çelik'in Bağışlanmış Hüzün adlı romanını okumak istiyorum. Gemini'nin notlarıma ...

Belki Sonra Başka Şeyler De Konuşuruz / Semih Gümüş

Yapay zeka, çağımızın yadsınamaz bir gerçeği hâline geldi. Ödevlerden, çevirilere bir çok işimizi ona yaptırıyoruz. Sadeceozgur.com'da sadece  yapay zeka araçlarının hazırladığı içerik yok ve olmayacak. Ancak, yapay zeka araçlarının yeniden düzenlediği kimi yazılar mevcut. Bu yazıyla birlikte ise, başka bir şey denemeye başlıyorum.  Okuduğum kitaplara dair bloga eklediğim kısa notları, bloga aktarmadan önce Gemini'ye "okutup" onun yorumunu, kendi yazdığım bölümün altına Gemini yorumu olduğunu belirterek ekleyeceğim. Benim yorumumum: Semih Gümüş'ün Belki Sonra Başka Şeyler De Konuşuruz adlı romanını okudum. Doğa betimlemeleri, Sinan'ın 3 ay gözaltında gördüğü işkencelerin yol açtığı travmalar, köye ve içine çekilme çabaları ve tüm bunlara karşın "olmamış" bir roman. Sinan karakterinin gerçeklikten ve inandırıcılıktan uzak olduğunu düşündüm. Keza Mina karakteri de Sinan'ın kendi yazdığı romanda oluşturduğu bir karakter kadar yapay geldi.  Keşke bu ...

Sevgilinin Geciken Ölümü / Murat Gülsoy

Murat Gülsoy geç keşfettiğim yazarlardan. 2024 yılında Gölgeler ve Hayaller Şehrinde adlı romanını okuduğumda , ben de bir roman taslağı üzerinde çalışıyordum. Sevgilinin Geciken Ölümünü okuduğumda ise bir yazarlık atölyesinde bir süre eğitim almış ve yazarlığın büyülü dünyasını daha yakından görme fırsatı yakalamış birisinin gözüyle dolaştım satırlar arasında. Aşk, yaşam, ölüm, mitler... Tüm bu kavramları bir günde geçen bir anlatının içine yedirmek, bir mühendis hesabıyla tasarlanmış kurguda bir araya getirmek... Birbirinden çok farklı iki tarzdaki romanlarını okumuş birisi olarak Gülsoy'un diğer eserlerini merak ediyorum.